İbrahim Genç

Türkiye’nin IŞİD Üzerinden Kürt Planı

20 Eylül 2014 Cumartesi 13:22

Suriye krizinin başladığı günden beri Türkiye, Kürtlere yönelik olumsuz bir dış politika sergiledi. Bu politikanın bir gereği olarak Rojava Kürtlerinin kendi bölgelerinde “de facto” bir yönetim elde etmemeleri için her yola başvuruldu. İlk başlarda bütün bunlar, Türkiye’nin kontrolündeki Suriye Ulusal Koalisyonu (SUK) üzerinden gerçekleştirilmeye çalışılırken kendisine Suriye’nin ihale edildiği Türkiye “Suriye, bizim iç işimizdir” diyordu. Suriye’yi Türkiye’nin iç işi yapan mesele, Rojava ve Türkiye Kürtlerinin yakınlaşmaları ve PKK çizgisindeki PYD’nin varlığıydı. Dolayısıyla Türkiye, PYD’nin yürüttüğü diplomasiyle uluslar arası kamuoyunda kabul görmesini istemediği gibi PYD üzerinden PKK hareketinin bir aktör olarak ortaya çıkmasından korkuyordu. Bu sebeple de Türkiye tüm stratejisini, Kürtleri yok sayarak ve/ya gerileterek oluşturmaya çalıştı. Öyle ki Lübnanlı yazar Mahmud El Faqih, SUK ile Türkiye arasında 6 maddelik bir anlaşma yapıldığını söylemişti. Bu anlaşmanın bazı maddelerinde; anayasada Kürtlerin tanınmaması, başta PYD olmak üzere Kürt partilerin etkisizleştirilmesi isteniyordu.

Türkiye’nin “böl-yönet” politikası

Tabii Türkiye, Kürtlerin aktör olarak ortaya çıkmasını engelleyemediğini anlayınca bu sefer de “böl-yönet” politikasına başvurdu. Böylece bir taşla iki kuş vurmanın hesabını yaparak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) ile ticaret anlaşmaları imzalayıp bunun karşılığında da KBY’yi Rojava’ya neredeyse düşman hale getirdi. Bunun yanında Kürtlere karşı kullanılmak üzere Türkiye’nin irili ufaklı terör örgütlerine finansman sağladığını ve/ya sınırdan geçişlerde kolaylık sağladığını sağır sultan bile duydu. Hatta Mart 2014 Yerel seçimlerinde  AKP’nin belirlediği strateji, Rojava’ya yönelik bir planı da içerdiğine dair izlenimler vardı. Seçimden hemen sonra yazdığım “Urfa Üzerinden AKP’nin Rojava’ya Kumpası” başlıklı yazımda da  Türkiye’nin Rojava’ya sınır olan kentleri alıp bir tampon bölge yaratmaya çalıştığını ve Urfa’nın savaş üssü yapılmak istendiğini belirtmiştim. Bununla birlikte içerde başlatılan barış-çözüm sürecinin de sadece “terörün sonlandırılması-silahların bıraktırılması” olarak görülmesi dikkat çekiyordu. Burada akla gelen soru şuydu: Acaba Türkiye, PKK’yi silahsızlandırıp büyük bir silahlı gücü devre dışı bırakarak Kürtleri IŞİD gibi çeteler karşısında savunmasız mı bırakmayı amaçladı?

“IŞİD, Türkiye’de TV kanalı açacak”

Bu kuşku bugün birçok Kürt’ün zihnini meşgul etmekle birlikte Türkiye’nin IŞİD gibi örgütlerle işbirliğine dair her gün yeni belgeler ajanslara düşüyor. Özellikle New York Times’in Türkiye’nin IŞİD’e eleman ve finansman noktasında katkı sunduğu yönündeki haberleri ciddi iddialar içeriyor. Ki bu haberleri geçen muhabirlerin Beyaz Saray muhabirleri olması ve üst düzey yetkilileri kaynak olarak göstermesi, iddiaların aynı zamanda ABD yönetiminin düşünceleri olduğunu da gösteriyor. Aynı şekilde The Wall Street Journal de IŞİD’in yakın zamanda Türksat üzerinden Türkiye’de El Rafideyn adıyla bir TV kanalı açacağını yazıyor. Bu anlamda ABD yönetimi de aslında her şeyin farkında ama Türkiye’nin stratejik müttefik olması ve ABD’nin Türkiye’de stratejik önemli askeri üslere sahip olmasından dolayı Türkiye gözden çıkarılamıyor.

