TEMA İl Temsilcisi Canan: Doğayla uyumsuz planlamanın bedelini ödüyoruz
Hakkâri’de meydana gelen heyelan ulaşımı aksatırken, TEMA Vakfı İl Temsilcisi Kenan Canan, yaşananların doğa olmanın ötesinde planlama eksikliklerinin sonucu olduğunu belirterek yetkililere çağrıda bulundu.
Hakkâri’de son günlerde etkili olan sağanak yağış ve kar erimeleri sonrası meydana gelen heyelan, Hakkâri–Van karayolunda ciddi hasara yol açtı. Yolun bazı bölümlerinde zemin çökerken, şehirlerarası ulaşım aksadı. Olay, bölgede yaşayan yurttaşlar açısından can güvenliği endişesini de beraberinde getirdi.
Heyelanın, Entegre Katı Atık Tesisi’nin bulunduğu bölgeye yakın bir noktada yaşanması ise dikkatleri yeniden bu alandaki planlama ve yer seçimi kararlarına çevirdi. TEMA Vakfı Hakkâri İl Temsilcisi Kenan Canan, Yüksekova Haber’e yaptığı açıklamada, yaşanan heyelanın yalnızca doğal bir afet olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı.

Canan, “Hakkâri’de yaşanan bu heyelan, bize bir kez daha doğayla uyumsuz planlamanın sonuçlarını gösteriyor. Elbette yağış olur, kar erir; bunlar doğanın kendi döngüsü. Ancak bu döngüyü dikkate almayan her planlama, riski büyütür. Bugün karşı karşıya kaldığımız tablo da tam olarak budur” dedi.
“Yıllardır bu bölgede zemin hareketliliği yaşandığı biliniyor”
Bölgede daha önce de benzer olayların yaşandığını hatırlatan Canan, özellikle bahar aylarında bu tür risklerin arttığının bilindiğini ifade ederek, “Bu yol hattı yeni risklerle karşı karşıya değil. Yıllardır bu bölgede zemin hareketliliği yaşandığı biliniyor. Yağışlarla birlikte toprağın doygunluğa ulaştığı ve kaymaların meydana geldiği bir gerçek. Buna rağmen yapılan planlamalarda bu verilerin ne kadar dikkate alındığı ciddi bir soru işareti” diye konuştu.

Tesisin yer seçimi tartışma konusu
Heyelanın etkilediği bölgede bulunan Entegre Katı Atık Tesisi, Hakkâri’deki katı atık sorununa çözüm üretmek amacıyla hayata geçirilmiş ve Avrupa Birliği destekli teknik çalışmalar kapsamında hazırlanan proje doğrultusunda 2024 yılında hizmete açılmıştı.
Projenin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecinde üç farklı alanın değerlendirildiği, mevcut alanın ise ulaşım kolaylığı, kamu mülkiyetinde bulunması ve yerleşim yerlerine uzaklığı gibi gerekçelerle tercih edildiği belirtilmişti. ÇED raporunda ayrıca, proje sahasında heyelan riski bulunmadığı ve gerekli mühendislik önlemleriyle riskin kontrol altına alınabileceği ifade edilmişti.

Buna karşın geçmişte düzenlenen halkın katılımı toplantılarında yurttaşların aynı bölgeye ilişkin heyelan riskine dikkat çektiği, tesis alanına yakın kesimlerde ve özellikle karayolu güzergâhında daha önce de zemin kaymaları yaşandığının dile getirildiği biliniyor. Bölgenin kaygan ve hareketli zemin yapısına sahip olduğu yönündeki uyarılara rağmen tesisin bu alanda inşa edilmesi eleştirilere neden oluyor. Öte yandan ÇED raporunda, karayolundaki kaymaların büyük ölçüde Zap Suyu’nun etkisiyle oluştuğu değerlendirmesine yer verilerek, proje alanının güvenli olduğu savunulmuştu.
“Yer seçimi kararları mutlaka bilimsel ve çok yönlü değerlendirmelerle yapılmalıdır”
Heyelanın etkilediği bölgedeki tesise de değinen Canan, yer seçimi kararlarının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini belirterek, “Bir tesis inşa edilirken sadece bugünün koşulları değil, gelecekte oluşabilecek riskler de hesaba katılmalıdır. Eğer bir bölgede geçmişte heyelan yaşanmışsa ya da zemin yapısı riskli olarak biliniyorsa, bu durum görmezden gelinemez. Yer seçimi kararları mutlaka bilimsel ve çok yönlü değerlendirmelerle yapılmalıdır” dedi.

“Yerel halkın bilgisi çoğu zaman sahadaki gerçekliği yansıtır”
Geçmişte yapılan toplantılarda yurttaşların bu bölgeye ilişkin uyarılarda bulunduğunu hatırlatan Canan, “Yerel halkın bilgisi çoğu zaman sahadaki gerçekliği yansıtır. İnsanlar yıllardır yaşadıkları coğrafyanın risklerini bilir. Bu uyarılar dikkate alınsaydı, belki bugün çok daha farklı bir tabloyla karşı karşıya olurduk. Katılımcı süreçler sadece formalite olmamalı, gerçekten karar mekanizmalarına yansımalıdır” diye aktardı.
“Bilimsel veriler olmadan alınan kararlar risk üretir”
Çevresel Etki Değerlendirmesi süreçlerinin önemine de değinen Canan, bu süreçlerin yalnızca teknik raporlarla sınırlı kalmaması gerektiğini belirterek, “ÇED raporları hazırlanırken sadece masa başı veriler değil, sahadan gelen bilgiler, jeolojik analizler ve ekosistem verileri birlikte değerlendirilmelidir. Aksi halde ortaya çıkan raporlar gerçeği tam olarak yansıtmayabilir. Bilimsel veriler olmadan alınan kararlar risk üretir” diye konuştu.
Canan, açıklamasının sonunda yetkililere çağrıda bulunarak benzer olayların yaşanmaması için acil önlem alınması gerektiğinin altını çizerek, “Doğayı yok sayarak yapılan her müdahale, günün sonunda topluma geri döner. Bugün yaşanan heyelan bunun açık bir örneğidir. Bundan sonra atılacak adımlarda ekosistem temelli planlama anlayışı benimsenmeli, risk analizleri şeffaf biçimde yapılmalı ve kamu güvenliği her şeyin önünde tutulmalıdır. Aksi halde benzer olayları yaşamaya devam ederiz” ifadelerini kullandı.