Yüksekova’da 31 yıldır haber alınamayan 3 köylü için adalet çağrısı
İHD Hakkari Şubesi Eşbaşkanı Sibel Çapraz, 1995’te Ağaçlı köyünden gözaltına alındıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamayan Abdülkerim Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş için adalet çağrısı yaptı.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Hakkari Şubesi ve kayıp yakınları, 251. hafta kapsamında saat 12.00’de Yüksekova Sanat Sokağı’nda bir araya geldi. DEM Parti ilçe örgütü, DBP, ZIMANGEH-Der üyeleri ve kayıp yakınlarının katıldığı açıklamayı, İHD Hakkari Şubesi Eşbaşkanı Sibel Çapraz okudu.
Çapraz, 27 Ekim 1995’te Yüksekova’nın Ağaçlı köyünden gözaltına alındıktan sonra kendilerinden haber alınamayan Abdülkerim Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş’ın akıbetinin aydınlatılmasını isteyerek, “251. haftamızda Abdülkerim Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş için adalet istiyoruz” dedi.

Olayın yaşandığı gün köyde askerlerin şiddet uyguladığını ve üç kişinin gözaltına alındığını belirten Çapraz, “27 Ekim 1995 günü, Yüksekova Çetesi yöneticisi Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul’un komutasındaki Yüksekova Komando Taburu’na bağlı askerler Ağaçlı köyüne geldi. Köylülere dipçiklerle şiddet uygulandı, yaşlı insanlar yerde sürüklendi ve köy meydanında toplandı. Yürüme güçlüğü çeken 73 yaşındaki Abdülkerim Yurtseven, 18 yaşındaki Mikdat Özeken ve 13 yaşındaki Münür Sarıtaş gözaltına alınarak askeri araçla Yüksekova İlçe Jandarma Taburu’na götürüldü” ifadelerini kullandı.
Ailelerin yakınlarından haber almak için tabura başvurduğunu aktaran Çapraz, ilk görüşmede Binbaşı Yurdakul’un üç kişinin 24 saat gözaltında tutulacağını söylediğini, sonraki başvuruda ise gözaltı işleminin inkâr edildiğini belirtti. Çapraz, “Aileler tekrar tabura gittiğinde kendilerine, ‘Kimseyi gözaltına almadık, bir daha buraya gelmeyin’ denildi. Yapılan tüm başvurular reddedildi ve üç köylüden bir daha haber alınamadı” dedi.

Çapraz, olayın Hakkâri Ağır Ceza Mahkemesi kayıtlarına yansıyan bölümünde, üç köylünün gördükleri şiddet ve sonrasında yaşananlara ilişkin ağır iddiaların yer aldığını söyledi. Mahkeme kayıtlarında, Abdülkerim Yurtseven’in aldığı darbeler sonucu yaşamını yitirdiği, diğer iki köylünün ise tanıklık etmelerinin önüne geçilmesi amacıyla öldürüldüğü ve cenazelerinin yakıldığı yönündeki anlatımın bulunduğunu aktardı.
Tanık beyanlarına ve suça iştirak edenlerin itiraflarına rağmen davanın beraatle sonuçlandığını ifade eden Çapraz, ailelerin iç hukuk yollarından sonuç alamadığını ve bunun üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurduğunu kaydetti.

Çapraz, AİHM sürecine ilişkin açıklamasında, “AKP hükümeti, AİHM’e yaptığı savunmada suçu kabul ederek üç kişinin kaybolması nedeniyle üzgün olduğunu belirtti ve kayıplarla ilgili etkin soruşturma yürütmeyi taahhüt etti. İhlali kabul ederek tazminat ödeme yoluna gitti” ifadelerini kullandı.
Açıklamasının sonunda 31 yıldır adalet arayışını sürdürdüklerini vurgulayan Çapraz, “Abdülkerim Yurtseven, Mikdat Özeken, Münür Sarıtaş ve tüm kayıplarımızı aramaktan, faillerinin yargılanarak cezalandırılmalarını talep etmekten asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.

