İbrahim Genç

Eğitimde düşünce kontrolü (3)

17 Ağustos 2010 Salı 16:26

Cumhuriyetin kurulmasından sonra bu millileştirme havasının devam etmesinden dolayı eğitimde “Türkçü” bir anlayış hakim olmuş ve öğretilenler, resmi ideolojinin öngördüğü şeyler olmuştur. Bununla birlikte hazırlanan müfredatlarda Anadolu’nun diğer halkları yok sayılmış ve halkların türlü istemleri de gençlere “dış güçlerin oyunları” şeklinde sunulmuştur. Burada önemsenen nokta, gençlerin kişisel gelişimleri olmamış; gençlerin sorgulamadan kendisine sunulanı kabullenmesi olmuştur. Tarih kitaplarında savaşlar, nesnel bir anlayıştan uzak olacak şekilde aktarılmış ve duygusal bir yaklaşım egemen olmuştur. Çocuklara, öğretilenlerin farklı olma ihtimalinden bahsedilmemiş ve öğretilenler de tartışmasız bir gerçek olarak kabul görmüştür.

Eğitim anlayışımızın bu tutucu tavrından dolayı gençler, demokrasi ve evrensel düşünüşten uzak kalmakta ve gençlerin başka halklarla empati kurması zorlaşmaktadır. Bu bağlamda birçok Türk’ün  neden Kürtleri anlamadıklarını kestirmek kolay. Gençlerin neden demokratik gelişmelerden tedirgin oldukları, komşu ülkeleri neden düşman gördükleri de resmi eğitim sistemimizin analiz edilmesinde cevabını bulan şeylerdir.

Bu sebeplerden dolayı ülkemizde eğitim anlayışımızın gözden geçirilmesi gerekmektedir. Gençlerin dünya değerleriyle bütünleşmelerini sağlayacak bir anlayışın egemen kılınması zorunludur. Çünkü etrafımıza baktığımızda her geçen gün gençler arasında şiddet artmakta, linç anlayışı yayılmakta ve toplum, farklılıklara tahammülsüz hale gelmektedir. Çünkü toplum düşünme ve sorgulama işini kendi ideolojisine bırakıyor. Böylece kendisini bir makine olarak gören iktidar da toplumu ancak kendi gücünün devamlılığı doğrultusunda yönlendirmektedir.

Ülkemizde aydın-entelektüel bir neslin yetiştirilmesi her bakımdan zorunludur. Çünkü yeni nesil, ülkenin gelişmesine katkıda bulunacağı gibi aynı zamanda huzurlu, hoşgörülü bir toplumun oluşmasını sağlayacaktır. Bu sebeple de her şeyden önce eğitim sistemimizin ülkemiz gerçekliğine (coğrafi, siyasi gerçekler bakımından) kavuşturulması gerekiyor. Bu da ancak evrensel bir anlayışla hazırlanacak müfredatlarla mümkündür. Bununla birlikte eğitim anlayışının bütün ülke halklarını kapsaması sağlanarak çok kültürlülük uygulamada gösterilerek bir “Türkiye eğitim sistemi” yaratılmalıdır.

Bundan sonrası için çocuklara bilgi aktarmak yerine çocukların kapasitelerine uygun bir yaklaşımla çocuklara düşünce güçlerini kullanabilme yeteneği benimsetilmelidir. Çocukların ilgi alanları tespit edilerek o alanda gelişimleri için aktif bir rehberlik eğitimi sunulmalıdır. Çocuklara veya gençlere anlatılanlar mutlak gerçeklermiş gibi anlatılmamalı. Bunun yerine, bilginin-gerçeğin öğrenilmeye değer olduğu benimsettirilerek çocukların ve gençlerin zihinsel yeteneklerini kullanabilmeleri sağlanmalıdır. Bütün bunlar da ünlü eğitim bilimcisi John Dewey’in dediği gibi bilimsel bir metotla verilmelidir.

Bunun yanında Bertnard Russell da okullarda gazete okuma sanatının öğretilmesi gerektiğini vurgular. Bununla birlikte okulda, politik bir olayın farklı gazetelerde nasıl yansıtıldığının gösterilerek bireyin önyargılara kapılmasının engellenebileceğini belirten Russell, bununla kuşkuculuğun yaratılmasının faydalı olacağını söyler. Ayrıca Russell’ın “Eğer dünyada hoşgörü olacaksa, okullarda öğretilmesi gereken şeylerden biri de, kanıtları değerlendirme alışkanlığı, doğru olduklarına dair bir kanıt bulunmayan önermeleri olduğu gibi kabul etmeme alışkanlığı olmalıdır (a.g.e., s. 186)” şeklindeki ifadeleri de önemlidir.

Tabi bunlar için de iyi yetişmiş öğretmenlere ihtiyaç vardır. Bu sebeple de öğretmen yetiştirilmesine önem verilmeli ve öğretmenlerin iktidarın “korkusu”ndan kurtarılması gerekiyor. Çünkü Bertnard Russell’ın da dediği gibi iktidarın öğretmenden geleneksel kalıpları anlatmasını istemesi aynı zamanda öğretmeni ikiyüzlülüğe sürüklemektedir (a.g.e., s. 227). Bugün ülkemizde öğretmenlerin donanım bakımından yeterli olmadıkları dile getiriliyor haklı olarak. Çünkü ülkemizde demokrat-aydın nesli yetiştirecek ne eğitim kurumları ne de öğretmenler mevcut. Çünkü üniversiteyi bitiren öğretmen adaylarının çoğu eğitimciliği bir ideal olarak görmemeye başladı. Bunun en önemli nedeni de yıllarca atanmayı bekleme ve bu süreç içinde psikolojik olarak yıpranmadır. Bugün yüz binlerce öğretmen açığının olmasına rağmen yüz binlerce öğretmen adayının işsiz olması da  eğitimimizin çelişkisidir aynı zamanda. Zaten bu çelişki başlı başına iktidarların eğitime bakışını somut bir şekilde yansıtıyor.

Bu yazı toplam 3769 defa okunmuştur
ELİ ÖPÜLESİ HOCAM...
 // mezopotamyalı
Zıt ideolojilere sahip olsakta, bir öğretmen olarak elinizi öpmek isterim. Buna değersiniz.
sonra
1-Linç kültürünün eğitim kurumlarından ayrı bir yerde oluştuğunu söylemek mümkün değildir.
Ayrca:
2-Eğitim İnsana herşeyden önce maddi bir istikbal ve sosyal statü sağlamalıdır.
Buna engel olan ve okulda:
3-Ense yapan ve sırf maaş için öğretmenlik mesleğini seçen öğretmenleride şiddetle kınıyorum.
En son:
4-Yüksekova lisesinde uzun dönem öğretmenlik ve müdürlük yapan s.y. adındaki artık Yüksekovada olmayan ve inşallah hiç olmayacak hocayıda milletin istikbalini ve hayallerini kararttığı için varsa vicdanı ile başbaşa bırakıyorum....
17 Ağustos 2010 Salı 17:34