1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Iğdır Belediyesi Eş Başkanları ile Röportaj: Iğdır Kürdistan'ın kalbi olabilir
Iğdır Belediyesi Eş Başkanları ile Röportaj: Iğdır Kürdistan'ın kalbi olabilir

Iğdır Belediyesi Eş Başkanları ile Röportaj: Iğdır Kürdistan'ın kalbi olabilir

Iğdır Belediyesi Eş Başkanları Av. Murat Yikit ile Av. Şaziye Önder Yüksekova Haber Sitesi Genel Yayın Yönetmeni Erkan Çapraz'ın sorularını yanıtladı.

A+A-

RÖPORTAJ: ERKAN ÇAPRAZ / YÜKSEKOVA HABER

- Sayın Yikit ilk soruyu size sorarak başlamak istiyorum. Dönemin Devlet Bakanı Cemil Çiçek, DTP Iğdır Belediyesi'ni aldığında "Iğdır'ı da aldılar. Kürtler Ermenistan sınırına dayandı" demişti. Çiçek'in tabiriyle 'Ermenistan sınırına dayanan' Kürt siyasi hareketi veya partisi Iğdır'da şuanda ne güçte?

Av. Murat Yikit: 2009 yılında DTP'nin Iğdır'ın yerel seçimlerde iktidar olması, 80 yıllık bir hegemonyanın, iktidar zihniyetinin, sağcı bir anlayışın yıkılması ve bu işin hükümet kanadıyla bakanlık sözcüsü düzeyinde dile getirilmesi durumun ne kadar büyük bir etki yarattığını ortaya koyuyordu. Çünkü Iğdır gerçekten kozmopolit ve coğrafi yapısıyla çok önemli bir kent. Bu kent sadece Kafkasya'ya ya da sadece Orta Asya'ya açılan bir kent değil aynı zamanda Türkiye'nin en büyük kapısı. Çünkü bir tarafında Ermenistan, bir tarafında İran ve bir tarafında Azerbaycan, Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'ni sınır edinen, dünyanın sayılı üç ülkeye sınır kentlerinden bir tanesidir. Bu anlamda tabiki burada yerel yönetimlerde DTP'nin, Kürt Siyasal Hareketi'nin kazanmış olması çok ciddi bir cevap oldu. Iğdır'a hükümetin, devletin ve sistemin biçtiği rolü gerçekten iyi algılamak lazım. Iğdır Kürt ve Azerilerin birlikte yaşadığı bir kenttir. Yine etnik yapısının yanında dini öğeleri itibari ile de mezhebi açıdan Sünnilerin ve Şiaların birlikte yaşadığı bir kenttir. Bugün yaşadığımız Ortadoğu coğrafyasındaki sürece baktığımızda, sistemin o zaman neden bu kadar tepkisel yaklaştığını daha iyi anlayabiliyoruz. Çünkü burası gerçekten sistemin elinde tutmak istediği bir alan ve bu alan halkın iradesiyle el değiştirdi. Aynı zamanda Iğdır'ın kozmopolit yapısı Kürt Siyasal Hareketi'ne şöyle bir fırsat veriyor; biz yıllardır demokrasiden, çok kültürlülükten, çok dillilikten, inançların serbest şekilde yaşanmasından dolayı gerçekten bu ülkede demokrasinin hiçbir zaman uygulanamadığını bütün alanlarda dile getirmiş bir hareketin temsilcileriyiz. İşte Iğdır'da biz bunun başarılabileceğini, Kürdistan'ın bu kentinde yaşayan herkesin alan bulabileceği, bu kentte yaşayan bütün renklerin kendisini temsil edebileceği, bu kentte yaşayan bütün dillerin yaşam alanı bulabileceğini ve bu kentteki etnik ve dini yapıya bakmaksızın bütün insanların birlikte yaşayabileceğini ıspatlayabiliriz. Bir pilot bölge. Özcesi şu, demokratik özerkliği inşa etme noktasında Iğdır Kürdistan'ın kalbi olabilir. Çünkü demokratik özerkliğin özünde de birlikte yaşam var. Biz bir Amed'de, Ağrı'da, bir Muş'ta bu anlamda belki demokratik özerkliği inşa ederken toplumun ortak olan sorunlarına cevap olabilir, toplumun ortak olan sorunlarının cevabını ortaya koyabiliriz ama burada birlikte yaşamak isteyen toğlumların sorunlarını ortaklaştırma, çözümlerini ortaklaştırma konusunda çok ciddi bir avantaja sahibiz.

