İbrahim Genç

Özgecan…

19 Şubat 2015 Perşembe 11:21

Geçenlerde katıldığım bir televizyon programında Kobanê üzerine dünyanın birçok ülkesinden yazarın katkısıyla çıkardığımız kitabı anlatırken bir anda kalp atışlarımın sıklaştığını ve sesimin yükseldiğini fark ettim. Aslında kitabın çıkış amacından bahsedecektim; ama gergin bir ses tonuyla birden ağzımdan "Bu kitap sadece Kobanê'deki IŞİD'e karşı değil; IŞİD'in tüm dünyada temsil ettiği zihniyete karşıdır. Bizim için Özgecan'ı Mersin'de katleden zihniyet de IŞİD'in ta kendisidir." sözcükleri dökülüveriyordu.

Çünkü IŞİD zihniyeti, gücüne güvendiğinde gözüne kestirdiğine saldırıyor; Özgecan’a saldıranlar da onun zayıflığından ve masumluğundan yararlandılar. IŞİD özünde ilkel köleci barbar bir zihniyetin tecavüzcü yaratıklarıdır; Özgecan’ı katledenler de tecavüzcü ve kadın düşmanıdırlar. IŞİD, acımasızca katlediyor; Özgecan da vahşiler tarafından öldürülüyor. IŞİD, yakıyor; bunlar da Özgecan’ı yaktılar. IŞİD, faşisttir; Özgecan’ın katilleri de faşistti. İşte bu yüzden Özgecan’ı katledenler, içimizdeki IŞİD’çilerdir. .

Sadece Özgecan’lar değil… Dünyanın herhangi bir yerinde ve herhangi bir zamanda sürekli insanlar öldürülüyor. Sadece “insan” öldürülmüyor, “insanlık”a dair yaratılıştaki tüm değerler ayaklar altına alınıyor. “Yaratılmışların en güzeli” olan bir varlık, her türlü aşağılanmaya maruz kalabiliyor. Gücü kendinde görenin başkasına yaşam hakkı tanımaması yasası işliyor her yerde.

Özellikle son yıllarda radikal örgütlerin geniş bir alana yayılmasıyla insanlık onurunun ayaklar altına alındığı sahneler gördük. Gencecik kadınları bir bilinmeze kaçırılmasına şahit olduk. Adeta bir ortaçağ karanlığından fırlamış adamların kadınları köle pazarlarında sattığını gördük. İnsanların koyunlar gibi doğrandığını, yakıldığını izledik. Öldürdüğü kişinin organlarını yemeye çalışanlar oldu. Fotoğraflar, görüntüler günlerce bunları servis etmekle meşgul oldu.

Herkese bulaşıyordu bir şekilde şiddet… Farkında değiliz ama doğal bir şiddetle büyüyoruz. Kanıksıyoruz artık vahşet görüntülerini. Bir taraftan organları dışarıya fırlamış insanları izlerken diğer taraftan yemeğe kaldığımız yerden devam edebiliyoruz. Hatta kimileri her ne kadar hüküm ölüden kalkmış olsa da kendi düşmanının ölüsüne hakaretler yapabiliyor. Oysa “insanlık onuru” denen bir şey var. Düşman da olsa bir insan bedeninin paramparça halinden zevk alamayız. Fakat böyle olmuyor; herkes bir şekilde yüreğindeki duyguyu, ruhundaki inceliği ve kafasındaki sağduyuyu kaybediyor.

Özellikle dünya ve Türkiye’de artan kadın cinayetleri… Kadın ve çocuklara yönelik baskılar, suistimaller… Erkekliğini, kadının zayıflığından yararlanarak bir silaha çevirenler… Hiç acımadan gencecik hayatları karartabilen taş yürekli, odun kafalı herifler… Toplum olarak bir cinnetin arifesindeyiz. Öyle basit şeylerden ölümler yaratılıyor ki… A ha daha birkaç gün önce gazeteci Nuh Köklü’nün nasıl öldürüldüğünü okudunuz. A ha daha dün, gazeteler, bir kocanın eşini kaç parçaya ayırdığı haberini geçti.

Peki ya Özgecan? Onu katledenlerin ölüm fantazileri… Akıl almıyor, yürek kabul etmiyor, ruh duymuyor… Gencecik, dünyalar güzeli bir insanın bedeni nasıl böyle hunharca saldırıya uğrayabiliyor? Okuyor, düşünüyor, dalıyorum… Gözlerim yaşarıyor bazen… Nasıl kıydınız nasıl? İnsanlıktan bir nebze de olsa almadınız mı? Gencecik bir insan… Yaşadığını bile bile… Hayır, devam edemiyorum… Yüreğim sızlıyorum yüreğim…

Allah’ın laneti de gazabı da üzerinize olsun pis katiller! Türkiye’nin her noktasında ayaklanan tüm halkların öfkesinde boğulun…

Olmaz böyle ey insanlık olmaz. Gelin artık herkesin birbirini kabullendiği ve sevebileceği bir dünya yaratalım. Herkes için özgürlüğün kapısını zorlayalım. Özgecan’larımız alındığında dünyayı katillerin başına dar edelim. Bunu yapabiliriz.

Özgecan’ın bakışları aşkına, aydınlık yüzü aşkına…

Bu yazı toplam 5024 defa okunmuştur