1. YAZARLAR

  2. İskender Kahraman

  3. Benjamin’in Planörü Gever Semalarında
İskender Kahraman

İskender Kahraman

Yazarın Tüm Yazıları >

Benjamin’in Planörü Gever Semalarında

A+A-

Paris, 19. Yüzyılda kapitalizmin, modernizenin ve gösterişin şehridir, hatta başkentidir. Sanayileşmenin ve teknolojinin ilerlemesi gerek Paris’te gerek diğer batı şehirlerinde insanların, bireyin eşya, sanat ve iktidar ile ilişkilerini, üretim şekillerini değiştirmeye, yeniden biçimlendirmeye başlamıştır.

Demir, mimaride yoğun olarak kullanılmaya, şehrin ortasında lüks, şatafatlı binalar inşa edilmeye başlanmıştır. Damları renkli camlardan oluşan, lüks ve değişik eşyaların satıldığı pasajlar peş peşe inşa edilmektedir.

Paris’in Valisi Hausmann, halk direnişlerinin kırılmasını sağlamak ve ileride herhangi bir isyan çıktığında barikatların kurulmaması için dar sokakları yerle bir ediyordu. Onların yerine meydanlar kadar geniş caddeler yapıyordu. Buralarda yaşayan yoksul halkı da şehrin kenar mahallelerine itiyordu. Yani, kovuyordu.

Böylece, Paris’in tarihi, sanatsal evleri yıkılıp yerlerine demir yoğunluklu lüks binalar, pasajlar yapılıyordu. Gaz lambalarıyla aydınlatılan ve damları rengârenk, parlak camlarla süslenen ve ışıklandırılan pasajlar göz kamaştırıyordu.

Lüks eşyaların, satıldığı pasajlar fuarların yapıldığı mekânlardı. Ayrıca fuarlar eşyaların, metaların sergilendiği hac yerleriydi. Benjamin’in dediği gibi tüm Avrupa o pasajları ve içinde satılan eşyaları görmek, onlara tapmak için adeta Paris’e akın ediyordu.

Teknolojinin ilerlemesi ve kapitalizmin şahlanmasıyla beraber sanat yapıtları/eserleri, müzik, resim vb. ürünler kopyalanmaya, seri şekilde üretilmeye başlanmış, bunlar sanat özelliğini kaybetmiş, birer ‘eşya’ birer ticari ‘meta’ya dönüşmeye başlamıştır. İnsanlar kendilerine yabancılaşıp yalnızlıklarına gömüldükleri gibi, kendi sokaklarına, kültürlerine ve geçmişlerine karşı da yabancılaşmaya başlamıştır.

Paris sokaklarında, pasajlarında sergilenen kopyalar, sahte sanat yapıtları, lüks eşyalar insanlara sahte bir düş, bir eğlence dünyası, sahte cennetler, yalancı bir mutluluk, bir ‘fantagorizma’ sunmaya başlamıştır.

Tüm bunların sahte bir düş dünyası olduğunu, bir aldatmacadan ibaret olduğunu söylemekte olan Benjamin, geçmişin tecrübeleri ve gerçekliğin peşine düşmüştür. Ancak geçmişin tecrübeleriyle ‘şimdi’yi birleştirerek mutluluğa ulaşabileceğimizi söyleyen Benjamin, bir planör gibi süzülerek Paris sokaklarında, semalarında dolaşmaktadır. Bazen bir hayalet gibi, bazen de acımasız bir gözlemci, bir eleştirmen gibi...

Şimdi, iki yüz yıl sonrasına, yani ‘şimdi’ye gelelim; ara ara Türkiye, İran, Irak’taki Kürt şehirlerini dolaşıyorum. Parça parça edilmiş Kürtlerin kültür zengini kadim ülkesini...

O şehirlerde yaşayan insanların yaşamlarını, sosyolojik özeliklerini, davranış biçimlerini, ilişkilerini gözlemliyorum. ... Bu şehirlerden biri de büyüdüğüm şehir olan Gever, Türkçeleştirilmiş ismiyle Yüksekova...

Bu günlerde Gever’in sokaklarında, dağlarında, semalarında bir gözlemci, eskiyi arayan bir hayalet gibi dolaşıyorum. Çamurlu ve tozlu sokaklarını, eski, Kürtçe isimlerinin abuk sabuk Türkçe isimlerle değiştirilen mahallerini, köylerini, dağlarını, derelerini, geziyorum.

Abuk sabuk binalarını, insanlarını, onların sevinçlerini, acılarını gözlemliyor, hikâyelerini dinliyorum. Benjamin’in ruhuyla ve onun Planörü gibi...