igdir4.jpg

'IĞDIR'IN KADINLARLA İLGİLİ BİR KİMLİĞİ YOK'

- Sayın Önder, PKK Lideri Sayın Abdullah Öcalan'ın avukatısınız. Aynı zamanda Iğdır'ın da ilk kadın belediye eş başkanısınız. Şüphesiz her iki görev de önemli misyonlar yüklüyor size ama seçim döneminde vermiş olduğunuz bir mülakatınızda 'Türkiye, kadının gücünü Iğdır'dan hissedecek" demiştiniz. Iğdır'da kadınlar için şu ana kadar neler yapabildiniz veya projeleriniz nelerdir?

Av. Şaziye Önder: Her iki görev de dediğiniz gibi ciddi bir sorumluluk. İşte kadın temsiliyetini sağlamak, ilk kez eşbaşkanlık sistemi uygulanıyor. Iğdır biraz siyasi anlamda önde olan bir yer. Kültürel açıdan da yoğunluğun olması, Kürt, Azeri, Terekeme, Dağlı gibi farklı etnik grupların olması sebebiyle biraz daha kadın dışarıda aslında. Ama mahlledeki kadın ne kadar dışarıda onu biz daha yeni yeni öğreniyoruz. Kobanê'deki olayların başlamasıyla birlikte aslında bütün gücümüzü o tarafa çevirmemizden kaynaklı belki çok da fazla birşey yapamadık. Bunun öz eleştirisini de veriyoruz. Belki bütün savaş koşullarını içinde yer aldığımız siyasi faaliyetler, işte halen yürüyen bir ateşkes olsa bile Suriye, İran, Irak'ı biz dışımızda görmediğimiz için yürüyen savaş koşullarına alışmamız hem de sosyal projelerimizle bunu desteklememiz gerekiyordu. Bu konuda ciddi bir eksikliğe düştük. Iğdır'ın kadınlarla ilgili bir kimliği yok. Iğdır'daki kadın baskı altında mıdır, şiddet mi görüyor, sosyal yaşamda dışarıda mı veya siyasi faaliyetlerde öne çıkabiliyor mu? Buna ilişkin şuanda bir çalışma yürütüyoruz. Mesela Batman'dan bahsederken işte oradaki kadın intihar ediyor, başka yerden bahsederken şuradaki kadın şunu yapıyor diye olumlu veya olumsuz bir kimlik oluşturulmuş ama Iğdır'a ilişkin böyle bir kimlik yoktu. Biz şuanda onu tespit etmeye çalışıyoruz. Birebir yağtığımız toplantılarda belki kadınlar sorunlarını dile getiyordu ama bütün Iğdır'da Azeri, Kürt, Terekeme farklı etnik yapıya sahip olan kadınların durumu nedir diye çok fazla bir çalışma yürütmemiştik, şuanda bir haftalık süredir bunun üzerine çalışıyoruz. Iğdır'daki kadın ne isteri önce ortaya çıkarmamız gerekiyor. Iğdır'daki kadın ne yapmak istiyor? Ekonomik anlamda güçlenmek mi istiyor, siyasal anlamda mı veya kültürel anlamda mı birşeyler yapmak istiyor? Kendisini nasıl ayakta tutmak istiyor bir çalışma yürütüp proje geliştirmek istiyoruz. Mesela bizim bir kadın emek pazarımız var. Bizden önceki arkadaşların başlatmış olduğu ve bizim devam ettiğimiz bir proje. Çok yoğun ilgi yok. Bulunduğu koşullardır belki sebebi. Mesela bir çadır içerisinde kış koşullarında getirip el emeğini sergilemek biraz zor. Her türlü şartı sağlamaya çalışıyoruz ama bir çadır içerisinde kadın emek pazarı kurmak da aslında belki bir adım olarak iyi ama sahip çıkmamak, onları daha iyi bir koşul oluşturmamak da bizim eksikliğimiz. Buna ilişkin bir proje sunduk ama henüz bir cevap da çıkmadı. Çok da birşey beklemiyoruz açıkçası. Biz kendimiz üretip kadınlarla birlikte birşeyler yapmak istiyoruz. İşte hangi mahallede ne yapabilirz, tespit edip onun üzerine kadınlarla birlikte ortaklaşa birşeyler yapmak istiyoruz. Açıkçası kadına ilişkin somut şunu yaptınız mı deseniz hayır yapmadık. Bu hepimizin ciddi bir eksikliği.

igdir3.jpg

"ÖNCEKİ YÖNETİMLER KÜRT MAHALLELERİNE HİZMET GÖTÜRMEMİŞ"

- Sayın Yikit, DTP ile birlikte, 80 yıl sonra ilk defa Iğdır Belediyesi'nde iktidar veya sistem partileri dışında bir parti yönetime geldi. Siz o parti çizgisinin ikinci yönetimisiniz. Görevde bulunduğunuz 10 ay içerisinde neler yaptığınızı kısaca anlatır mısınız?