Çapraz’ın ardından, 27 Ekim 1995’te gözaltında kaybedilen Abdülkerim Yurtseven’in torunu Zelal Yurtseven de aile adına açıklama yaptı. Dedelerinin kaybedilişinin 31. yılında hâlâ akıbetini öğrenemediklerini belirten Yurtseven, yıllardır süren belirsizliğin aile üzerindeki etkisini anlattı.
Yurtseven, “Bugün, 27 Ekim 1995’te gözaltında kaybedilen dedemiz Abdülkerim Yurtseven’in kaybedilişinin 31. yıl dönümü. Tam otuz bir yıldır bir mezar taşına dokunamadık, bir mezar başında dua edemedik, bir vedayı tamamlayamadık” dedi.
Dedesi Abdülkerim Yurtseven’in 73 yaşında ve yürüme güçlüğü çeken bir köylü olduğunu belirten Yurtseven, “O gün evinden alındı ve bir daha geri dönmedi. 31 yıldır sesini duyamadık, kokusunu içimize çekip öpemedik; o yokluğun sessizliğiyle birlikte adalet de sessiz kaldı” ifadelerini kullandı.

Yurtseven, dedesinin kaybedilmesinden sorumlu olanların yargılanmadığını belirterek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye’nin sorumluluğunu tespit ettiğini, buna rağmen iç hukukta kimsenin ceza almadığını söyledi. Yurtseven, “Dosyalar raflara kaldırıldı ve adalet dosyaların arasında kayboldu. Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye’nin sorumlu olduğunu oy birliğiyle tescilledi. Yine de iç hukukta tek bir fail bile ceza almadı” diye konuştu.
Ailenin 31 yıldır aynı soruyu sormaktan vazgeçmediğini dile getiren Yurtseven, “Dedemiz Abdülkerim Yurtseven nerede? Her 27 Ekim geldiğinde yüreklerimiz yeniden kanıyor. Her bayramda soframızda bir eksik var. Dedemizin sesi kulaklarımızda, gülüşü hafızamızda, ama kendisi hâlâ yok. Biz büyüdük, ama dedemiz hep kayıp kaldı” dedi.
Açıklamasında kayıpların yakınlarının yaşadığı acıya da dikkat çeken Yurtseven, “Siz hiç bir çocuğun ‘Dedem nerede?’ diye büyüdüğü bir ev gördünüz mü? Bir torunun dedesinin mezarını bile bilmeden dua ettiği bir hayatı yaşadınız mı? Biz o hayatı yaşıyoruz. Biz 31 yıldır bu acıyla yaşıyoruz. Dedesiz, babasız ve adaletsiz bırakılmış bir ailenin yükünü taşıyoruz. Ancak acımızı da öfkemizi de adalet arayışımızı da susturamadınız” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kayıpların akıbetinin ortaya çıkarılacağı yönünde söz verdiğini ancak bu sözün yerine getirilmediğini söyleyen Yurtseven, soruşturmanın ilerlemediğini ve faillerin yargılanmadığını belirtti. Yurtseven, verilen sözlerin tutulmasını, kayıpların akıbetinin açıklanmasını ve adaletin sağlanmasını istedi.
Açıklamasının sonunda mücadelelerini sürdüreceklerini vurgulayan Yurtseven, “Biz susmayacağız. Çünkü susmak, kayıplarımızı kaybedenleri cesaretlendirir. Biz unutmayacağız. Çünkü unutmak, inkârın kapısını aralar. Biz vazgeçmeyeceğiz. Çünkü dedemizin bir mezarı, bir kefeni ve bir adı olsun istiyoruz. Dedemiz Abdülkerim Yurtseven, onunla birlikte kaybedilen Mikdat Özeken, Münür Sarıtaş ve tüm kayıplarımızın akıbeti açıklanana kadar bu meydanlarda olmaya devam edeceğiz. Her nesil, bir öncekinden devraldığı bu adalet arayışını sürdürecek. Çünkü bizim davamız yalnızca bir kayıp değil; insan onurunun, yaşam hakkının, hakikatin ve adaletin savunulduğu bir insanlık mücadelesidir. Otuz bir yıl geçti, ama biz hâlâ buradayız. Susmayacağız, unutmayacağız, vazgeçmeyeceğiz. Dedemizi bulana kadar, akıbeti açıklanana kadar ve sorumlular adalet önünde hesap verene kadar tüm meydanlardan seslenmeye devam edeceğiz. Adalet istiyoruz. Gerçeği istiyoruz. Dedemizin bir mezarı olsun istiyoruz. Çünkü Abdülkerim Yurtseven, bu toprağın utancı değil, bu ailenin onurudur” dedi.