İbrahim Genç

Hangi Terör?

04 Şubat 2010 Perşembe 18:21

Siyasal iktidar güdüsü, insanoğlunun en insanî tarafını yok etme edebilme riskini her zaman içinde taşır. Çünkü iktidar, hüküm verebilmek için elde edilir.Siyasal iktidar güdüsü, kişiyi kendi idealist dünyasına odakladığı için, bu yolda gizli yollardan “ulusal menfaat” gibi kavramların ardından hızla yükselebilir. Bu hızlı yükselişle birlikte ulaşılan nihaî hedeften dolayı siyasal iktidar, türlü oyunlarla kendini ebedi kılma gayreti içine girer.

Dünya üzerindeki siyasal iktidarların çoğu yukarda söylediğim iktidar güdüsünden dolayı toplumları kendi çıkarları uğruna yanıltmak amacı taşıyabilir. Bunu özellikle ABD’nin Irak’ı işgal etmek için ortaya attığı gerçek dışı gerekçeleri gösterebiliriz. Ki özellikle 2001’de ikiz kulelere yapılan saldırılardan sonra ABD siyasal güdüsü, uluslar arası etkinlikten dolayı “terör” kavramını kendi çıkarları ekseninde tanımlamıştır ve bu, genel olarak kabul görmüştür.

Özellikle dilbilimi alanında aldığımız eğitimin de etkisiyle bu konuda arkadaşlarla bazı tartışmalar yaşamıştık. Bu tartışmalardan ortaya çıkan sonuç, egemenin tanımladığı unsurların genel olarak kabul gördüğüydü; fakat daha derine inildiğinde ve determinist bir şekilde değerlendirme yapıldığında ortaya “Kimin terörü?”, “Hangi terör?” gibi sorular çıkıyordu. Tam da bu nokta, Baskın Oran’ın ifadesiyle zurnanın zırt dediği yer oluyordu.

Bu yaptığımız tartışmaları düşündüğümde ve dünyadaki siyasal gelişmeleri okuduğumda, “Kimin terörü?” ve “Hangi terör?” sorularına cevap bulabiliyorum. Buna bir örnek üzerinden açıklama getirebiliriz. Bilindiği üzere Filistin halkının onurlu varlığı için mücadele ettiğini iddia eden HAMAS, çağdaş demokrasiyle yönetilen ülkelerin çoğunda terör örgütü olarak kabul edilmektedir. Terör örgütü olarak kabul edilmesinden dolayı HAMAS ile siyasal görüşmeler yapılmamaktadır. Buna karşın Türkiye, başta İsrail ve ABD olmak üzere birçok ülkenin terör örgütü olarak gördüğü HAMAS ile görüşmede bir sakınca görmemektedir. Yine ülkemiz siyasal iktidarı üzerinden konuşmak gerekirse, dünya ülkeleri tarafından Darfur’da binlerce insanın öldürülmesinden sorumlu tutulan ve soykırım yapmakla suçlanan El-Beşir ile çağdaş demokrasiyle yönetilen ülkeler görüşmezken siyasal iktidarımız onu kırmızı halılar üzerinde karşılayabilmektedir. Bunların yanında HAMAS gibi bir örgütü barış sürecine katmak için çabalarken, seçilmiş bir siyasal grup olan DTP’yi dışlamak anlaşılmaz bir çelişkimizdir ülke olarak.

KİMİN TERÖRÜ?

Bunlardan hareketle siyasal okumalar yapan herkes çok iyi bilir ki ülkeler arası ilişkilerde aslolan milli menfaatlerdir. Öyle ki gerçek anlamda terör yapan bir örgütün milli menfaatlerden dolayı desteklenmesi gerekiyorsa bu örgüt siyasal iktidarca desteklenir. Zamanı gelince milli menfaatler, bu örgütün ortadan kaldırılmasını gerektirirse bu örgüt ortadan kaldırılır. ABD’nin Afganistan’da Rusya’ya karşı Taliban’ı desteklemesini ve 2001’den sonra da ortadan kaldırmaya çalışmasını; ABD’nin İran-Irak savaşında Irak’a destek sunması ve daha sonra Irak’ı işgal etmesi ve Saddam diktatörlüğünün Halepçe Kürtlerine kimyasal bomba atmasına sessiz kalması; ABD’nin İran yönetiminin etkisizleştirilmesi amacıyla bir süre PJAK örgütünü desteklemesi ve son haftalarda PJAK örgütünü terör örgütü olarak görmeye başlaması ve verilecek daha birçok örnek bize siyasal iktidarın güç hırsının emperyalist-pragmatist yüzünü göstermeye yeter.