Av. Murat Yikit: Mart 2014 seçimleri ile beraber ikinci dönemimizi devraldık. Bizim burada en büyük sorunumuz aslında Kürdistan'daki bütün kentlerde yaşanan alt yapı sorunlarıdır. Maalesef belirttiğiniz gibi 80 yıllık bir iktidar partilerinden devralmış olduğumuz belediyeciliğin bugüne kadar toplumlar arasında ne kadar ciddi bir ayrışma, ne kadar ciddi bir ötekileştirme yarattığını görebiliyoruz. Çünkü bir taraftan Kürt kesimi, bir taraftan Azeri kesimi ama buraya giden hizmetlerin hiçbir şekilde eşit olmadığı, tamamen bir kesimin korunduğu, diğer kesime hiçbir şekilde hizmet gitmediğinden kaynaklı 80 yılın bir birikmişliği var. Biz aslında Kürtler açısından 80 yıl gerisinden başlıyoruz. Yani Belediyecilik hizmetlerinden faydalanma noktasında 80 yıl geriden başlıyoruz. Maalesef biz halen daha yeni 2009'dan sonraki bazı çalışmalar ve bizim devamını getirdiğimiz bazı çalışmalarla alt yapı sorununu daha yeni yeni çözmeye çalışıyoruz. Yine yol sorununu yeni yeni çözmeye çalışıyoruz. Düşünebiliyor musunuz biz halen imar sorunundan kaynaklı, geçmiş yıllardaki yönetimlerin bir şekilde ilgilenmediği ve çözmek istemediği Kürt yerleşim alanlarının imara açılmasından kaynaklı insanlarımıza içme suyunu sokak çeşmeleri vasıtasıyla götürmeye çalışıyoruz. Böyle bir sıkıntı ile mücadele ediyoruz. Ama çok ciddi bir yol aldık. Bu 10 aylık çalışma süremiz ve önceki çalışmaları da değerlendirdiğimizde biz ciddi bir alana hizmet götürdük. Bununla birlikte doğalgaz sorunu var. Iğdır şehir olarak Türkiye'nin en yüksek hava kirliliği oranına sahip olan ili. Dünyada da sayılı iller arasında. Hava kirliliği öyle bir aşamaya geliyor ki Iğdır'da son zamanlarda yaşanan ölümlerin %90'ı kanserden. Hem Iğdır'ın çukur olması, hava sirkülasyonunun olmaması, yanı başımızda nükleer santralin olması gibi faktörler bir araya gelince çok ciddi bir hava kirliliği var. Doğalgaz ile ilgili çok ciddi çalışmalarımız oldu. Şuanda artık proje aşamasına geldik. Bizim yapmış olduğumuz çalışmalar sonucunda içinde bulunduğumuz 2015 yılının Aralık ayından itibaren kentin bir bölümüne doğalgaz verebilecek seviyeye geleceğiz. Yine geri kalmış, hizmet gitmemiş mahallelerde sosyal donatı alanlarının olmadığı, sosyal yaşam alanlarının hiçbir şekilde yapılmadığını fark ettik. Bunun için elimizde mülkiyeti DSİ'ye ait T14 olarak tabir ettiğimiz bir tahliye kanalı var. 4 kilometre uzunluğunda, yer yer 70 metre genişliğine varan bir tahliye hattı, 5 mahalleden geçiyor. Bu mahallelerimizle ilgili ciddi projelerimiz var. Yeşil alan, yürüyüş ve bisiklet parkuları bununla ilgini şuanda proje aşamsını bitirdik yakın süre içerisinde Avrupa'ya gidip konu ile ilgili bazı temaslarda bulunacağız. İçerisinde bulunduğumuz Belediye meydanılya ilgili bir çalışmamız var. Her kentin bir vizyonu, bir meydanı vardır. Iğdır aslında ova yapısı itibariyle, kent meydanı yapılmasına müsait. Ama geçmişteki imar anlayışımız, şehircilik anlayışımız buna çok fazla müsade etmemiş. Belediye ana binası dahil buna bir engel teşkil ediyor. Bununla ilgili de ortaklaştığımız bir husus var. Burayı bir kent meydanına çevirmeyi ve halkın ortak kullanımına tahsis etmeyi düşünüyoruz.

