İbrahim Genç

Cumhuriyet demokrasi mi?

30 Ekim 2010 Cumartesi 23:17

Cumhuriyet’in ilanının 87. yıldönümü, ülkemizde çeşitli etkinliklerle kutlanırken yönetenlerin katındaki resepsiyon krizi ve kutlamalarda yan yana gelmemeye çalışan yöneticilerin soğuk duruşları ülkemizdeki fikir-duygu parçalanmasının fotoğrafı oldu adeta. Herkes Cumhuriyet’i kendi tekelinde görüp kendi oligarşisini kurmaya mı çalışıyor yoksa? Ne Hükümet’in ne Ana Muhalefet’in ve ne de Ordu’nun, kimsenin Cumhuriyet’e demokratik bir nitelik kazandırma gibi bir gayesi yok. Böyle olunca da Cumhuriyet, bu kesimlerin kendi otoritelerini dayatmaya çalıştığı bir yönetim haline gelme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor.

Cumhuriyet’in özünde “halkın hakimiyeti”nin olduğu vurgulansa da bunun sözde kalan bir şey olduğu-olabileceğini aklımızdan çıkarmamalıyız. Çünkü ülkemizde salt bir yönetim biçimi olarak cumhuriyet, demokrasi ve özgürlük olarak algılanıyor. Oysa bugün yönetim biçimi cumhuriyet olan birçok ülke, insan hakları ihlallerinin yaşandığı ve diktatörlüğün hakim olduğu ülkelerdir. Buna karşılık yönetim biçimi hâlâ krallık ya da meşrutikrallık olan birçok ülke, bizden çok önce demokrasiye geçmiş durumdalar.

Geçen yıllarda bir programda kendisini dinlediğim tarihçi Mete Tunçay da vurgulayarak cumhuriyet rejiminin tek başına demokrasi olmadığını ve cumhuriyetin en önemli getirisinin yönetimin babadan oğula geçmesi yöntemini kaldırması olduğunu belirtiyordu. Dolayısıyla cumhuriyet, yönetenlerin elinde olan bir devlet şeklidir. Bu yüzden de cumhuriyet, yönetenlerin elinde belli bir zümrenin ya da elitist bir kesimin kendi diktasını kurduğu bir yönetim haline gelme potansiyeli de taşıyor.

Açıkçası ben Mustafa Kemal’in bu eksikliğin farkında olduğuna inanıyorum. Ki bu yüzden Mustafa Kemal, çok çalışarak Cumhuriyet’in en ideal bir yönetim biçimi haline getirileceğini birçok sözünde vurguluyor. Tabi bunu başarıp başarmadığı tartışılabilir. Ama ortada bir farkındalığın olduğunu söyleyebilirim. Mustafa Kemal’in “Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz Cumhuriyeti kurduk, o on yaşını doldururken demokrasinin bütün icaplarını sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır.” ifadesi de Cumhuriyet’in eksikliklerinin dile getirilmesi olarak algılanabilir.

En temelde cumhuriyetin tek başına demokrasi olmadığını söyleyebiliriz. Ama Fransa’da aydınlanma ile birlikte cumhuriyetin ortaya çıkması örneğinden hareketle cumhuriyetin demokrasiye gidiş yolunu açtığını-açabileceğini söyleyebiliriz. Bu nedenle cumhuriyet, halkın aydınlatılması için başvurulabilecek bir yönetim biçimi olabilir. Tabi bunun için de adalet ve eşitlik gibi kavramların cumhuriyette bulunması zorunludur. Aksi takdirde cumhuriyet, bir oligarşiye de evrilebilir.

İşte tam da bu noktada cumhuriyetten önce demokrasinin, yurttaşların yaşam biçimi haline gelmesi sağlanmalı. Çünkü cumhuriyet, devletin yönetim şeklidir sadece. Dolayısıyla devlet, iktidarını halkı sindirmek için kullanabilir. Ama bir ülkede demokrasi eğer bir yaşam biçimi haline gelmişse o ülkede cumhuriyet değil de krallık da olsa orada baskıcı iktidarlar tutunamaz.