Ki dünyaca ünlü dilbilimci ve bunun yanında siyaset bilimci olan ABD’li Noam Chomsky, kendi ülkesinin insanî olandan ziyade milli çıkar adına hareket ettiğini en iyi belirten aydınlardan biri. Chomsky; Türkiye ile ilgili bir değerlendirmesinde, ABD’nin PKK örgütünün bitmesini istediğini, buna karşın İran’a karşı PJAK örgütünün yaşamasını istediğini belirttikten sonra bunun özellikle menfaate dayalı bir politika olduğunu söylüyordu. Yine ABD’nin kendisi gibi düşünmeyen, müttefik ülkelerle yapılan çıkar ilişkilerinden dolayı herkesi terörist görebilen anlayışına karşın Chomsky’nin “İnsaflı düşünürsek, en büyük terörü Amerikalıların, bazı Avrupa devletlerinin, İsrail’in, Rusların yaptıklarını söyleyebiliriz. Müslümanların terörü, onların yaptıklarının yanında çocuk oyuncağı kalır.” şeklindeki tespiti tam da söylemek istediklerimize tercüman oluyor. Yine Chomsky’nin bir Türkiye gezisinde söylediği, “ABD’nin resmi terörizm politikası, ABD’nin bir terörist devlet olduğunu ortaya koyuyor. Diğer ülkeler de en güçlü devletin en terörist devlet olması gerçeği karşısında, terörizmin tanımını yapamıyorlar.” şeklindeki ifadeleri bile bize kimin terör olarak kimin demokrasi havarisi olarak nasıl sunulduğunu anlatacak gerçekliktedir.

Bu anlattıklarımızdan da anlaşılacağı üzere siyasal egemen güç, bazen kendisi bir kavramı tanımlayabilmektedir. Ki bu bilinçli yapılan, bir amaç taşıyan pragmatist bir davranıştır. Japonya Büyükelçiliği’nde tanıştığım bazı Japon bürokratların çalışmalarına baktığımda bazı konularda farklı düşünseler de yazılı olarak düşüncelerini ifade ettiklerinde tam tersini okuduğumda çok şaşırmıştım. Bunun nedenini sorduğumda ülkeler arası ikili çıkarlar dile getiriliyordu. Öyle ki bir Japon bürokrat, kendi konumundan dolayı AKP’yi eleştirmemesi gerektiğini bana itiraf ediyordu. İşte bu gibi ikili çıkarlar yüzündendir ki bazen bir halkın haklı mücadelesi terör olarak kabul edilebilmektedir. En yumuşak davranan da haksızlığa kör-sağır kesilmeyi seçmektedir. Özellikle Kürt sorunu karşısında Avrupa, ABD, İngiltere ve İsrail gibi ülkeler Türkiye’nin stratejik müttefikliğinden dolayı iki yüzlü politika yürütme yolunu seçmişlerdir. Geçen aralık ayında kaybettiğimiz Nobel Edebiyat Ödülü sahibi yazar, şair ve insan hakları savunucu Harold Pinter bir yazısında genelde batılı devletleri, özelde de İngiltere’yi Kürt sorununa karşı ilgisiz, ikiyüzlü davranmakla suçlamaktadır. Harold Pinter bunu, İngiltere’nin Kürtlere yapılan haksızlığı görmek istememesine bağlar.

Sonuç olarak anlıyoruz ki kavramsal olarak “terör” gibi kavramların yeniden tanımlanması zaruridir. Bunun zaruri olmasının temel nedeni, dünyanın daha güvenilir bir olmasının her gün biraz daha güçleşmesidir. Öyle ki siyasal güçlerin bu tanımlamalarından dolayı birçok ülkedeki hak, hukuk mücadeleleri de çarpıtılabilmekte ve halklar terörize edilebilmektedir. Bunun örneğini ülkemizde terörize edilmeye çalışılan Kürt sorununda görmekteyiz.

Not: Bu yazım 02.03.2009 tarihinde Radikal’de yayımlanmıştır.

Bu yazı toplam 4708 defa okunmuştur
ORMAN KANUNU...
 // mezopotamyalı
pragmatist bir yaklaşım, beraberinde güçlünün zayıfı ezmesi demek olan orman kanununu netice vermiştir. bu gün eğer fransa, ingiltere ve diğer sümürgeci güçler bir köşeye çekilip oturmuşlarsa bu onların hümanist bir yapıya dönüştüğünü göstermez. onlar sadece meydanı kabadayı ABD ye bırakmak zorunda kalmışlardır.
ABD nin elindeki muazzam güç ve bu güçün yardımı ile halkının önüne serilen şatafatlı SOFRA daki nimetlerin devamı ve nimetlerden tam lezzet alınması için en küçük vızıltı dahi TERÖR olarak değerlendirilmektedir.
sofradaki nimetler, başka sofralardan araklandığı için yada en masum yorumla açların sofraya el uzatmalarından korktukları için en küçük kıbırdanışı dahi terör olarak değerlendirmektedirler......
08 Şubat 2010 Pazartesi 10:42
devlet terörü
 // hüseyin yarıcı
sorunun kaynağı bir halk değildir.halka hakkını gasp edenler sorun oluşturuyor....
05 Şubat 2010 Cuma 20:10
Peki nedir terör?
 // Tuna
Yazar terör tanımını konu alarak uzun bir yazı yazmış ama terörün ne olduğunu yazmamış.
Nedir terör sayın yazar bey.
Kendi tanımınızı yapsaydınız da onu tartışsaydık daha iyi olmaz mıydı?...
05 Şubat 2010 Cuma 17:01