igdir7.jpg

'YEŞİL IĞDIR'

- Sayın Önder, Iğdır ili önceleri yeşilliği ile bilinirdi. Ben Iğdır'a gelirken çarpık kentleşme dikkatimi çekti. Yeşil alanların yok edildiği görülüyor. Bu duruma karşı ne gibi tedbirler aldınız veya ne gibi projeleriniz var?

Av. Şaziye Önder: Biz şuanda yeni bir imar planı yapıyoruz. Ova olmasından kaynaklı herkes 2-3 dönüm başına bir ev yapmış. 93'te köylerin boşaltılmasıyla birlikte köylerden kente doğru çok ciddi bir göç yaşanmış. Iğdır tarım ve hayvancılık alanında kendisini finanse edebilecek bir kentti. Tarım alanları gittikçe yok edildi. Belki yüzlerce köyden bahsedebiliriz. Birden bire şehre bir hücum. Herkesin bulabildiği yere derme çatma bir ev kurmasıyla birlikte gerçekten çarpık bir kentleşme meydana gelmiş. Bunun önüne nasıl geçebiliriz? Yeni yaptığımız planda kentleşmeye açılmış olan, mevcut haliyle kentleşmenin yoğunlaştığı yerleri kentleşme alanı olarak seçmek, tarım alanları ve bir kısım mera veya hazine arazilerini şuanda yapılaşma olmadığı yerleri de kent alanlarının dışına çıkarmak. Ve tekrar insanları tarıma veya hayvancılığı alıştırmak, yaylacılığa alıştırmak. Bir dönem Iğdır'da şöyle bir şey izlenmiş; Doğubeyazıt'ta olduğu gibi kaçak kültürü yerleştirilmeye çalışılmış. İnsanlar ellerinde avuçlarında ne varsa herşeyi satmış. Bir tane kamyon veya Tır almış. Bir gün içerisinde çok sıcak parayla tanışmış. Bütün mal varlığını oraya yatırmış. Öncesinde devlet buna teşvik etmiş. "Kapı açık istediğin kadar gidip gelebilirsin" demiş. Sonra bir kota konulmuş. Yavaş yavaş belli bir tekelleşme meydana gelmiş. Dönemin Valisi, ileri gelenlerinin oluşturduğu bir kaçak güzergahı işte kendileri de faydalanmış bundan. Çok ciddi de rant elde edilmiş. Ama yoksul köylü ne yapmış? Elindeki herşeyi bir kamyona yüklemiş, bununla günlük 100 dolara, 200 dolara kendini zengin zannediyor. Bir süre sonra kapı tamamen kapatılmış, kaçağın yolu tıkanmış. Sadece tekelleşen birkaç kişinin eline geçmiş. Şimdi ne oldu? Elinde kamyonu kişi bunun vergisini bile ödeyemez duruma geldi. Geri döndüğünde artık tarlası, bağ bahçesi de kalmamış. Artık hayvancılık yapılmıyordu çünkü yayla yasağı var. Ne yapacak Iğdır'da tükenip kalacak. Çok lokal yerlerde halen hayvancılık yapanlar var. Bu da ciddi bir sorun. Iğdır'da neden yeşillik yok? Iğdır'da kavak ağaçları çok fazlaydı. Polenlerden kaynaklı insanlarda belirli hastalıklar oluştu. Buna ilişkin bir karar alınarak Iğdır'daki bütün kavak ağaçları kesildi. Kesilince de çorak bir görüntü meydana geldi. Iğdır'daki insanlar ağacı çok sever. Köyde yaşayan insanlar eline bir çubuk bulsa onu hemen yere diker. Gittikçe bu kültür de azalmış. Çünkü artık köylülükten çarpık bir kentleşmeye doğru gidilmiş. İnsanlar işte ne kadarını daha bina yaparımın peşine düşmüş. Artık ağaç onlar için çok önemli olmamış.

