Ümit Yazıcıoğlu

Yaşar Parlak olayındaki faili meçhul parmak

19 Ağustos 2010 Perşembe 02:31

Yaşar Parlak, bilge gazeteciliği, efendiliği ve dürüstlüğüyle tanınan bir Gazeteci-Yazar. Kendileri 1956 yılında Diyarbakır'ın Silvan ilçesinde dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Silvan"da tamamladı. Günaydın gazetesinde (1973-1974) yılları arasında amatörce gazete muhabirliğine başladı.

1976 yılında ise ülke"nin en güçlü ajanslarından Akdeniz Haber Ajansı"nın Silvan temsilciliği görevini üstlendi. 1980 yılında ilk kez "Silvan Tarihi" adlı bir kitap yazdı. 1981 yılından 1983 yılına kadar Atatürk Kütüphanesi Müdürlüğü ile Kültür Turizm Müdürlüğü görevlerini yaptı. 1997 yılında ise "Çeşitli Yönleri İle Silvan" adlı tarih başlıklı çalışmasını yayınladı. Böylece bütün Silvan halkına tarihi bilgi sundu. Silvan"da o kadar faili meçhul cinayetler yaşanmasına rağmen hiçbir zaman kendisi Silvan"ı terk etmedi.

Silvan´da 1990–2004 yılları arasında gazeteci olmak zor bir şeydi. O bu zorlukları yenerek,   1990–2004 yıları arasında faili meçhul cinayetlere kurban giden kişileri araştırdı. Aynı zamanda yaşamını tehlikeye atarak faili meçhul cinayetlerle ilgili bilgi ve yorumları toplayarak 2004 yılında kitap haline getirip, halka sundu. Onun bu son çalışması yayınlandıktan sonra 18 Ağustos 2004 yılında Selahaddin-i Eyyub-i camii avlusunda uğradığı suikast sonucu kendiside faili meçhul bir cinayete kurban gitti.

Bu sütunlarda daima bu tip cinayetleri kınadık ve nereden gelirse gelsin, kime yapılırsa yapılsın, cinayetin bir insanlık suçu olduğunu her zaman açıklıkla belirttik. Zira hiçbir değer, bir insanın hayatından, yaşama hakkından daha önemli değildir. Bu bakımdan Yaşar Parlak'ın karanlık bir saldırı sonucu öldürülmesini kınıyor, cinayetin faillerinin biran önce yakalanmasını temenni ederek, Şehit Yaşar Parlak'a rahmet diliyoruz.

Bu Yaşar Parlak'a yapılan cinayetten önce Nazlı Ilıcak"ın 2000 yılı Ekim ayının ortalarında ele geçirdiği "Andıç" belgesi gündeme bir ara bomba gibi düşmüştü. O dönem Fazilet Partisi milletvekili sıfatıyla, hemen TBMM'de bir basın toplantısı yapan Nazlı Ilıcak, Şemdin Sakık'ın sözde itiraflarına dayandırılan Andıç'ı açıklamıştı. O tarihte, henüz, Andıç ne anlama geliyor, bende bilmiyordum. Daha sonra, Türk Silâhlı Kuvvetleri bünyesinde "Bilgi notu" manasında kullanıldığını öğrendim.

"Güçlü Eylem Planı" adını taşıyan Andıç"taki bazı ifadeleri şimdi tekrar Nazlı Ilıcak"tan dinleyelim.

  1. “İç kamuoyuna yönelik faaliyetler: Elde edilecek bilgilerden istifade edilerek, örgütle bağlantılı siyasiler, gazeteciler, işadamları, parti ve derneklerin deşifre edilmesi suretiyle, vatan hainliklerinin sergilenmesi…
  2. Şemdin Sakık'ın, örgütün yapı ve işleyişi, eylemleri hakkında belge ve delillere sahip olduğunu kamuoyuna yansıtmak suretiyle, iddiaların inandırıcılığını ve güvenirliliğini sağlamak…
  3. İnsan Hakları Derneği'nin PKK güdümünde olduğunu ortaya koyarak kapatılmasını temin etmek…
  4. Refah Partisi'nin PKK ile işbirliğini sergileyerek ve Fazilet Partisi'nin, müteakip seçim döneminde PKK ile işbirliği yapacağını ileri sürerek, Fazilet Partisi'ni yıpratmak…
  5. Adı geçen milletvekillerinin (Selim Ensarioğlu (DYP), Fethullah Erbaş (FP), Segbatullah Seydaoğlu (Anap), Abdülmelik Fırat (DYP), Leylâ Zana (DEP), Muhittin Mutlu) PKK ile ilişkilerini ortaya koyarak, siyasî platformda yıpranmalarını sağlamak…
  6. Adı geçen gazetecilerin (Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar, Yalçın Küçük, Yaşar Parlak, Mahir Kaynak, Mahir Sayın ve ilave edilmesinde fayda görülen Yavuz Gökmen, Altan kardeşler gibi gazetecilerin) kamuoyunda saygınlığının azaltılması ve itibarının düşürülmesi için terör örgütüne sağladıkları destek ile ilgili aleyhlerine kamuoyu oluşturmak. Örgütün para ile kendine müzahir gazetecilere her şeyi yaptırttığını, gazete sahiplerine, seçilen köşe yazarlarına ve televizyonlara duyurmak.""

