İbrahim Genç

Türkiye: Ortadoğu’nun tutarsız halkası

30 Eylül 2011 Cuma 00:27

Dünya siyasetinde ülkeler arası ilişkilerin salt ekonomik çıkar ekseninde ilerlemesinden dolayı bu tür ilişkilerde insanî bir çaba aramak yanlıştır. Siyasi aklın gerektirdiği bu yaklaşımın adalet ve vicdanla herhangi bir ilgisi olmadığı da açıktır. Buna rağmen özünde emperyalist bir amacın yürütücüsü-aracı-taşeronu olanlar, özellikle gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkelerin eğitimsiz kitlesinden yararlanarak yaptıkları manipülasyonlarla istediklerini elde ederler. Bu emperyalist düşüncenin yaptığı paylaşım, Ortadoğu coğrafyasının petrolleri üzerinde son yüz elli yıldır sürekli aktör değiştirerek devam ediyor.

Özellikle Arapların kul-teba anlayışından kurtulamamalarını fırsat bilen Batılı güçler, Arap ülkelerinde adeta “kendin pişir kendin ye” sofrasındalar. Bu süreç en belirgin şekilde Afganistan ve Irak’ta yaşanırken çok evvelden sıranın zamanla Suriye, İran ve hatta Türkiye’ye geleceği tartışılıyordu. Yıllar öncesinden yapılan bu tartışmaların sonucunda nihayet bunun kıvılcımı Kuzey Afrika ülkeleriyle çakıldı. Batılı güçlerin açıkça yeni bir paylaşım savaşı başlattıkları ortadayken yapılan manipülasyonlarla Arapların kendi öz dinamikleriyle Arap diktatörlerine başkaldırdıkları medyada işlendi. On yıllardır ülkelerini despotça yöneten diktatörleri sanki Araplar ve Batılı güçler yeni keşfetmişti. Ki çeşitli dönemlerde başta Türkiye olmak üzere Batılı güçlerin bu diktatörlerle dost oldukları da biliniyor.

Bu noktadan hareketle özellikle Türkiye’nin durumu fazlaca ikiyüzlü ve tutarsız bir görüntü veriyor. Her ne kadar Türkiye’nin Ortadoğu’da lider bir ülke konumuna yükseldiği tezi işlense de bunun sadece Türkiye halkının böbürlenme ihtiyacını gidermek olduğu apaçıktır. Türkiye’nin Batılı emperyalist güçlerin Ortadoğu’ya sorunsuz yerleşmesine aracılık görevi görürken adeta ABD’nin dış politikasının bir uzantısı gibi hareket ettiğini görüyoruz. Öyle ki “NATO’nun Libya’da ne işi var? Bu saçmalık” deyip de ertesi günü NATO güçlerine öncülük eden de bizim ülkemizdir. Bu tutarsız dış politika AKP tarafından her ne kadar başarılı bir politika olarak gösterilse de kendi içinde barındırdığı fazlaca tutarsızlık, bazen iyi şeyler yapılsa da bunları değersiz kılıyor. Türkiye’nin Batılı güçlerin Ortadoğu’ya sorunsuz yerleşmelerine yaptığı öncülüğün sonucunda ülke olarak tek kazancımız “okşanan gurur, doyurulan yeni Osmancılık böbürlenme”dir.

Başbakan Erdoğan’ın Kahire’de daha inerken binlerce kişi tarafından karşılanması ve Türkiye bayraklarının sallanması, Türkiye halkı için yeterli bir görüntü olmuştur. Ki halk nezdinde ülkemiz dış politikasının değerlendirilmesi de bu “şov” üzerinden olmaktadır. Daha karmaşık olan siyasi ve ekonomik arka planın ülkemiz kamuoyunu pek ilgilendirdiğini düşünemiyorum. Çünkü Ortadoğu dengeleri üzerine Türkiye’nin belirlediği tutum her ne kadar birbiriyle çelişse de bu politikanın başarılı görülmesi anlaşılır gibi değil. Daha yakın zamanda komşu ülkelerle “sıfır sorun” politikası benimsenmiş, şimdi diktatör oldukları keşfedilen ülke liderleriyle AKP Hükümeti “kardeşim” diplomasisi yürütürken bir anda bu “kardeşlerinin” karşısına dikilmesi açıkça kardeşin kardeşi satması politikasıdır. Ki böylece Başbakan Erdoğan’ın Arap baharı gezisinin de Araplarla dostluk ve onların çıkarını gözetme amacı taşıdığını söyleyemeyiz.