Iğdır içerisinde 2000'li yıllara kadar kanal varken şuanda biz kanalları bulamıyoruz. Bir süre sonra sırf kentleşme adına, bina yapma adına bu kanallar kapatılmış. Iğdır'da çok ciddi bir hava kirliliği var. Ağaç yok, su yok ve çanak dediğimiz türden bir şehir burası. Hava kirliliği olduğu gibi aşağı çöküyor, bu da çok ciddi hastalıklara neden oluyor. Bizim daha öncesindeki imar planında parklar yapılmış. Ama bizim çok benimseyebileceğimiz türden değil bu parklar. Küçük yerler, bir çocuk oyun alanı kurabileceğiniz yerler. Tamamen betona dayalı bir şehirleşmeye dair yapılmış planlar. Bizim şuanda yapmış olduğumuz planda daha geniş alanlar var. Belki 1000-2000 ağaç dikebileceğimiz geniş alanlar tasarlıyoruz. Şuanda TEDAŞ'ın bir çalışması vardı. Bütün refüjlerimizde ağaçlar vardı ama kazılar yapıldığı için şuanda böyle bir kaybımız da var. Bizim bu yıl içerisinde düşündüğümüz, çok ciddi anlamda yeşil alanları yeniden canlandırmak, ağaç dikimini yeniden sevdirmek, teşvik etmek ve hazırlamış olduğumuz imar planı içerisinde de kesinlikle yeşil alanların olmasına dikkat etmek. Mesela bir bina dikilecekse bunun belli bir bölümünü ağaçlandırmasını isteyeceğiz.

muratyikit.jpg

'AKP ZİHNİYETİ COLEMÊRG, IĞDIR VE DERSİM'DE MAHKUM EDİLDİ'

- DBP veya HDP'nin AKP dışında MHP ile yarıştığı tek il Iğdır. Yaklaşan genel seçimlerde sizce Iğdır'da sonuçlar ne olur? HDP'nin baraja karşın seçime parti olarak girme kararını nasıl değerlendiriyorsunuz Sayın Yikit?

Av. Murat Yikit: AKP zihniyetinin mahkum edildiği başlıca illerden biri Iğdır'dır. Dersim, Colemêrg ve Iğdır illeri gerçekten de AKP anlayışının mahkum edildiği alanlardır. Dersim'de geçmiş dönemden gelen bir kemalizmin etkisiyle CHP'nin orada halen kendisini yaşatıyor olmasının bir etkisi var. Hakkari'de Colemêrg'de tamamen halkın kendi iradesini olduğu gibi yansıtmış olmasının verdiği bir etki var. Iğdır'da biz yerel seçimlerde %45 oy aldık. MHP %42 oy aldı. Her iki parti açısından da çok ciddi bir oran. Ama bunun genel seçimlere yansıması biraz daha farklılaşabiliyor. Çünkü yerel seçimlerde maalesef çok milliyetçi bir hava, çok milliyetçi bir söylem ortaya gliyor. Iğdır'da özellikle röportajın başında da belirttimiz gibi 80 yıllık anlayıştan insanların kendini bir anda kurtarması ya da o anlayışın vermiş olduğu avantajları ellerinden kaçırmış olması çok ciddi bir öfkeye sebep oluyor. Bu öfke milliyetçilik söylemleri ile kendini dışa vuruyor. 2014 yerel seçimlerinde toplum içerisinde hiçbir şekilde kabul görmeyen ve bunu milletvekillilik düzeyinde seslendiren, Kürtlerin değerlerine hakaret, Ehmedê Xanî gibi bir değere hakaret, "ne idüğü belirsiz" gibi toplumun kabul etmeyeceği bir tabir kullanmak. Ya da halk içerisinde "Kürtler belediyeyi 5 yıldır kullanıyorlar, belediyeyi kirlettiler. Biz seçimi aldığımızda buraları temizleyeceğiz, yıkayacağız, dezemfekte edeceğiz" gibi sanki haramı helale çeviriyor gibi bir şeyle... Bu söylemler yerel seçimde insanların tercihini etkiliyor. Fakat genel seçimlerde şu gerçekliğimiz var; bizler şuana kadar Iğdır'da hiçbir Genel Seçimi kaybetmedik.

