İbrahim Genç

Ruhunu yitiren olimpiyatlar

02 Ağustos 2012 Perşembe 15:30

Eski Yunanlıların, “insanın aklı gibi bedeninin de sağlıklı olması” düşüncesiyle binlerce yıl önce Tanrı Zeus adına düzenledikleri Olympia yarışmaları zaman içinde değişerek bugüne ulaştı. Her ne kadar şekilsel değişiklikler olsa da olimpiyatlardan insanlık için amaçlanan mesaj aşağı yukarı aynı kaldı. Öyle ki bugün yapılan Olimpiyat Oyunları’nı modernize eden Fransız Baron Pierre Coubertin, Fransız gençliğinin güçlü, cesur, kişilikli ve ahlaklı olmasını amaçlıyordu. Bunun sadece eğitimle olamayacağını fark eden Coubertin, sporun kişilik gelişimi üzerindeki etkisini keşfetmişti. Böylece Coubertin’in “cemiyet hayatı için lüzumlu olan atlet bireyinin adalî faaliyetine şan ve şeref kazandırmak, toplum heyecanını yaşatmak” gibi ideallerle örülü 23 Haziran 1894’te konuşmasından sonra modern anlamdaki Olimpiyat Oyunları başlayacaktı.

Bugün onlarca ülkeden farklı spor branşlarında binlerce sporcunun katıldığı Olimpiyat Oyunları, dünyanın en önemli spor organizasyonudur. Teorik bazda bu organizasyonda amaçlanan “gençliğin karşılık dostluk ve anlayışı içerisinde birbirini anlaması ve daha iyi, barışsever bir dünyanın kurulmasına katkıda bulunmak”tır. Bunu ta başından beri Coubertin de 25 Kasım 1892’deki bir konuşmasında “Telgraf, telefon, ilmi araştırmalar ve beynelmilel sergiler ve kongreler diplomatik münasebetlerden daha fazla sulha yardımcı oluyorlar. Ümit ediyorum ki atletizm bunun daha fazlasını yapacaktır. Sportif temaslar, yaşlı Avrupa'nın örf ve adetleri arasına girerse, sulh yeni ve büyük bir destek bulmuş olacaktır. Bana yardım edin, Olimpik oyunları yaşatalım.” sözleriyle dile getiriyordu. Ne var ki bu ideal; zamanla ülkelerin siyasal, ekonomik ve sosyal beklentilerinin ön plana çıkmasıyla anlamsızlaşacaktı. Çünkü sporun endüstrileşmesi, aynı zamanda organizasyonun da salt bir “çıkar” unsuru haline gelmesine neden oldu. Bu sebepledir ki bugün futbol için “Futbol sadece futbol değildir” ifadesi kullanılıyor. Ki 20. yüzyılın diktatörlerine bakıldığında sporun, halkın uyutulması amacıyla nasıl afyonlaştırıldığını görebiliriz.

DEVŞİRİLEN RUHLAR

Olimpiyat Oyunları’nda her ülkenin kendi rengi, dili ve bayrağıyla katılması beklenirken son yıllarda bu tür organizasyonlarda devşirme oyuncular göze çarpıyor. Bu sebeple de küresel bir yaklaşımla baktığımızda olimpiyatların dünya halklarının çeşitliliğini artık yansıt(a)madığını ve kültürel karnaval olma niteliğini yitirdiğini görüyoruz. Oysa bu tür büyük organizasyonlarda dünya halklarının ve medeniyetlerin buluşması, kendi ulusal kimliklerini barış ve centilmenlik anlayışıyla sergilemeleri amaçlanmalı. Fakat salt “madalya kazanma” üzerinden prestij kazanma düşüncesi, olimpiyatların ruhunu öldürüyor ve bu yüzden de olimpiyatlar bir yarışma olmanın ötesine geçmiyor. Bu sorun, 2008 Pekin Olimpiyatlarında da yaşanmış ve tartışılmıştı. Öyle ki Orhan Tekelioğlu “…Olimpiyatın centilmenlik ruhunun yerinde yeller çoktan esmişti, en güvenilir sporcular bile doping yaparken yakalandı, para karşılığı kimlikler satılmaya ya da mülteci olarak gelinen ülkenin bayrağı altında yarışılmaya başlandı. (RadikalİKİ, 24.08.2008).” sözleriyle bunu belirtiyordu. Tabii bunun en büyük nedenlerinden biri de Batılı gelişmiş ülkelerin yoksul Afrika ülkelerinden getirip yarıştırdıkları ‘lejyoner sporcular’dı. Çünkü amaçlanan, yarışmaların kültürel bir karnavaldan ziyade yetiştirilen pragmatist sporcularla elde edilecek başarıyla gelecek kazanç ve reklamdı. Daha farklı bir ifadeyle, buradan amaçlanan yoksul ülkelerin spor üzerinden sömürülerek salt kazanç haline getirilip ‘makine’leştirilmesiydi.

