İbrahim Genç

Medya ve Metin Göktepe

13 Ocak 2010 Çarşamba 22:26

Düşünce, bireysel bir yaratım olarak görülebileceği gibi bireylerin etkileşimiyle de oluşabilir. Bu, fikirlerin kafa kafaya çarpışmasıyla çıkacak bir enerjidir. Önemli olan bu enerjinin niteliğidir. Bu enerjinin niteliği de şüphesiz “doğru bilgi” ile ortaya çıkar. Böylece şunu çok iyi anlayabiliriz:

“Doğru iletişim ve enformasyonun yurttaşlara ulaştırılması, toplumsal algıyı etkileyebilir.”

İşte bu sebeple de basın-medya, bir toplumun şekillenmesinde büyük önem arz ediyor. Çünkü görülüyor ki büyük medya grupları, yaptıkları yayınlarla kolayca kamuoyu oluşturabilmektedir.  Bu kamuoyunun oluşturulması, iki uçlu keskin bir bıçak gibidir. Yanlış haber ve bilgilerle bir toplum tehlikeli bir hale getirilebileceği gibi, doğru bilgi üzerine şekillenecek basın etik anlayışı da toplumda empati duygusunu yaratabilir.

Oysa geriye dönüp ülkemizdeki manzaraya baktığımızda, gazeteci-yazarların üzerinde hala bir baskı mevcut. Bu baskının iki ayağı var: Birinci ayağını devlet-hükümet temsil ediyor. Diğer ayağını ise, toplumun bir kesimini yalan yanlış haberlerle paranoyak-milliyetçi haline sokan sorumlu gazetecilik etiğinden yoksun medya temsil etmektedir.

Devletin basın üzerinde bir baskı  olarak şekillendiği kısımda; gazeteci-yazarların muhalif herhangi bir sözlerinden dolayı hala mahkemelik olabildiğidir. Bunun en önemli sakıncası, aydınların sözlerinin belli bir sınıra hapsedilmeye çalışılmasıdır. Yani konuşulamayan konularda, devletin çizdiği yere kadar fikir beyan edilebiliyor. Bunun aksi yapıldığında, gazeteci-yazarların mahkemelik olduklarını görüyoruz. İnsan Hakları Derneği’nin 2009 yılına dair şu tespitleri her şeyi özetler niteliktedir:

“Tespitlerimize göre; bu yıl içerisinde düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında 387 kişi mahkûm olmuş, 36 gazeteci tutuklu bir şekilde yargılanmaya devam etmiş, 31 gazete ve derginin yayını durdurulmuş, 66 kitap toplatılmış ve 4662 internet sitesine erişim engeli getirilmiştir. Basın mensuplarının görevleri nedeniyle karşılaştıkları soruşturmalar binlerle ifade edilmektedir. 2009 yılı; düşünce, ifade ve basın özgürlüğü açısından kara bir yıl olarak tarihe geçmiştir.”

Bunun yanında medyanın yanlış bilgi ve haberlerle yarattığı toplumsal algı da aydınlar üzerinde bir baskı olmaktadır. Çünkü sürekli ülkemizin gerçekleriyle uyuşmayan bilgilerin topluma ulaştırılması, toplumda milliyetçi histeriyi daha da paranoyak hale sokabilmektedir. Ki zaten Kürt meselesinde Batı’daki insanların Doğu’daki insanlarla empati kurmakta zorlanmasının en önemli nedeni bu değil midir? Bununla birlikte yanlış bilgilenmeyle dolduruluşa getirilen milliyetçi kesim, kendilerine her defasında gerçeği ulaştırmaya ya da anlatmaya çalışan gazeteci-yazarları tehdit unsuru olarak görmüş ve illegal yöntemlerle baskı yaratmak da istemiştir.

