İbrahim Genç

Eğitimde düşünce kontrolü (1)

30 Temmuz 2010 Cuma 17:41

İnsanoğlu var oluşsal olarak her zaman kendini bir öğrenme sürecinin içinde bulmuştur. Bunu doğuran en önemli sebep, insanoğlunun içine atıldığı “dünya”yı anlama ve açıklama isteğidir. Bununla birlikte kendini doğanın içinde konumlandırmaya çalışan insan; düşünme yeteneği sayesinde, hayret ve merak duygusu ile beraber sorgulamalar yapmıştır. Ki “hayret” ve “merak” aynı zamanda felsefenin de temel ilkeleridir. Binlerce yıl önce doğa ve insan üzerine ilk sorgulamaları yapanların filozof olması da bu yüzdendir.

İnsanoğlu bilginin peşinden koşarken “öğrenme” sürecinden geçmiş ve zamanla da çoğalan bilginin başkasına aktarılmasıyla da “eğitim” süreci başlamıştır. Yalnız şunu unutmamak gerekir ki toplumsal nitelik ve içinde bulunulan zaman, kendine uygun “toplum”un yaratılmansa neden olmuştur. Bu bağlamda insanların tarım toplumundan sanayi toplumuna giden bir süreçten geçtiğini ve sürekli içinde bulunulan gelişme ile de bu toplum biçimlerinin değiştiğini görüyoruz.

Toplumsal gelişmeyle birlikte bugün bilgi toplumuna geçildiğini söyleyebiliriz. Bilgi toplumu sürecinin, bilgisayarlar ve diğer yaygın iletişim araçları ile hâlâ devam ettiğini de belirtebiliriz. Bu nereye varır kestirmek zor ama her gün biraz daha anlaşılıyor ki “doğru bilgi”nin topluma ulaştırılması büyük önem arz etmektedir. Çünkü bugün geniş bir yayılma gösterebilen bilgi, toplumun şekillendirilmesi ve yönlendirilmesinde başat rol oynamaktadır.
Bu bağlamda “toplumun eğitimi” öncelik verilmesi gereken bir konudur. Çünkü bir ülkenin geleceği, toplumun nitelikleriyle doğrudan ilgilidir. Eğitim alanında gelişme göstermemiş bir ülkenin bugünkü durumu ile eğitim alanında sorunlarını çözmüş bir ülkedeki huzur ve refah düzeylerini karşılaştırdığımızda eğitimin önemini daha somut anlayabiliyoruz. Tabi bu, işin bir tarafı. Diğer tarafta eğitimin iktidar tarafından kullanılarak kendine göre “ideal insan” tipini yaratabileceği de gözden kaçırılmamalıdır.

İktidarın yarattığı bu riskten dolayı eğitimde ideolojinin var olması olasıdır. Çünkü iktidar, kendisini tehdit etmeyecek ya da tehdit etmemesi için de sorgulayamayan, birbiriyle benzeşen bir toplum yaratmak ister. Bu bağlamda günümüz toplumunda iktidar, eğitim kurumlarını ideolojik aygıt olarak kullanıp toplumu evrensel düşünceden ve hoşgörü gibi değerlerden uzaklaştırarak toplumsal düşünceyi kontrol altında tutmak ister. Öyle ki “Eğitimden sorumlu makamlar (…) gerçekte çocuklara ‘yurtseverliği’, yani önemsiz nedenlerle ölmeye ve öldürmeye gönüllü olmayı öğreterek, devletin yararına olduğuna düşündükleri şeyler için çocukları feda ederler (Bertnard Russell, Sorgulayan Denemeler, s. 203)”.

İktidarın (devletin) düşünce kontrolünü daha sistemli ve etkili yaptığı-yapabildiği yer şüphesiz okullardır. Çünkü ideolojik yapılanma içinde olan bir iktidar, ilköğretimden yükseköğretime kadar kendine uygun insan tipini yaratmayı kolayca başarabilir. Bu sebeple ideolojik politika yürüten iktidar sahipleri bu işi yapacak öğretmenlerin yetiştirilmesine ve bunun yapılacağı kurumlara ihtiyaç duyar. Bununla birlikte çocuklar okula başladıkları ilk günden itibaren belli sınırlara, düşüncelere hapsedilir; çocuğa, iktidarın belirlediği kutsallara sadık kalacağına dair yemin ettirilir.

Çocukların var olanı anlamlandırma ve biçimlendirme sürecine yardım edilmesi gerekirken iktidarın gücü kanıksattırılır. Neyin iyi ya da kötü olduğu, kimin dost ya da düşman olduğu, varlığın amacının ne olduğu hep iktidarın belirlediği ölçülerde benimsettirilir. İktidar, en temelde farklı düşünceye karşı olduğu için birbiriyle benzeşen insanlar yaratır.  

Bununla birlikte iktidarın çok ihtiyaç duyduğu “korku” ile de öğretilenlerin sorgulanmasının önüne geçilir. Yine aynı şekilde “okul, öğretmen yetiştiren kurumların kendisine göndereceği öğretmenlerde, öncelikle kendi otorite ve statüsünü sahiplenecek ve sorgulamayacak nitelikler arar. Bu niteliklerle bezenmiş bireyleri, kendi kurgusu içinde güçlendirir ve ona otoritesinin bir kısmını devreder (Mehmet Yapıcı, İdeoloji ve Eğitim).” Bu bakımdan ne kadar sakıncalı bir durum olsa da öğretmenler, yöneticilerin kontrolü altında olurlar. Böylece öğretilenlerin en azından bir kısmının gerçek olmadığı bilinse de iktidarın devamlılığı için düşüncenin kontrolü devam ettirilir. Çünkü “Eğitimden sorumlu bürokratların gençlerin eğitilmesini arzuladıkları sanılmamalıdır. Tersine, onların sorunları, zihinsel yetenek kazandırmaksızın, sadece bilgi aktarmaktır (Bertnard Russell, a.g.e., s. 177)”

Bu yazı toplam 4480 defa okunmuştur
iktidar ve kavramlar
 // serdar
Haklısın tamda tarifin yalın hali genelde akp iktidarı yereldede bdp iktidarı her ikiside sorgulanmaya korku salarak hareket ediyor.....
31 Temmuz 2010 Cumartesi 10:14
an
 // can
Sevgili ibrahim,kürt halki insanca bir yasama sahip olmak istiyorsa,kendi cocularini bilincli bir egitime yönlendirmeleri gerekiyor,Kürtler bilincli bir yasam icin ,kendilerini iyi egitmeleri gerekiyor,kürtlerin kaybetme nedenleri bilincli ve suurlu bir kisilige sahip olmamalarindandir.
Kürtlerin planli bir yasama ve egitimli beyinli iltiyaclari var .Kürtler anadileri ile egitimi yasaklayan ve bu yasagi bugün savunan AKP ,ye oy verebiliyorlar, bu celiskiyi anlayamiyorum,Allah kürt halkina bilincli bir yasam nasip etsin....
31 Temmuz 2010 Cumartesi 00:31