Malum metotlarla, kişileri karalamak için psikolojik harekâtı anlatan bir Andıç metni o dönem hazırlanmış ve gereği yapılarak sözde Şemdin Sakık'ın itirafları olan bir metin iki büyük gazetede yayınlatılmıştı.  Daha sonra, Mehmet Ali Birand Sabah'taki işini kaybetti. Cengiz Çandar ise, bir süre için izinli sayılmıştı.  Yaşar Parlak ise 18 Ağustos 2004 yılında Silvan Selahaddin-i Eyyub-i Camii avlusunda uğradığı suikast sonucu faili meçhul bir cinayete kurban gitti.

Bu suikastın failleri halen bulunamamıştır. “Faili meçhuller, devlet politikasıydı” şeklinde açıklama yapan emekli Koramiral Atilla Kıyat"a da bu konuda bildiklerini kamuoyuyla paylaşmasının, doğru olacağını hatırlatıyoruz.

Rahmetli Yaşar Parlak hakkında yaptığım araştırmalara göre; “Rahmetli Yaşar Parlak 1992'de Şemdin Sakık ile bir röportaj yapmış. Takriben bu röportajdan yaklaşık bir yıl sonra Yaşar Parlak ikinci bir röportaj yapmak için kendisinin dağa çağrıldığını belirtiliyor. Bunun üzerine Yaşar Parlak o dönem ATV kameramanı olan (şuan Star Gazetesi yazarı ve kanal 24 haber spikeri) Gürkan Zengin´i kameraman olarak yanına alarak PKK'nın dağ kamplarına gidiyor.”

Rahmetli Yaşar Parlak hem askerden nasibini almıştı hem de dağdaki Şemo'dan... Fakat nasibini almadığı tek bir örgüt kalmıştı. O da Hizbullah terör örgütü idi. 1990 ve 2004 yılları arasında Diyarbakır'ın Silvan ilçesinde resmi kayıtlara göre 850 dolayında, gayri resmi kayıtlara göre bin 500"ün üzerinde faili meçhul cinayet işlenmişti. Yaşar Parlak ilçe"de yaşanan bu cinayetler üzerine "Şehitler Şehri Silvan" adlı bir kitap yayınladı.

Bahsini ettiğim bu kitap yayınlanmadan önce merhum Yaşar Parlak dönemin cumhuriyet başsavcısı ile üç saate yakın kitabın içeriği ile ilgili tartışıyor. Savcının bu kitabın yayınlanmasının doğru olmadığını belirtmesine rağmen, sansüre hayır diyerek, kitabı yayınlatıyor. Kitap yayınlandıktan bir hafta sonra ilçe kaymakamı tarafından kitabın satışı yasaklanıyor. Bu yasak üzerine rahmetli kitabını çeşitli yollardan piyasaya sürüyor. Piyasaya sürdükten yaklaşık üç ay sonra evlerinde 18 yaşında ki T.K adlı bir bayanı hizmetçi olarak çalıştırıyor. Bu bayan Yaşar Parlak"ın yaşlı olan annesine bakıyormuş.  Yaşar Parlak"ta annesine bakacak kimse olmadığı için bu bayanı hizmetçi olarak işe almış. T.K adlı hizmetçi bayan evlerinde yaklaşık 20 gün boyunca hizmetçilik yapmış. 14 Nisan 2004 (14 Nisan 1916 Atatürk'ün Silvan"a gelişinin yıl dönümü) tarihinde Silvan Emniyet Müdürlüğü'nü arayan kimliği belirsiz bir kişi  "Yaşar Parlak'ın evinin bulunduğu sokağının başından evin içine kadar genç bir bayanı zorla yerden sürükleyerek içeri aldığı" ihbarında bulunuyor.

Bunun üzerine emniyet yetkilileri hizmetçinin çalıştığı eve baskın düzenliyor. T.K adlı bayan polisler tarafından Silvan Devlet Hastanesi'ne götürülüyor orada kendisine yapılan muayene sonucu genç bayanın bakire olduğu ve vücudunda her hangi bir darp izinin olmadığı (hâlbuki ihbara göre kız sokak ortasından ta evin içine kadar sürüklenmiş) hususunda rapor veriliyor.

