Cezeri’den Abdülkadir’e

“Bilge gökyüzünü, 

ayı, yıldızları işaret etmiş! 

Aptallar; parmağa bak demiş…”

Adı Abdülkadir Topkaç, bütün ömrünü Diyarbakır Suriçi’nin halk arasında “öte mahalle” olarak bilinen 1500’lü yıllarda yapılan Lala Kasım Bey Camii’nden adını alan, Lale Bey Mahallesi’nin sakini. 

Meryem Ana Süryani Kadim Kilisesi’nden, bir yanı Merheli öbür yanı Ana Sokağı’na kıvrıldığınızda sokağın sol tarafında üzerinde “20” yazan ikinci kapı onun evidir.

Kapı, Suriçi evlerinin ahşap ve işçilikli görüntüsüne ters; basit ve demirden bir kapıdır. Ama üzerindeki çizimlerdir asıl kapıyı ilginç kılan. Bir gözlemevi, rasat mekânının haberci kapısıdır sanki!

cezeriden-abdulkadire.jpg

Tanıyanların bilenlerin “Astronom Abdülkadir” ismiyle tanıyıp ünlediği yalnız ve bir garip adamın evidir orası. 

Restore edip inşasını yeni bitirdiğimiz kültür evinin tam karşısıdır evi. Yaşasaydı komşu olacaktık kendisiyle. İki yıl kadar önce kaybettik kendisini.

Son görüşmemizde ayın dolunay halinin evrelerini evinin damından birlikte gözlemleyebileceğimiz sözünü vermişti ve mutabık kalmıştık, hastalığı ve akabinde vefatıyla mümkün olmadı.

Abdülkadir, mahallesinin kadim mekânı Muslihiddin Larî’nin mezarının olduğu Parlı camiinin karşısındaki adı “Palo Fırını” olan şimdilerde şehre simit üreten fırınında çalışan bir adam. Hamur yoğurup simit yapıyor. Ama dünyası başka. 1991 Temmuz’unda dünyası değişiyor. Ayın dünyadan görünmeyen yüzünü merak ediyor.

İşte o gün evinin avlusunda göğe, ayın hareketlerine bakarken çocukluktan beri hayal dünyasında yer eden duygusu depreşir. Önce basit bir dürbünle başlar her şey. Sonra bütün birikimiyle İstanbul’dan satın alıp evine bazalt taş avlusuna yerleştirdiği  Rus malı teleskopla sürdürür ayın yıldızların hareketini.

Hani Turgut Uyar şiirinde;

“Bu evleri, atla bunları, bunları da atla göğe bakalım” diyordu ya! Aynen o soydan gelenlerden, işi gücü göğe / gökyüzüne bakanlardan oluyor.

diyarbakir-ulu-cami.jpg

Şehre gelen ve kendisini merak eden turistlerden alır NASA’nın adresini ve yaptıklarını anlatan bir de mektup yazar NASA’ya. Cevap da gelir NASA’dan kimi İngilizce kitaplarla birlikte.

Sonra ailesi terk eder Abdülkadir Topkaç’ı “delidir, işine gücüne bakmıyor. Ekmeğinin peşinde koşacağına boş işlerle uğraşıyor” derler. İnat eder, işine gücüne bakar, ama hangi iş, onun işi göğe bakma işidir. 

Şehirde hendek-barikat-sokağa çıkma yasaklı hâl günlerinde teleskobunu kırar parçalarlar ve hurdacılara satarlar. Kim olduklarını bilmez. Üzülür, hem de çok! Sanki dünyası başına yıkılmıştır.

Sonra hikâyesini medyadan öğrenen üç genç bir kampanya başlatır ve yeniden teleskop sahibi ederler şehrin astronomunu.

O aylı, yıldızlı, gökyüzlü demir kapının her önünden geçtiğimde kısa, anlık bir bakış kayar gider gözlerimin önünden. 

Sonra hafızam beni tam sekiz asır evvel 1200’lü yıllarda yine bu kadim şehirde yaşamış Cezeri’ye götürür.

Artuklu Sarayı’nın baş bilim adamı İsmail bin Rezzaz Eb-ul İz El Cezerî. Düşünün devrin Diyarbekir’inde sadece robotlar yapmakla yetinmeyip.

Gökyüzü, ay ve yıldızların hareketlerinin üzerinde de çalışarak, ayın döngüsünün nasıl şekillendiğini ilmi olarak tasarlamış! 

Kendi tasarımı olarak mermer üzerine yaptığı güneş saati şimdilerde kentin altı bin yıllık dinler mabedi ulu camiin avlusunda dileyene zamanın habercisi. Robotları dünyanın en ünlü müzelerinde. Herkesin kabulüyle sibernetik biliminin atası.

“Kitabül Hiyel” kısa adıyla anılan ilim ve tekniğin birleşmesiyle mekanik sanatının yararları genel başlığını taşıyan bir de kitap ardında bırakan Cezeri der ki;

“Uygulamaya dönüştürülmeyen her teknik bilgi doğru ile yanlış arasında bir yerdedir”.

Düşünün isterseniz sekiz asır önce şehirdeki düzeyi, artık Cezeri üzerinden ölçüp biçin! Ve  sekiz asır sonra sur içindeki evinde bir başına “deli-divane” imlenmesini göze alarak göğe bakan adam olarak tarihi kadime zeyl düşüren Abdülkadir’i düşünün bir de!

Sahi Pink Floyd’un “Dark Side of the Moon” albümünü dinlemiş midir Abdülkadir! Sanmam. Hiçbir şeyden haberinin olmadığını her bir şeyin tümüyle kendi hayal dünyası muhayyilesinin eseri olduğunu yine kendisi söylüyor. Roger Waters diyordu ya şarkıda;

“Ayın karanlık yüzüne
Eğer benden önce ulaşırsan
Sadece benim için toza bir mesaj bırak
Görmezsem seni bekliyor olacağım
Ayın karanlık tarafında…”

Şimdi şehrin hemşerisi Ahmed Arif’in kelamını mısra haysiyetine sığınarak Abdülkadir’in ardından söylemenin vaktidir.

“Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,          
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun?”

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.