İbrahim Genç

Mankurtlar ve Mankürtler (2)

29 Haziran 2010 Salı 16:54

Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel romanında anlatılan mankurt efsanesine önceki yazımızda kısa da olsa değindik. Orada Nayman genci Colaman’ın ilkel dönemin metotlarıyla nasıl milli benliğinden koparılıp atasını ve yurdunu tanıyamaz hale getirilerek köleleştirildiğini (asimile edildiğini) anlatmaya çalıştık. Bu yazımızda ise romanın temel olayı ve karakterleri üzerinde kısaca duracağız. Bu anlatacaklarımdan elbette Kürtler adına çıkarılacak bir “hisse” var.

Romanda anlatılanlar Sarı Özbek bozkırında kimsenin pek uğramadığı Boranlı’da geçmektedir. Boranlı istasyonunda çalışan Yedigey, çok yakın dostu Kazangap’ın öldüğü haberini alır. Şüphesiz buna çok üzülen Yedigey, Kazangap’ın çocuklarına haber verir ve dostunun gelenek ve göreneklerine göre defnedilmesine çalışır. Çünkü Kazangap da milli değerlerine bağlı ve atasını bilen biridir. Bu sebeple de Yedigey’e Ata-Beyit mezarlığına gömülmeyi vasiyet etmiştir.

Bu sebeple de Yedigey, yakın dostunu Boranlı’ya 30-35 km uzaklıktaki Ata-Beyit mezarlığına gömülmesini ister. Çünkü orada mankurtlaştırılan oğlu Colaman’ı kurtarmaya çalışırken ölen Nayman Ana yatmaktadır. Tabi Sarı Özbek bozkırında bu mesafe, çok zahmetli bir yolculuk anlamına geliyordu. Kazangap’ın Rus okullarında yetişmiş oğlu Sabitcan bütün bu zahmetlerin gereksiz olduğunu söyler, babasının vasiyetine bile değer vermeyecek kadar özüne yabancılaşmıştır. Bu sebeple de Yedigey, Sabitcan ile bir tartışmasında Sabitcan’ın bu duyarsızlığına sinirlenir ve “Mankurtsun sen! Mankurtsun sen!” diye bağırır.

Bütün tartışmalara rağmen Kazangap’ın Ata-Beyit mezarlığına gömülmesi için yola çıkılır. Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra Ata-Beyit mezarlığına varırlar. Fakat mezarlık alanı uzay araştırmaları istasyonunun arazisi içinde kaldığı için etrafı tel örgülerle çevrilmiştir.  Bu sebeple cenaze mezarlığa sokulmaz. Yedigey’in ısrarı üzerine nöbetçi amir Tansıkbayev olaya müdahale eder. Tabi o da cenazenin mezarlığa gömülmesine izin vermez. Burada dikkat çeken bir nokta, Tansıkbayev’in Kazak olmasına rağmen Kazakça konuşan Yedigey’e  Rusça konuşmasını söylemesidir.

Tabi ne kadar ısrar ederlerse de sonuç alamazlar. Şehirde memur olan Sabitcan’a bu konuda bir şey yapmasını isterse de Yedigey, Sabitcan ilgilenmeye değer bulmaz. Çaresiz bir şekilde geri dönerler. Bu şekilde geri dönüşün küçük düşürücü olacağını düşünen Yedigey, Malakudımçap denilen vadide olduklarını, Nayman Ana’nın oğluna ağıtı burada yaktığını söyleyerek cenazenin buraya gömülmesini ister.

Romanda karşımıza çıkan bir diğer önemli karakter de öğretmen Abutalip’tir. Boranlı istasyonunda çalışmadan önce öğretmenlik yapmış olan Abutalip, Boranlı’da çalışırken bir taraftan da kitap yazmaktadır. Bunun yanında da çocuklara öğretmenlik yapmaktadır. Rejim içinde yetişen Abutalip, rejimin gerçek yüzünü gören ikinci kuşaktandır. Abutalip, kendi milletinin değerlerinin gelecek nesillere ulaşması için halk masallarını ve türkülerini derlemeye çalışan aydın bir Kırgız’dır. Teslimiyetçi değil, mücadelecidir. Bu sebeple de sürekli bir şeyler yazıyor olmasından dolayı K.G.B ajanları tarafından takibe alınır ve  intihara sürüklenerek öldürülür. Abutalip’i sorgulayan yargılayan K.G.B ajanının adı da Kazanap’ın cenazesini Ata-Beyit mezarlığına sokmayan Tansıkbayev ile aynıdır. Yedigey, ajan Tansıkbayev’in Ata-Beyit mezarlığındaki Tansıkbayev’in oğlu olup olmadığını düşünse de romanda bu belirgin değildir. Sanırım yazar böyle yaparak onları bir karakter olmaktan çıkarıp onları birer mankurt halinde bize sunmak ve bununla da bütün mankurtların aynı mantık ve düşünceye sahip olduğunu sembolize etmek istemiştir.

Romanda anlatılan bir olay da Amerika ve Rusya’nın birlikte yürüttüğü “Demiburg” adı verilen bir projedir. Bu proje doğrultusunda “Tramplen” adı verilen yörüngeye “parite” adı verilen bir uzay istasyonu kurulmuştur. Bu istasyona Parite 1-2 ile Parite 2-1 adlarındaki iki görevli uzay adamı gönderilmiştir. Bu iki astronotun görevi gezegendeki maden kaynaklarını araştırmaktır. Tabi proje seyrinde ilerlerken bir aksilik olur ve bu iki astronottan haber alınamaz. Bunun nedenini araştırmak üzere iki astronot daha gönderilir.