Bugün geldiğimiz noktada ülkemizin Ortadoğu politikasının İsrail karşıtlığıyla yürüdüğünü ve bunun da siyasi bir lider olarak değil, dini bir lider edasıyla yapıldığı da başka bir tartışmadır. Başbakan Erdoğan’ın daha Kahire’de Arap Birliğindeki konuşmasında sürekli “şehitlik” vurgusu yapması da bunun göstergesidir. Tabi Başbakan Erdoğan dini hassasiyetle Ortadoğu’ya müdahil olurken bu dini hassasiyetin gördüğü işlevi de sorgulamak zorundayız. Birincisi bu dini hassasiyet üzere geliştirilen dış politika, Başbakan Erdoğan’ın iç siyasete yönelik bir tutumu da olabilir. Aynı zamanda Batılı güçlerin Ortadoğu’yu kolay yutulur bir lokma yapmak için AKP gibi ılımlı İslam politikasının bir savunucusu olan bir zihniyet tarafından Araplara benimsetilmesi işlevi de görebilir. Ki Başbakan Erdoğan’ın konuşmalarında Araplara laikliği anlatma gereği duyması da bu minval üzeredir. Bir diğer nokta da Başbakan Erdoğan’ın İsrail’e yaklaşımındaki ikircikli tutumdur. Sormak gerekir, Başbakan’ın bu tavrı acaba Batılı güçlerle müttefikliğinin olumsuz tablosunu İsrail karşıtlığıyla örtme çabası mıdır? Öyle değilse eğer siyasi platformda bir İsrail-Türkiye gerilimi var görünse de neden silah ve ekonomik ilişkiler devam ediyor? Bir taraftan İsrail’e yüklenirken Başbakan Erdoğan, diğer taraftan amacı İran’a karşı İsrail’i korumak olan NATO’nun füze kalkanı projesi kapsamındaki radarların Malatya’ya yerleştirilmesine neden imza atıyor?

Bütün bu sorular ışığında ve geçmişte Türkiye-İsrail ilişkilerine baktığımızda her ne kadar Türkiye halkı İsrail terörüne ses çıkardığı için hükümetler İsrail’e kızmışlarsa da daima silah ve ekonomik ilişkiler sürmüştür. Örneğin Nisan 2002’de İsrail’in yaptığı zulme Türkiyelilerin seslerini yükseltmeleri üzerine Bülent Ecevit her ne kadar İsrail’i soykırım yapmakla suçlayıp tavır aldıysa da silah ve ekonomik ilişkiler hiç etkilenmemişti. Öyle ki birkaç gün önce tank modernizasyonu projesi bir İsrail firmasına verilmişti. Bugün de son birkaç yıldır AKP, İsrail’e karşı bir pozisyon sergileyip Filistinlileri savunuyor gibi görünse de veriler silah ve ekonomik ilişkilerin AKP döneminde doruğa çıktığını gösteriyor.

Sonuç olarak diyebiliriz ki Türkiye’nin yürüttüğü politika; Batılı güçlerin Ortadoğu’ya yerleşmesine din argümanıyla aracılık ederken, Arapları da ılımlı İslam projesiyle dönüştürmek isterken bu politikanın Türkiyelilerce tepki toplamasını önlemek için de İsrail karşıtlığını yüksek perdeden dillendiriyor. Bu denge politikasıyla birlikte AKP politikası iç kamuoyundan gelecek tepkiyi dizginlerken aynı zamanda bu politikasının ödülü olarak da yine ABD’den alacağı destekle Kandil’e operasyon hesapları yaparak ülkemizin Ortadoğu politikasındaki yanlışları manipüle etmek gayretindedir.

Bu yazı toplam 4849 defa okunmuştur
kürt sorunu çözülmeden
 // turgay
kürtler gerçekten barış istediğinde, kendini de vuranlara set çektiğinde bu sorun çözülmüş olacaktır zaten,devletn hataları tabiki var bunu birlikte çözeriz ama aramıza örgüt sokarsanız böyle yaşarız ancak, askerülkemi koruyorum der vurur gerilla barış için der vurur...
05 Ekim 2011 Çarşamba 08:36
kürt sorunu çözülmeden
 // mali
kürt sorunu çözülmeden türkiye hiçbir yerde lider olamaz. bu bir gerçek....
30 Eylül 2011 Cuma 16:18