'HALKIMIZI BARAJ KONUSUNDA CESARETLENDİRMEMİZ GEREKİYOR'

Kürt Siyasi Hareketi'nin HEP süreciyle beraber Iğdır'daki seçim sonuçlarına baktığınızda bütün bu seçim dönemlerinde Iğdır iradesini ortaya koyabilmiştir. Baraj sorunu yaşamadan, baraj psikolojisi yaşamadan 92 olsun, 99, 2002, 2004, 2007, 2009, 2011, 2014 bütün bu tabloları önümüze koyduğumuzda Iğdır halkının her dönem iradesine sahip çıktığını görebiliriz. Bu dönem de yine iradesine sahip çıkma konusunda halkımızın hiçbir tereddüt yaşamayacağını çok rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu dönemde bir avatajımız var. Biz bu dönemde seçime parti olarak giriyoruz. HDP çatısı altında giriyoruz. Bu bize çok ciddi bir avantaj getiriyor. Bugüne kadar gerçekten sadece Kürdistan'da değil, Anadoluda'da bizim emeğimiz, bu halkın emeğini hırsızlayan siyasetçiler türedi. En yakın örneğini 2011 seçimlerinde Amed'de gördük. Hatip Dicle'nin vekilliğinin düşürülmesiyle Hatip Dicle'nin onda biri oranında oy almış ve ondan öncekiler de yine aynı şekilde bu bağımsız olarak seçime girmiş olmanın bir devazantajıydı. Ama artık bağımsız bir şekilde seçime girmiyoruz. Parti adıyla giriyoruz. ve 550 adayla giriyoruz.

igdir5.jpg

Kesinlikle halkımızı baraj konuda açık ve net bir şekilde cesaretlendirmemiz gerekiyor. Çünkü bizim bir baraj sorunumuz yok. Bizler parti olarak seçime girdiğimiz zaman öncelikle şöyle bir avantajımız var: Geçmiş yıllarda bağımsız adaylarla seçime girmiş olmamızdan kaynaklı sadece Türkiye'nin ve Kürdistan'ın belirli alanlarnda aday gösteriyorduk. Özellikle Türkiye'nin, Anadolu illerinin çoğunluğunda aday göstermiyorduk. Burada bu halkın mücadelesini destekleyecek HDP çatısı altında kendi temsiliyetini bulabilecek yüz binlerce insan var. İşte parti olarak gttiğimizde bu seçmenlerimize doğrudan ulaşabiliyoruz. Bu dönem, yurt dışında bulunan seçmenlerimiz oy kullanacaklar. Bizler gerçekten bugün diasporada olan Kürtleri hesaba kattığımızda, diasporada olan diğer halkları Türkler olsun, Ermeniler olsun, Boşnaklar, Çerkezler, Araplar Türkiye'deki siyasal rejimden kaynaklı bugün diasporada yaşayan bütün halkların seçime geri dönüşü noktasındaki katkısı tamamen HDP'nin lehine olacaktır. Büyük şehirlerde özellikle çok ciddi oy artışları olacağına inanıyoruz. Bu sadece bugün geldiğimiz noktada parlementoda temsil edilmemek gibi bir riski eğer yüksek bir risk olarak görseydik zaten bunu halkın önüne getirmek gibi bir siyaset yanlış bir siyaset olurdu.

'IĞDIR'DA 2 VEKİLİN 2'SİNİ DE ALACAĞIZ'

Şuanda barajı geçme ihtimalimiz ve barajın üzerinde oy alabilme ihtimalimiz çok yüksek bir oran olduğundan dolayı hareketimizin ve siyasal örgütlerimizin almış olduğu ortak karardır. Şunu açıklıkla dile getirmemiz gerekiyor, biz şuanda Iğdır'da 2 vekilin ikisini de çıkarmayı hedefliyoruz. Bir garanti, ikiyi zorlayalım değil iki vekilin ikisini de alacağız. Çünkü Iğdır'da geçmiş dönemlerdeki oy potansiyelimiz, siyasal tercihlerimiz elbette ki adayların da bu konudaki katkısı ve hareketin bu halka verdiği güven gerçekten bu konuda sadece Kürdistan'da değil, Türkiye'nin diğer alanlarındaki illerinde de çok güçlü bir cevap bulacaktır. Çünkü 13 yıldır artık yıpranmış olan bir iktidar var karşımızda. Genel Başkanı olmayan bir parti var AKP. Vizyon sahibi olmayan bir Başbakan var. Ve 13 yıldır AKP karşıtlığı dışında hiçbir muhalefet üretmemiş 2 tane muhalefet partisi var. Toplum artık bunu çok iyi değerlendiriyor. Toplum bir arayış içerisinde. Bu mesajı aslında 2014'teki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde verdi. Bu mesajın iyi okunduğunu düşünüyorum. Bizler inanıyoruz ki Haziran seçimleri ile beraber gerçekten Kürdistan'da ve Türkiye'de çok farklı bir tablo ve çok farklı bir meclis aritmetiği karşımıza çıkacak.