Yaklaşık bir ay tutuklu kalan Yaşar Parlak ilk duruşmada beraat ediliyor. Beraat edilişinden 2 ay sonra, cami avlusunda saat 20:25 sularında banklarda otururken arkadan kimliği belirsiz kişi veya kişiler tarafından Hizbullah terör örgütü yöntemi ile ensesine tek kurşun sıkılarak öldürülüyor.

Yaşanan olaydan bir gün sonra ulusal bazı gazetelerde yaşanan cinayetin kız davası ile ilgili olduğu haberi yapılıyor. Sabah gazetesi'nde ise cinayetin daha önce faili meçhul cinayetleri içeren "Şehitler Şehri Silvan" adlı kitaptan kaynaklandığı ve cinayetin siyasi olduğu vurgulanıyor. Bazı gazetelerde ise olay "Hizbullah Cinayeti" olarak değerlendiriliyor.

Rahmetlinin ölümünün üzerinden altı yıl geçmesine rağmen, hukuk mücadelesi verildiği halde failler halen yakalanmadı.  Olay faili meçhul cinayet olarak kayıtlara geçti. Erdoğan hükümetinden ve yetkili mercilerden, beklentimiz faillerin derhal bulunmasıdır.

Yaşanan bu cinayetin siyasi bir cinayet olduğu apaçık ortada, çünkü olay bir töre veya namus cinayeti değil. Olayda ismi geçen T.K adlı genç bayan evli beş yaşında bir çocuk annesi ve mutlu bir aile yaşantısı var. Eğer olay namus davası olmuş olsaydı, rahmetli Yaşar Parlak faili belirsiz kişiler tarafından arakadan kalleşçe vurulmazdı.

Merhum Yaşar Parlak gazetecilik aşkı uğruna bu ülkeye ve bölgesine olan sevdası uğruna çeşitli işkencelere ve ölüm tehditlerine maruz kalmasına rağmen yine mesleğini başarı ile sürdürmeye çalıştı. Ta ki öldürülene kadar.

Evet, Andıç'ta geçtiği gibi saygınlığı düşürülmeye çalışıldı ama bölge halkı böyle iğrenç bir iftirayı kabullenmedi. Andıç mağdurları birbirine sahip çıktı ama Yaşar Parlak hiç hatırlanmadı bile.. Dolayısıyla sayın Cengiz Çandar, Mehmet Ali Birand ve diğer Andıç mağdurlarından ricam, bu olayda gerçeklerin kamuoyuna yansıması için gerekli duyarlılığı göstermeleri olacaktır.

Bu yazı toplam 12893 defa okunmuştur
saygıyla hasretle anıyoruz..
 // silvanlı korkusuz amed farqin
sayın yaşar parlak gazeteciliği yaptığı zaman daha kimse gazetecilik nedir bilmiyordu.?silvana sevdası olan halk tarafında sevilen bi insandı tüm maddi imkansızlıklara rağmen tüm zorluklara rağmen mesleğinde vaz geçmiyordu silvana olan sevdasıyla bilinen sayın parlak kaleşçe bi pusuda şehit ettiler.. ve halen faiilerin bulunmaması düşünce vericidir... gerçekten çok acı bi duygu silvan halkı olarak parlak ailesinin acısını paylaşıyoruz.. ALLAHTAN rahmet kederli ailesine sabır diliyoruz mekanı cennet ruhu şad olsun sen ölmedin hep kalbimizdesin seni saygıyla özlemle hasretle anıyoruz.....
20 Ağustos 2010 Cuma 00:08
:((
 // kırÇİÇEĞİ
allah rahmet eylesin...Diğer faili meçhuller gibi bunun da faili bulunmaz. Bu devran elbet geçecek.80 öncesi oynanan oyunlar kurulan tezgahlar 90 lı yıllarda ki oyunlar andıçlar nasıl ki bir bir açığa çıktı.Artık devamı gelecektir. Böyle garip kalmamalı gidenlerin isimleri ve hayat hikayeleri. Diğer mağdurlar da sesini çıkarmalı.Yoksa hala korku ülkesi teorilerinde yaşadıklarını o korku tünellerinden çıkamadıklarının göstergesidir sessizlikleri.....
19 Ağustos 2010 Perşembe 19:23
Allah rahmet eylesin
 // hakan
Bir zamanların büyük gazetecilerindendi. Allah rahmet eylesin...
19 Ağustos 2010 Perşembe 03:21