Fiyatları değil, dengeleri kaybediyoruz
Artık fiyatları geçen yılla kıyaslamıyoruz; buna gerek de kalmadı aslında. Çünkü her şey o kadar hızlı değişiyor ki, artık ay ay değil neredeyse hafta hafta karşılaştırma yapar hale geldik. Daha düne kadar “maaşlar zamlara yetişmiyor” diyorduk, şimdi ise zihnimiz bu hıza yetişemiyor.
Bir şeyin pahalı olup olmadığını tartışmayı çoktan bıraktık. Sadece geçen haftaya göre ne kadar arttığına bakıp geçiyoruz. Bu da aslında çok daha derin bir sorunu işaret ediyor: Biz fiyatları değil, dengeleri kaybediyoruz.
Elbette dünyada olup bitenlerin farkındayız. Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimden enerji hatlarındaki sarsıntıya kadar her küresel kriz, gelip bizim depodaki akaryakıt fiyatını etkiliyor. Bu da iğneden ipliğe her şeye yansıyor. İşin küresel tarafını inkâr edemeyiz. Ama asıl mesele, bu dalgalanmaların Yüksekova gibi yerlerde o hassas toplumsal dengeyi nasıl darmadağın ettiğidir.
Maliyetlerin ötesinde bir barınma çıkmazı
Bu dengesizliğin en sert hissedildiği yer şüphesiz kiralar. Resmi veriler bir artış gösteriyor ama sokaktaki gerçek çok daha ağır. Bugün Yüksekova’da 3+1 bir daire için kapı artık 15 bin TL’den açılıyor. Yeni yapılan lüks sitelerde ise bu ücretlerin 20-25 bin TL bandına tırmandığını görüyoruz. Bu artık sadece bir "fiyat" meselesi değil; bu, doğrudan bir geçim ve barınma sınavıdır.
Şöyle bir durup düşünelim: Asgari ücretle ev geçindiren bir ailenin, gelirinin tamamını sadece başını sokacağı bir eve vermesi ne kadar mümkün? Geriye kalanla nasıl bir hayat kurulabilir? Burada ev sahiplerini tek taraflı suçlamak kolaycılık olur; onların da artan maliyetlerini, hayat pahalılığı gerçeğini görmezden gelemeyiz. Ancak şu gerçeği de unutmamalıyız: Yüksekova ne İstanbul ne de Van. Gelirimiz belli, imkânlarımız kısıtlı. Tam da bu yüzden barınma maliyetindeki bu kopuş, sadece ekonomik bir sorun değil; toplumsal bir kırılmaya dönüşüyor.
Aynı dengesizlik ulaşımda da var
Benzer bir tabloyu ulaşımda da gördük. Şehir içi servis ücretlerinin kısa sürede 25 TL’ye çıkması ve ardından yaşanan tartışmalar aslında tek bir soruya dayanıyor: Biz fiyatları neye göre belirliyoruz? Şoför esnafının yakıt, bakım ve parça giderlerini yok sayamayız; hepsi ciddi şekilde arttı. Ama çözümü tamamen yolcuya yüklemek de ne yazık ki sürdürülebilir değil.
Nitekim fiyatın 20 TL’ye çekilmesiyle bir orta yol bulundu. Ama bu süreç bize önemli bir şeyi gösterdi: Yüksekova küçük bir yer. Mesafeler belli, insanların cebindeki para belli. Eğer fiyatları büyükşehirleri baz alarak belirlerseniz, bir noktadan sonra ne yolcu kalır ne de hizmet yürütebilirsiniz.
Sorun sadece fiyat değil, koordinasyon eksikliği
Ekonomik dengesizlik sadece cebimizde değil, altyapımızda da kendini gösteriyor. Yolların durumu ortada. İklim şartları zor, bunu hepimiz biliyoruz ama bizi asıl yoran şey o çetin kış değil; kurumlar arasındaki bitmek bilmeyen sorumluluk tartışmasıdır. Belediye başka bir yeri işaret ediyor, o kurum başka birini... Olan ise yine vatandaşa oluyor. O çukura giren araç da, tozu yutan insan da aynı. İnsanlar artık kimin sorumlu olduğuyla ilgilenmiyor; sadece "Çözüm nerede?" diye soruyor. Koordinasyon sağlanamadığı her gün yapılan işler kısa sürede bozuluyor, bu da hem zaman hem de milli servet kaybı demek.
Peki çözüm nerede?
Ekonomik zorluklar bir gerçek ama çözüm sadece “bütçe yok” demekle sınırlı kalmamalı. Bu şehirde yapılabilecek şeyler var: Kamu arazilerinin üretime açılması, yerel üretimin desteklenmesi ve yerel yönetimlerin bu üretimi organize ederek bir modele dönüştürmesi. Aslında bu topraklar geçmişte kendi kendine yetebilen bir yapıya sahipti. Bugün bu kültür, modern yöntemlerle yeniden canlandırılamaz mı?
Mesele artık sadece zamları konuşmak değil. Mesele, bu zamların altüst ettiği dengeyi yeniden kurabilmek. Çünkü bir şehirde denge bozulduğunda, bunun yükünü en ağır şekilde sokaktaki insan taşır. Ve bugün yaşadığımız tam olarak bu: Fiyatlar artıyor ama asıl kaybettiğimiz şey dengemiz oluyor.