Uzaya sonradan gönderilen bu iki astronot bir gerçeği öğrenirler. Daha önce gönderilen iki astronot “Orman Göğsü” adı verilen gezegene gitmişlerdir. Burada yaşayanlar insanlara çok benzemektedirler. Bu gezegende dikkat çeken şey her şeyin tabiatla uygun bir şekilde düzenlenmiş olmasıdır. Orman Göğüslüler savaş, devlet ve para gibi kavramlardan uzaktırlar.  Her şey doğayla uyumlu olacak şekilde insanın hizmetine sunulacak şekilde düzenlenmiştir. Orman Göğüslüler sahip oldukları kültürel ve medeni bütün her şeyi insanlarla paylaşmak istemektedirler. Dünyadaki insanların ilgisizliği ve savaşlar onları hayrete düşürmektedirler. Diyalogun olduğu yerde insanların savaşla her şeyi çözmeye çalışmaları karşısında şaşkındırlar.

Orman Göğsü gezegenine giden iki astronot, sonradan uzay istasyonuna bu hakikatleri iletirler. Onlar da bunu Amerika ve Rusya yetkililerine ulaştırırlar. Yapılan görüşmeler neticesinde Amerika ve Rusya yetkilileri Orman Göğsü gezegendekilerin yaşayışını kendi egemenlikleri için tehlike olarak görürler. Çünkü onlar için ideal olan savaşsız bir dünya değildir. Bu iki totaliter güç, Orman Göğüslülerin olduğu yerde savaş çığırtkanlığı yapamayacaklar ve silah satamayacaklardır. Bu sebeple de Sovyet Rusya ve Amerikan yönetimleri, bu ideal hayat düzeninin kendi vatandaşları tarafından duyulmasını önlemek için dünyanın etrafına her türlü iletişimi önleyecek manyetik bir kalkan yerleştirirler. Böyle iki totaliter ülke, kendi rejimlerini korumayı amaçlarlar. Dünyanın etrafına yerleştirilen bu manyetik kalkan bize yine Juan Juanların Nayman gençlerinin başına sardığı deve derisini anımsatmakta ve dünyanın iki güç tarafından nasıl mankurtlaştırılmaya çalışıldığını da göstermektedir. Ali İhsan Kolcu bunu “Bu manyetik kalkan, robot-insan’ı temsil eden mankurt’un başına geçirilen deve derisi, hâl’de, mevcut rejimin ta kendisidir. Bu manyetik kalkan tüm dünyaya giydirilmiş bir deve derisidir, bir ideoloji, totalitarizmi temsil eden bir semboldür(Çağdaş Türk Dünyası Edebiyatı, s. 307).” sözleriyle dile getirir.

Sonraki yazıda bu konuyu güncelleyerek bir sonuca bağlayacağız… 

Bu yazı toplam 6516 defa okunmuştur
an
 // can
Sevgili ibrahim, zaman ve sartlariniz müsaitse ,bu konuyu seminer ve paneler seklinde islerseniz ,yada paket program yapip ROJ TV ,de yayinlarsaniz hayirli hizmetler yapmis olursunuz.
Birde artik günün ,haftanin, ayin ,yilin, mankurt kürdünü secme yarismalarini düzenlemek lazim.
Temus ayinin en iyi mankürtleri
1.Sükrü Gülmüs ve iftiracilar toplulugu
2....
03 Temmuz 2010 Cumartesi 09:42
an
 // can
Sevgili ibrahim,yazilarinizi takip ediyorum,olaylara vijdan gözüyle bakmaniz,kisiliksiz ve suursuzlari elbete rihatsiz edecektir,etmeli.Biz kürtlerin "it ürür,kervan yürür" felsefesinde kervani temsiledecegiz, kürtlerin kendi anadili egitime tahamülü olmayanlarin insanliga saygilari olmaz.
Mankur ve mankutizm malasef kendi fizyolojik güdüleri icin yasayan kürtlrin yasam sekli oldu,tuhaf olan bir kürt yalan söyleyip, aslini inkar
etigi,zaman insanlarin ona saygi duymasi,insan asil olmali, asli degerlerine saygili olmali.
Mankutlarin ,en büyük özelligi kürt halkinin anadilinde egitim yapmalarina karsi cikip,islami degerleri lanetli asimilasyona alet edip kürtleri asimile etmektir, insanca bir yasam icin yazin,yazin,yazin....
03 Temmuz 2010 Cumartesi 09:28
Yazık !
 // sinem
Sizi çok çelişkili görüyorum ! Sürekli bir tutarsızlık var sizde ve yazdıklarınızda bu açıka görülüyor. Zaten sizin yazılarınıza destek verenlerin çoğu genelde koyu kürtçüler ! Bu da beni şaşırtmıyor.. Önceki yazınızı beğenmiştim çünkü objektif olduğunuzu sandım! ama görüyorum hala içgüdülerinizdeki karanlık yolu izliyorsunuz. Türkleri kötülemek için ve kürt siyaseti yapmak için elinizden geleni yapıyorsunuz. Fakat PKK yı engellemek için hiç bir şey yapmıyorsunuz. Tam tersine ısrarla destek veriyorsunuz. Ve ben çok iyi biliyorum ki PKK ya destek verenin de PKK dan farkı yok. ...
30 Haziran 2010 Çarşamba 01:05