İbrahim Genç

Gidenlere!...

21 Temmuz 2015 Salı 12:03

Gençliğin tüm heyecanını alıp gittiler bir sabah... Sırtlarında çantaları, çantalarında umutları, ellerinde bayrakları, dillerinde sloganları... Gittiler, bir sabah kimselere eyvallah etmeden. Ve bize kalmadı gençlikten ne varsa... Ömürden ömür gitti sanki, sakallarımda beyazların sayısı mı arttı ne! Saçlarımda daha hırçın çıkmaya başladı aklar... Gittiler, en insani duygularla... Tanımadıkları çocukların gülüşlerinden alıp gittiler...

Hepsi ne kadar da cıvıl cıvıl, bir kenti ayağa kaldıracak kadar direç dolu... Farklı kentlerden toplanmışlar... Çıkınlarında çocuklara dair ihtiyaç malzemeleri... Kimileri oyuncaklar biriktirmiş... Dedim ya, çocuk gülüşleri alacaklardı, yürek kazanacaklardı... Hepsi Kürt, hepsi Türk... Ne fark eder ki! Biraz sosyoloji, biraz psikoloji okudular; ama en çok da insanoloji okudukları kesindi.

Ve bu gençler, bu çocuklar...Kardeşlerim, yoldaşlarım... Siz tanımadığınız insanların “Hawar”ına koştunuz. Gidebilirdiniz belki de bir sahil kentine... Katılabilirdiniz başka bir şehirde kamplara... Ama siz, hele siz kadınlar, aşıktınız özgürlüğe. “Özgürgülüğümüzü bulduk Rojava devriminde” dediniz. Bir bahçede toplandınız, gülüşlere gülüş kattınız. Sadece birkaç dakika önce...

Sonrası... Direnç sesleriyle çekip gittiniz. O an biz geride kalanları görmeliydiniz... Bu duyguyu iki yerden hatırladım bir an. Birincisi, Roboski’de başıma geldi. Orada da parçaladılar “gençleri”... Katır sırtlarında ölüler taşıdılar, römorklara ceset yığdılar. Ama çaresizlikten, sahipsizlikten... Ambulans geldi de biz mi yok dedik! İşte sevgili gençler! O an donup kalmıştı bakışlarım. Dizlerimin bağı çözülmüştü. Saatlerce süren donuk bakışlar... Karında nükseden bir ağrı, boyun fıtığı olmuşçasına sıkışan damarlar, kafatasında bir zonklama... İkincisi, siz direnerek ve davanıza inanarak özgürlüğe uçarken biz geride kalanlar... Sizden daha çok çaresiz hissettik kendimizi.İşte bu duyguyu, aylarca Kobanê dövülürken genç kadın ve erkekler cesaretle direnirken... Serxet’te yani diğer tarafta tedirgince bakıyorduk Kobanê’ye... Ve emin olun daha çok korkuyorduk, daha çok çaresizlik hissi vardı.

Şimdi de aynı duygular... Saatlerce iflas eden bir beyin... Ülkenin başbakanı konuşuyor, silik ve anlamsız bir surat... Ya da ben anlayamıyorum... Cumhurbaşkanı konuşuyor, o kadar umutsuzlanıyorum ki... Analizler yapıyor bilmem ne başkanı ne uzmanı... Hepsi boş... Ben de Ortadoğu’ya dair çok yazmıştım oysa... Şimdi ne anlamı var ki! Yastayız! Şehitlerimize ağlamaktan başka... Onlara dua etmekten başka... İçimden bir şey gelmiyor...

Çünkü saatlerce göz bebeklerimde bekleyen yaşlar... Akmadıkça ağır geliyor gözlerime... Yürek susmuş, kan revan... Sahi gözden kalbe gidermiş ya aşk... Kalpten de gözlere damlarsa keder... İşte o zaman boş boş bakarsın dünyaya... Sonra Kızılay’a aktım ağır bir çığ gibi... Hiçkimseyle konuşmadan Karanfil’den geçtim rüzgar gibi... Telefonda teselli bulacak arkadaşları aradım. Beni de arayıp durdular... Onlar “şimdi ne olacak, neden bunu yaptılar?” diyerek saçma sapan analizler beklediler... Hepsinin yüzüne kapattım telefonu... Madem bu lanett analizler önemliyse, bu analizler “Bakın tehlike yakın, bu vahşileri desteklemeyin” dediği halde önlem alınmıyorsa... Hepsinin canı cehenneme...

Tabii sonra düşündüm kendi kendime... Halkların dayanışmasına saldırdılar ya! Bir araya gelip mücadele edenlere saldırdılar ya! Hani umut sürerdi ya! Devrime inanılırdı ya! O zaman sağduyu yitirilmemeli... İnanılan demokrasi, adalet ve barış gibi değerlerden ödün verilmemeli... Güçlü olunmalı...Onlar da isterdi onlar da... Ölüme giderken yoldaşının elini tutmak gibi... Yarasına sarılmak gibi... Onlar da isterdi onlar da... Saadet’in sözlerinde gördüm bunu, Pınar’ın çığlığında...

Ama ne yalan söyleyeyim gençler... Ağır geldi be, gülücükleri de gençliği de alıp gitmeniz....

Bu yazı toplam 4899 defa okunmuştur
Geride kalanlara...
 // Agır Aram
Siz sevdanizi,davanızı kat ettiğiniz kilometrelere çarptiniz;çarptı yüreğiniz birilerinin ölüm suskunluğunun sakinliğini yaşadığı bu yolda.bir iyi insanlar toplumuydunuz;eviniz kobani,bahceniz dunya...şayet akranlarınız bilmem hangi plajda belleş bronzlaşma derdinde yada hangi cafede bir içki kadehinde,parklarda,bahçelerde kimi müsait bir yerde sevişme derdinde...ama bir de siz varsınız işte böyle bir yaraya merhem, bir çocuğa düş,yavrusu cephede ,en önde hem de ,silahı elinde bir yiğide umutlu bir gülüş...bize bıraktığınız o masum gençliginizi ,o paha biçilmez insanliginizi ,devrimi ve dayanişmayı ve birlikte var olmayı ,hep umutlu olmayı ,inanmayi ve hatta en çok da insan olmayı durmadan anlatacağız;yoldaşlığınız ve şehadetiniz yolumuzu b...
24 Temmuz 2015 22:50