Devşirme sporcular sorunu bugün genç nüfus olmakla övünen Türkiye’nin de güncel sorunudur. Bu sebeple gerek olimpiyat öncesi ve gerekse olimpiyat sonrası daima tartışılmaktadır. Özellikle 2008 Pekin Olimpiyatları’nda devşirme oyuncularla sağlanan kısmi başarı, buruk bir sevinç yaratmıştı. Çünkü Türk sporcu diye mikrofon uzatılan sporcularımız ancak birilerinin Türkçe tercümanlık yapmasıyla konuşabiliyorlardı. Bu sebepledir ki Türkiye olarak varsa yoksa yöneldiğimiz yabancı oyuncu transferi, Türkiyelilere zaferin haklı gururunu yaşatmıyor. Koskocaman 74 milyonluk ülke kendi içinden bir Türk masa tenisçi çıkarmak yerine bir Çinli transfer ediyorsa, bir Kürt halterci ya da Laz bir yüzücü yetiştirmek yerine bizi temsil etmekten uzak bir sporcuyu yurt dışından transfer ediyorsa (Türkleştiler aldatmacasıyla) bu, kendi gençliğini görememektir. Ayrıca bu durum, Milli sporcular arasında da bir huzursuzluğa neden olabilmektedir. Ki Milli atlet Kemal Koyuncu’nun ''Çocuklar olimpiyat hayaliyle, canla başla çalışıyorlar. Sonra önlerine bir devşirme geliyor, barajı geçiyor ve gençlerin tüm hayalleri yıkılıyor. Devşirmelerin çoğalması Türk sporu ve atletizmi için hiç iyi bir durum değil. Aslında bunları antrenörlerin dile getirmesi gerek ama onlar da hallerinden memnun ki kimsenin sesi çıkmıyor'' sözleri bu rahatsızlığı nedeniyle birlikte açıklamaktadır.

Bütün tartışmalara rağmen 2012 Olimpiyat Oyunları, Londra’da olimpiyat ateşinin yakılmasıyla başladı. 27 Temmuz-12 Ağustos tarihleri arasında yapılacak Londra Olimpiyat Oyunları’na Türkiye bu yıl 16 branşta, 114 sporcu ile katılıyor. Başta Kenya, Çin ve Rusya olmak üzere farklı ülkelerden devşirdiğimiz sporcularla nasıl bir başarı yakalayacağımız merak konusu. Sonuç olarak Türkiye’nin kendi öz değerleriyle yükselmesi gerekiyor. Bunun için de başarılı sporcuların ülkelerinde nasıl yetiştirildiği, ne tür olanaklarla desteklendiği araştırılmalı ve ABD, Çin gibi başarılı ülkelerin spor politikaları model alınmalıdır.

Bu yazı toplam 4410 defa okunmuştur
16:46
 // Batmanlı
Sporu her ulus kendi ulusal kimlikleri ve ruhlarıyla yapmalıdır. Maalesef kapitalizm her şeyi öldürdüğü gibi sporuda yoketti. Fakire ait ne varsa artık zenginlerin oyuncağı haline gelmiştir. Örneğin futbol artık onlarındır....
02 Ağustos 2012 Perşembe 16:46
cizir
 // cizre
velhasıl kürt kelimesi bu olimpiyatta geçmedi nerde bu olimpiyatın meşruluğu 50 milyonun temsilcisi yoksa bırakın temsilcisi sembolik bir simgesi yoksa olimpiyatta o olimpiyatı tamıyoruz...
02 Ağustos 2012 Perşembe 15:46