İbrahim Genç

Futbol ve taraftar

27 Mayıs 2011 Cuma 23:27

Dünya çapınca kitleler üzerinde müthiş bir etkiye sahip olan futbol, her sezon her maçta  yurttaşlara kesintisiz heyecan veriyor. Özellikle ülkemizde 2010-2011 Spor Toto Süper Lig’nin ikinci yarısından bu yana Türkiyeliler olarak müthiş bir rekabeti izledik. Trabzonspor ile Fenerbahçe arasındaki bu heyecan verici rekabet, spor severlere unutulmaz anlar yaşatıyordu. Bir tarafta yıllardır özlemini çektiği şampiyonluğa Şenol Güneş gibi değerli bir teknik direktörle ulaşmayı tutkuyla arzulayan Trabzonspor vardı, diğer tarafta ise geçen sezonlarda iki defa şampiyonluğu son hafta kaybettiği için artık bu hataya düşmemeye yeminli bir Fenerbahçe! Ve sonunda Fenerbahçe yıllar sonra yeniden Türkiyeli bir teknik adamla, Aykut Kocaman ile şampiyonluğu göğüslüyordu.

Bütün bir sezon boyunca yaşanan heyecanın sonunda caddeler sarı-lacivert bir denize dönüyordu. Meydanlar, takımlarını büyük coşkuyla destekleyen ve takımlarının heyecanına ortak olmaya çalışan Fenerbahçelilerle doluyordu. Türkiye’nin her yerinden ajanslara Fenerbahçelilerin sevinç görüntüleri düşüyordu. Sabahlara kadar süren kutlamalar, ertesi günün akşamında da kaldığı yerden devam ediyordu.

Bütün bu görüntüler, olması gereken şeylerdi. Fakat diğer taraftan ajanslara birçok yerden kavga haberleri düşüyordu. Öyle ki Fenerbahçelilerin kutlamalarına tahammül edemeyen kimi taraftarlar, kutlama yapanlara saldırıyordu. Kimi yerde de Trabzonlu bir kısım taraftar Başbakan Erdoğan’ın seçim bürolarına saldırmaya yeltenebilmekteydi. Peki dertleri ne? Başbakan  Fenerbahçeli olduğu için ona tavır alıyorlarmış. Sadece bu olay, ülkemizde futbolun nasıl yanlış anlaşıldığını ve kolayca futbolun nasıl şiddete evrilebileceğini göstermeye yetiyor.

Bu vesileyle daha da gerilere gittiğimizde sahalarda hem geçen sezon hem de bu sezon defalarca istenmeyen olaylara şahit olduk. Müthiş bir fanatizmle insanların nasıl birbirilerine saldırabildiklerini gördük. Özünde futbolun, yurttaşların güzel vakit geçirerek birbirleriyle kaynaşmasını sağlayan ve böylece birlik ve beraberlik ruhunu geliştiren bir araç olması gerekir. Fakat bugün sahalarda  gördüklerimiz, ülkemizde futbolun sadece futbol olmadığını bize gösteriyor. Çünkü kendi içinde müthiş bir kitle psikolojisi yaratan futbol birçok defa ırkçılığın, şovenizmin, hoşgörüsüzlüğün sergilendiği bir yer olabiliyor.

Her ne kadar futbolda takımların fair play çerçevesinde birbirileriyle mücadele etmeleri ve yurttaşların da güzel vakit geçirip barış ve kardeşlik duygularıyla bu mücadeleye destek olmaları ideal olan ise de ülkemizde gerçekler çok farklı. Birbirileriyle mücadele eden kimi takımlar, adeta birbirleriyle kan davalı. Ezeli rekabet dediğimiz kavramın içi, taraftarların da birbirlerine karşı sergiledikleri kinle doluyor. Tabi son yıllarda stadlara dolan ırkçı tezahüratlar da cabası.