2015’te yıkılıp yakılan şehir yeniden sözde dirilmeye çalışıyor. Yine abuk sabuk, bahçesiz, çiçeksiz, ağaçsız ve ruhsuz binalar yapılarak... Ne bir sosyal, kültürel tesis, ne bir ağaçlandırma, ne bir çiçeklendirme ne de herhangi bir park...

Her yerde beton binalar, beton bariyerler, kameralar ve beton suratlı güvenlikçiler...

Aniden leş kargaları gibi her köşe başında, her sokakta, burnumuzun dibinde ne idüğü belli okyanus ötesi, büyük market zincirlerinin, AVM’lerin türemesi de başka bir heyehula...

İki bin yıllık Paris 17 yıl içerisinde yerle bir edilip yerine o yeni yapılar, pasajlar kuruldu. Binlerce yıllık kültüre sahip Gever’de ise yakılıp yıkılma ve zincir marketlerin, AVM’lerin her köşe başında türemesi neredeyse 17 ay sürdü.

O dönemde Paris’in zorba Valisi, beton yüzlü Hausaman Paris’in eski, tarihi, sanatsal binalarını yıkıp yerine ‘sanat’ ‘yeni mimari’ adı altında lüks, şatafatlı, çarpık binaları yapıyordu. Haussmann, aslında Paris insanlarının ruhlarını, hayallerini, binlerce yıllık geçmişlerini, tarihlerini yıkıp ve onları sonsuza dek betona ve demire gömüyordu.

Şimdi burada da her şeyin ismi manasız, ruhsuz, alakasız Türkçe isimlerle değiştirilmiş, özünden, tarihinden, ruhundan koparılmış halde, doğal güzellikler, su kaynakları, madeni zenginlikler talan, yok ediliyor. İnsanları, tarihi, dili; keçileri, keklikleri, bitkileri, yabani hayvanları, doğal güzellikleri...

Çarpık, renksiz, bitkisiz, ruhsuz binalar yapılıyor. İnsanların binlerce yıllık kültürleri, geçmişleri, tarihleri ve hayalleri betonların içine karıştırılıyor, betona gömülüyor.

Ama her ne kadar binalar, çarpık çurpuk olsa da, yeniden dirilebiliyor olsa da insanlar dirilemiyor. Mutasyona uğramış bitkiler gibi... Yüzlerindeki solukluk, bıkmışlık, küsmüşlük ve hayal kırıklığı...

Özünden koparılmaya çalışılan insanlar bir şeylerin düzelebileceğine inanmıyor artık. Çoğu, kısa zamanda zengin olmanın, olabilmenin, yani ‘köşeyi dönüp kendini kurtarma’nın hayalinde ve öğrenilmiş/öğretilmiş çaresizliğin pençesinde... Hemen her anlamda üretim sıfır... İçe doğru patlamaya giden öfkeli bir sel gibi...

Devlete karşı derin bir inançsızlık, kızgınlık, küslük var. Kürt siyasal hareketlerine karşı da dile getirilemeyen bir hayal kırıklığı... Veya belki de, ‘oysa bizimkiler de hata yapıp tuzaklara düşüyorlarmış’ gerçekliğinin şoku...

‘Benim babam senin babanı döver’ güveni, fakat babanın çocuklarının gözü önünde dayak yemesi gibi...

‘Çocuğum, evladım veya benim adamım hata yapmaz’ inancı, fakat hata yapmasının neden olduğu hayal kırıklığı gibi...

Tocqueville'in yüz yıl önce yaptığı çözümlemenin geçen zaman içinde tümüyle doğru olduğu ortaya çıktığı gibi: ‘Özel kültür tekellerinin egemenliği altında ‘tiranlık, bedeni özgür bırakır fakat saldırısını ise dosdoğru ruha yöneltir.’

Hausmann’a gelince; Paris Valisi, beton ruhlu Hausmann, şehri yerle bir etmiş, Paris’in caddelerini ileride barikatlar kurulmaması için gereğinden fazla geniş yapmıştı fakat 1870’ler gelip çatığında tüm dünya oraya, geniş Paris caddelerine odaklanmıştı. Caddelerden daha büyük barikatlar kurulup, Hausaman’ın ruhu insan selleri tarafından silinip süpürülmüştü. Onu vali olarak atayan İmparator lll Napolyon ise tahtan indirilip Cumhuriyet’e geçilmişti. Ve o günden sonra Paris, Parislilerin oldu...

Bu yazı toplam 23538 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
6 Yorum