Bu bağlamda değerlendirecek olursak ülkemizde Cumhuriyet’in, demokrasi temelinde işlediğini söyleyemeyiz. Bazı yurttaşlar eleştirel düşünmeden “Cumhuriyetle halk kendini yönetmeye başladı. Bundan iyi demokrasi mi olur?” diyebilirler. Ama ülkemizde uygulanagelen asimilasyon-inkar ve imha politikaları, askeri darbeler, insan hakları ihlalleri ve daha birçok neden Cumhuriyet’imizin eksikliklerinin olduğunu göstermektedir.

Ki bu sebeple de çeşitli kesimlerce dile getirilen “İkinci Cumhuriyet” ve “Demokratik Cumhuriyet” gibi ifadelerin tartışılması gerekiyor. Bu kavramlar, Cumhuriyet’i ortadan kaldırmak gibi bir amaç da taşımıyor. Bunların tartışılması ile Cumhuriyet’imizin içinin evrensel-güncel olanla doldurulması sağlanabilir ve Cumhuriyet’imiz daha da zenginleştirilebilir. Aksi takdirde oligarşik, baskıcı bir cumhuriyete gitmeyeceğimizin garantisi yok. Bu sebeple de tüm yurttaşlar olarak demokrasi bilincini bir yaşam biçimi haline getirmeli ve ülkemizin çağdaş değerlerle yeni dünyayla bütünleşmesini sağlamalıyız.

Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun!

Bu yazı toplam 6246 defa okunmuştur
Botan mahlaslı yorumcuya
 // Mehemedé Paloyé
Ters yorumum neymiş ?
Sömürge ulusun bir evladı olarak, vatanım dörde bölünmüş ve dört parçada sadece katliam ve soykırım yaşadığımızımı dile getirmemmi oluyor ? Yoksa ulusal Kurtuluş mücadelesi denen şeyin aslında İngiliz, Fransız ve Ruslarla anlaşılıp Kürdistanı dörde bölme politikası olduğunu dile getirmemmi provakosyon oluyor ? Mustafa Kemal ve T.C hakkında yazdıklarımın aynısını Seçme yazılar cild 1-2-3-4 A.Öcalan kitap serisinde bulabilirsin.Orda Mustafa Kemali övenler ve Kemalizm hakkında detaylı bilgiler vardır.Buyur birde sen oku !
Ha yok eğer orda bulamazsan ben bu milletin önünde özeleştirimi verir ve bir daha tek yorum yazmam !
Ha aklıma gelmişken Ermenistan kürdleri üzerine bugün Fıratnews tede bir yazı var.Bunuda yazmıştım...
02 Kasım 2010 Salı 22:39
Mehemedé Paloyé her yerde provakatör
 // BOTAN
kürt halkının bir kazanımının dile getirlidiği tüm yazılarda, sitelerde bu şahıs illaki bir ters yorum yapıyor....
31 Ekim 2010 Pazar 19:58
Ez we fahm nakım !!!
 // Mehemedé Paloyé
Mın tu car texmin ne dıkır ku rojeki were kurdén ku bıbéjın em neteweperestın u pena Mıtefa Kemal bıke !...
Wek din mın bawer ne dıkır ku pesna wi dewleti bıkın ku bıbe sedema parçe kırına erdé kurdan !...
Gelo cumhuriyet çiye ? an ji cumhuriyeta Tırkan çiye ?
Ger pırs ew buna !
Cejneki me usa tuneye , lé rojeki meyi reş usa heye...
Bıla xwedé aqıl u fehmeki bıde rewşenbirén(!) kurdan ku Mıstefa Kemal u dikatoriya wi dıpesıne.
Bıla xwedé aqıl u fehm bıde ku ew Kurdén ku wi rojén reş jı xwera wek cejn dıbinin....
31 Ekim 2010 Pazar 01:09