saziyeonder.jpg

'KÜRTLERLE AZERİLER ARASINDA BİR SIKINTI YOK'

- Sayın Önder son soruyu size sormak istiyorum. Iğdır'da farklı etnik Unsurlar bulunuyor dediniz. Iğdır'ın bu yapısına karşın belediyecilik anlamında nasıl bir politika izliyorsunuz, bu durum nasıl sonuçlar ortaya koyuyor? Ayrıca seçim barajı konusunda sizden de bir değerlendirme yapmanızı istiyorum.

Av. Şaziye Önder: Iğdır çok renkli bir yer. Kürt-Azeri çatışması gibi bir şey geliştirilmek istendi. Bizim açımızdan hiçbir zaman geçerli olmadı. Belki seçim dönemlerinde hortlatılan birşey. Ama Kürtlerle Azeriler arasında sosyal anlamda aslında bir sıkıntı yok. Tamamen siyasilerin siyasi rant elde etmek adına kullanmış olduğu bir politikadır. "Kürtler geliyor, Yezidler geliyor kendinizi koruyun, kollayın" diyorlardı. Ama halk olarak baktığımızda aslında kaynaşan bir halk. Özünde birbirine düşman olmayan bir halk aslında. Ben de Kürt, Azeri, Dağlı, Yerli diye adlandırılan insanların yaşadığı 150 hanelik bir köyde büyüdüm. Bizim de bir sorunumuz yoktu. Her iki dili birlikte öğreniyorsunuz. Birbirinizden birçok şey öğreniyorsunuz. Biz bu devletin ortaya attığı politikanın önüne geçmek için uğraş veriyoruz. Bunun üzerinden bir siyaset yürütmek istemiyoruz. O tuzağa gelmek istemiyoruz ama zaman zaman düşmüyor muyuz, bizler de düştük belki seçim dönemlerinde. Bunun öz eleştirisini vererek yolumuza devam etmemiz gerekiyor. Bizden önce de belediye bizdeydi. Ama ben geldiğimde işte 'Abdullah Öcalan'ın avukatı' deyince Azerilerde şöyle bir şey uyandırdı, 'Bir Kürt Halk Önderinin avukatıdır, kesin milliyetçidir' gibi söylemler yayıldı. Çok radikal olacağımı düşünenler oldu. Bize sempati duyan Azeri grupları ve farklı etnik grupları kaçırmak adına üretilen bir politikaydı. Ama ben seçimi kazandığım gün kürsüden hem Kürtçe hem de Türkçe konuşmamı yaptım. Bütün seçim boyunca kendi mahallelerimizde biz propaganda yapıyorduk. Azerilerden diyelim ki 5 kişi varsa dilimizi anlamıyorsa dönüp Türkçe konuşuyorduk. Toplantılarımızı Türkçe alıyorduk. Bütün seçim boyunca da aslında o aradaki duvarı kırmak için çok uğraş verdik. Şöyle bir gerçek de var, Iğdır'ın Azerilerin yaşadığı bölümüne 80 yıl boyunca böyle bir zihniyet egemen olduğu için daha çok hizmet gitmiş. Şehrin göbeğindeki bir Kürt mahallesinde henüz imar bile yokken Azerilerin yoğun olduğu bir yerde bakıyorsunuz ki emlak fiyatları almış başını gidiyor. Hakkaniyet açısından düşünürsek o zaman eşit seviyeye getirmemiz gerekiyor. Belki, "Kürt mahallesine daha çok hizmet götürülüyor" deniliyordur hayır Kürt mahallesine daha çok yatırım yapılmıyor hiç olmayan bir şey yapılmaya çalışılıyor. Yolu yok mesela. Bunu yapmadan diğer tarafa asfalt yapmamızın hakkaniyetle bir bağı olmaz.

igdir6.jpg

'BİZİM İÇİN BU BELEDİYENİN KAPISINDAN GİREN HERKES BELEDİYENİN SAHİBİDİR'