Bu baskı, yıllarca aydınların sindirilmeye çalışılması olarak kendini somutlamıştır. Ocak ayı içinde öldürülen gazeteci-yazarlar bunun en belirgin örneğidir. Bu ay içinde öldürülen Uğur Mumcu da, Metin Göktepe de, Hrant Dink de basın etiğinden yoksun medyanın çığırtkanlığı ile yaratılan toplumsal travmanın sonucudur. Çünkü medya, bir kültürü ya yaratır ya da yok eder. Bu anlamda medya, ülkemizde bir hoşgörü kültürünü yaratamamıştır.

Bu sebepledir ki Türkiye basınının Metin Göktepe gibi gerçeğin peşinden koşan gazetecilere ihtiyacı var. Metin Göktepe ki, Evrensel gazetesi muhabiriyken 8 Ocak 1996’da ölümü göze alarak yurttaşlara doğruyu aktarmak isterken öldürüldü. Çünkü muhalifti. Ve onu öldürenler, geçmişten de güvence alarak ceza almayacaklarını düşünenlerdi. Ama Metin Göktepe, ölürken bile iyi şeylere vesile oldu. Onun davasını takip eden meslektaşları, dava arkadaşları ve ailesi sayesinde Metin Göktepe’nin davası “mahkumiyet kararı çıkan ilk gazeteci” olarak basın tarihine geçmiştir.

Bugün bir şeyler değişiyor. Bir şeyler bedel ödenerek değişiyor. Metin’ler, Hrant’lar ölerek… Medya, geneli itibariyle hala statükocu olsa da, halka gerçeği ulaştırmayı temel amaç edinmese de bir şeyler değişiyor. Bu, şüphesiz ki Metin Göktepe’lerin öldürülerek öğrettikleri bir şeydir.

Not: Bu yazı 09.01.2010’da Evrensel gazetesinde yayımlanmıştır.

Bu yazı toplam 4119 defa okunmuştur
medya patronları
 // bışar-e çeto
Biz öyle bir ülkede yaşıyoruz ki geleceğin sağlam alt yapısını oluşturacak gerçekçi düşünceler yargısızca infaz ediliyor ve insan olma gerçekliğinin sebebinde yatan düşünce kavramı bazı insanların tekelinde can boğuşuyor.ülkedeki medya patronlarının amacı ülkedeki insanları menfaatleri doğrultusunda istedikleri kullanabileceği bir insan kitlesi yaratabilmektir.bu ülkede medya patronları yanlış ideolojilerinden vazgeçmedikleri sürece ve yanlış kesimlere hizmet edip gerçeklikten kendilerini soyutladıkları sürece BATI VE KUZEYDİKLER gelip yaşamadıkları doğuyu veyahut Kürtleri herzaman bölücü olarak bilecekler ve kanayan yaralar kanayacaklardır vede DÜŞÜNCELER DAR AĞACINDA HER ZAMAN TİTREK BOĞULACAKTIR...beraberinde METİNLERi götürerek.....
15 Ocak 2010 Cuma 13:25
para N oyak KİŞİLİK....
 // MEZOPOTAMYALI
medya patronları...
ellerinde zincir ve zincirin diğer ucunda bilinen..
malum medya patronlarının tek bakış açısı var:" servete servet katmak. bunun önünde duran kişi ve kurumları tepetaklak devirmek,karalamak..
gurur ve kibir havuzunda yüzüp, güç ve iktidar saltanatını hep yaşamak sevdası."
bu amacını ilelebed devam ettirmek için, kendi elleri ile yarattığı paranoyak kişilikleri, kitle psikolojisinin de desteği ile otomata bağlar. artık toplum patronun emrindedir.
lazım olduğunda halka paranoyak milliyetçilik gömleğini giydirir. sokağa salar.
lazım olduğunda paranoyak irtica gömleğini.
tek güç olma sevdalılığı vede ülkenin birinci erki olma hayalleri..
tabiki malum medya için bu söylenenler.....
14 Ocak 2010 Perşembe 09:15