Öyle ki ülkemizde öldürülen Ermeni gazeteci Hrant Dink’in katiline övgüler düzdük tribünlerde. Beyaz bereli kafaların  “Hepimiz Ogün’üz” pankartlarına şahit olduk. Süper lige farklı bir heyecan katan bir Diyarbakırspor’a tahammül edemeyenler, her yerde küfürler yağdırdılar. Her maçta “PKK dışarı” diyerek ırkçılık da yaptılar, tahrik de ettiler. Sadece bu da değil, kimi kendini bilmez taraftarlar Beşiktaş Çarşı Grubu liderlerinden Alen Markaryan’ı kastederek “Ermeni köpekler, Beşiktaş’ı destekler” demek iğrençliğini de gösterdiler. Yine daha geçen haftalarda Bursaspor-Beşiktaş maçı öncesinde fanatizmin neler yapabileceğine şahit olduk.

Oysa ki futbol ve diğer spor dalları ülkemizin tüm renklerini, dillerini ve fikirlerini bir araya getiren bir alan olabilir. Belki de bu sebeple ülkemiz yöneticilerine, kulüp başkanlarına ve tüm taraftarlara Invictus-Yenilmez filmini izlemeyi tavsiye etmeliyiz. Başrolde Morgan Freeman ve Matt Damon’un oynadığı filmde Güney Afrika’da Nelson Mandela’nın beyazlar ve siyahlar arasında birlik ve beraberliği rugby ile nasıl sağladığı hikaye edilir. Filmde Mandela (Morgan Freeman) Güney Afrika’da adeta ırkçı beyazların takımı haline gelmiş olan Springbok rugby takımını Güney Afrika’yı kupada temsil etmesi için destekler. Siyahlar ilk başlarda Mandela’nın bu fikrine karşıdırlar, hatta beyazların bu takımını dağıtmak isteyen siyahlar da var. Diğer tarafta ise Springbok takımı kaptanı Francois Pieenar ‘ın (Matt Damon) önyargıları vardır. Fakat filmde Mandela’nın net tavrı sayesinde maçta siyah ve beyazlar takımlarının her başarısıyla birbirlerine sarılırlar ve önyargılar kırılır.

Ülkemizde de bunun olmaması için hiçbir neden yok. Öncelikle yasalarımız sporda ırkçılığı, hoşgörüsüzlüğü ve tahrikçiliği kesin bir şekilde yasaklamalı. Bu suçlara yönelik cezalar caydırıcı olmalı ve yaptırımlar uygulanmalı. Aksi takdirde her sezon yine üzücü olayların yaşanması söz konusu olabilir. Bunun olmaması ve futbolun heyecanının sönmemesi için biten 2010-2011 sezonunun ardından bu konular ele alınarak bir eleştiri yapılmalı ve gelecek sezon için barış, kardeşlik ve fair play ruhuyla bir duruş sergilenmeli.

Bu yazı toplam 5238 defa okunmuştur
hatay.....
 // haşim
sayın ibrahim hocam türkiyedeki futboldan bahsetmişsiniz, türkiye futbolunun (gerek yönetim gerek taraftar konusunda) nerde olduğunu ve nerde olması gerektiğini çok güzel bir şekilde ifade etmişsiniz bunlara katılmamak içten değil ama gel gör ki sadece bir iki tane kürt fulbolcunun oynadığı bir takımı ve o takımı destekleyen insanları terörist ilan eden PKK dışarı tarzı slogan atan bir şovenist ırkın; sizin, gelmesini istediğiniz bir çizgiye gelmeleri bana göre olağandışı görünüyor. ben bunlarla bir taraftar kardeşliğini kesinlikle düşünmüyorum. Invictus (Yenilmez) filmini daha önce izlemiştim ve gerçekten de nelson mandelaya olan hayranlığım daha da arttı. sayın ibrahim hocam sizce türkiyede bir nelson mandela var mı ya da olacak mı!!!!...
28 Mayıs 2011 Cumartesi 04:58