“IŞİD, Türkiye adına savaşıyor”

Türkiye’nin iki ipte aynı anda bir cambaz gibi daha ne kadar oynayabileceği bilinmiyor ama Kürtlere yönelik politikalarının tutarsızlığı ortadadır. Özellikle IŞİD’in ağır silahlarla tekrar Kobanê’ye yöneldiği bugünlerde Türkiye’nin tavrı barış sürecini de KBY ile ilişkileri de etkileyebilecektir. Türkiye’nin birkaç yıldan arzuladığı tampon bölgeyi oluşturmaya niyetlenmesi Kürt tarafınca “işgal” olarak değerlendiriliyor. En son KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı da” IŞİD, Türk devleti adına Kürtlere karşı bir vekalet savaşı sürdürmektedir.” dedikten sonra “AKP hükümeti IŞİD’le kaderini birleştirmiştir. Bölgedeki yalnızlığını IŞİD ile gidermeye çalışmaktadır. Dünya basınında Türkiye-IŞİD ilişkisiyle ilgili belgelerin yayınlanması bu gerçeği gözler önüne sermektedir. 49 konsolosluk görevlisinin serbest bırakılması da Türk devletinin IŞİD’e verdiği destek sonucu gerçekleşmiştir. Özellikle en son Kobanê saldırısında IŞİD’le işbirliği yapması sonucu rehineler bırakılmıştır. Aslında birkaç aydır sürdürülen rehine oyununa son verilmiştir.” şeklindeki sözleri dikkat çekicidir.

Türkiye’ye IŞİD soruları…

Sonuç olarak ABD öncülüğünde IŞİD’e karşı kurulan koalisyonda Türkiye yer almayı reddetti. Bunun nedeni olarak 49 konsolosluk görevlisinin IŞİD’in elinde olması gösteriliyordu; ama ilginç bir şekilde 49 rehine serbest bırakıldı. Medyaya “IŞİD 49 rehineyi serbest bıraktı” şeklinde yansıyan olayı Cumhurbaşkanı Erdoğan belki de iç siyaset malzemesi yapmak için “Başarılı bir operasyonla kurtarıldılar” diyor. Şimdi soruyoruz: Bu 49 rehine ta baştan beri IŞİD’in elini güçlendirmek ve Türkiye’nin IŞİD’e müdahale etmesini önlemek için kurgulanan bir senaryo muydu? Acımasızlığıyla bilinen ve birçok rehineyi vahşice katleden IŞİD’in 49 rehineyi serbest bırakması, Türkiye’nin koalisyonda yer almamasının ödülü müydü? Acaba Türkiye’nin IŞİD’e karşı koalisyonda yer almamasının nedeni, Türkiye’ye yerleşen IŞİD militanlarının her an Reyhanlı tarzı ya da Niğde’de iki güvenlik görevlisinin öldürülmesi gibi olaylar gerçekleştirebileceği korkusu mudur? Son olarak; 49 rehinenin bırakılması için IŞİD’i büyüten devletler devreye girip Türkiye’nin koalisyona girmesini mi sağlamaya çalıştı?

Kürt’ün tek çaresi birliktir

Sanırım Türkiye’nin IŞİD’e destek olmaması için uluslar arası diploması, Türkiye’nin nedenlerini ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bu hengamede Türkiye’nin tampon bölge fikrinin kabul görmeyeceğini söyleyebiliriz. Tabii Türkiye nasıl ki uluslar arası kamuoyunu Suriye’ye müdahale etmek için Suriyelileri Türkiye’ye davet edip bir mağduriyet yarattıysa şimdi de Rojavalıların Türkiye kaçması ve IŞİD’in saldırıları üzerinden kendisini insanlığın hamisi olarak gösterip tampon bölgenin oluşturulması için uğraşacaktır. Bu sebeple ne olursa olsun Rojavalılar kendi topraklarında kalmalı. Bununla birlikte tüm parçalardaki Kürtler birlik ruhuyla hareket etmeli. Evet, özgürlüğe giden yolda bin bir acı yaşanıyor ama hiçbir doğum sancısız olmaz. Burada Kürtlerin ihtiyaç duyduğu tek bir çare var: Birlik…

Bu yazı toplam 14690 defa okunmuştur