Kültürel anlamda Azerice birşeyler yapmak istiyoruz ama bazen "biz Türküz" gibi bir tepkiyle karşılaşıyoruz. Doğrudur siz Türksünüz ama bir diliniz var. Bir lehçeniz var sonuçta. Bunun bir renklilik olduğunun çok farkında değil insanlar. Onlara kendi kültürlerini de hatırlatmaya çalışıyoruz. Burada bir Azeri gerçeği var. Şiiler Caferi mezhebindeler ve bu bizim için iyi bir renklilik. Aşure ayında Kürtler de katılıyor. Yaslarına saygı duyuyoruz, her türlü desteği de sunuyoruz. Bizim için bu belediyenin kapısından giren herkez bu belediyenin sahibidir. Bu Kürt de olabilir, Azeri de olabilir, Terekeme biri de olabilir, yabancı biri de olabilir. Bizim için herkez eşittir. Eşit düzeyde bir hizmet vermek istiyoruz ve şuanda bunu sağlamaya çalışıyoruz. Mesela bir festivalimiz var biz Ermenistan'dan da Azerbaycan'dan da sanatçı getirmeyi düşünüyoruz. İsterdik ki Ermeniler de bugün burada yaşasın ama yoklar ve son kalıntıları olan evler de tahrip edildi, yıkılmaya çalışılıyor. Onları da korumak isteriz. Sanırım Valiliğin de bu anlamda çalışmaları var. Renklilikten korkmamak gerekiyor. İnsanlar ancak konuşarak, birbirine dokunarak birbirlerini anlayabilirler. Bana başta gösterilen tepki zamanla yumuşamaya başladı. Her gelen aslında öyle olmadığımı bunun sadece siyasi bir politika olduğunu anlamış oldu. Gelirken çok tedirginler ama giderken yüzleri gülüyor. Bütün kurumlarla da aramız iyi.

'%10'LARI ÇOK ÇOK AŞACAĞIZ'

Bence baraj konusunda bir sorunumuz yok. Daha önce bağımsız milletvekili çıkarıyorduk, belli bir oya ihtiyacımız vardı. Şimdi demek ki iki katı çalışacağız ve insanlarda da ciddi anlamda bir moral var. Bu müzakere süreçleri, Başkan'ın söylemleri, müzakereye yaklaşımı, ileride daha da güzel şeylerin olacağına ilişkin vekillerimizin, görüşen heyetimizin de umudu bu yönde. Heyet genişledi bu bizim için olumlu bir adım. Yavaş yavaş bence oradaki görüşmeler de dışarıya yansımış olacak. Çünkü genelde bir kapalı kutu olarak görülüyor. Çok az bir kısmı bize yansıyor. Avukatlar görüştülmüyor. Biliyorsunuz bize yönelik de bir operasyon yapıldı. Belli bir süre cezaevinde kalmak zorunda da kaldık. Ve o tarihten sonra da yaptığımız hiçbir başvuru kabul edilmiyor. Şuanda bir tek avukat görüşüyor o da avukat sıfatıyla değil, vasi sıfatıyla görüşüyor. Tabi bu müzakerelerin önünü tıkayıcı bir mesele yapılmıyor, yapılmaması da gerekiyor bence. Sonuçta bir heyet görüşüyor. Hukuki anlamda da herkesin ihtiyacı var. Şuanda ceza almış, içeridedir diye bir kişiyi hukuktan yoksun bırakamayız. Devam eden ihlaller var buna ilişkin de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde görülen davalar var. Buna ilişkin de tabi ki hukuki yardım gerekiyor. Bu konuda da eşit ve adil davranmak gerekiyor. Ama İmralı söz konusu olunca da maalesef Türkiye'de biraz yargı farklı işliyor. Bence bu mesele de biran önce çözülmeli. Bizler de gitmek istiyoruz, sonuçta bizim müvekkilimiz, bir görev üstlendik ama bunun kanunsuz bir şekilde önünün kesilmesi doğru bir tavır değil. Adalet Bakanlığının artık bu meseleyi çözmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bence iyi gidiyoruz. HDP ile de istediğimiz hedefe ulaşacağımıza inanıyoruz. Biraz daha farklı bir vizyon, biraz daha Kürtlerin o milliyetçi kısmından çıkıp daha da insanları kapsayacak bir düzeye geldi. Demokratikleşme biraz daha ön plana çıktı. Bence biz baraj sorunu yaşamayacağız. Çünkü insanlar bize inanıyor. Daha önce Kürtler Azerilerden oy alabilir miydi? Alamıyordu ama şunda olumlu kesimler bize sıcak bakıyor Iğdır'da. Bence Türkiye'de de biz ciddi bir oy alacağız ve yüzde onları çok çok geçeceğiz. Buna inanıyorum.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum