TBMM Genel Kurulu'nda, 'savaş' gündemli kapalı oturum
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın Türkiye'ye etkileri hakkında TBMM Genel Kurulu'nda milletvekillerini kapalı oturumda bilgilendirdi.
TBMM Genel Kurulu, ABD-İsrail ve İran savaşı ile savaşın Türkiye'ye ve bölgeye etkisi hakkındaki gelişmeleri ele almak üzere TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında toplandı. Oturuma; Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, AK Parti Genel Başkan Vekili Efkan Ala, AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, siyasi parti grup başkan ve başkan vekilleri ile milletvekilleri katıldı.
'SİSTEM BUNALIMIDIR'
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, bölgesel ve küresel siyasette yaşanan kritik gelişmeler nedeniyle toplantının yapılacağını belirterek, "Hep birlikte müşahede ediyoruz ki son günlerde yaşanan hadiseler, uluslararası sistemin mahiyetine ilişkin çok derin sarsıntıları açığa çıkarmaktadır. İran’a yönelik son saldırılar, bölgemizde zaten kırılgan olan dengeleri daha da hassas hale getirmiştir. Bu saldırılarla oluşan güvenlik kriziyle birlikte uluslararası hukuk, meşruiyet, egemenlik, diplomasi ve caydırıcılık gibi kavramların ne ölçüde aşındırıldığı da bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bugün karşı karşıya bulunduğumuz tabloyu sadece askeri bir gelişme olarak değerlendirmek, meselenin esasını kavramakta yetersiz kalacaktır. Önümüzde duran açık gerçek, kuralsızlığın normalleştirildiği, güç kullanımının hukukun yerine geçirildiği ve uluslararası mekanizmaların etkisizleştirildiği bir sistem bunalımıdır. Daha açık söylemek gerekirse, bugün yaşananlar, sistemin hukukla değil kuvvetle tanımlandığını göstermektedir. Bir başka ifadeyle, dünya siyaseti giderek orman kanunlarının belirleyici olduğu bir zamana doğru sürüklenmektedir" ifadelerini kullandı.
'ULUSLARARASI SİSTEM BİR ÇÖZÜLME SÜRECİNE GİRMİŞTİR'
Kurtulmuş, kurallara dayalı uluslararası düzenin işlev kaybına uğradığını ve bünyesinde bulunan kurumların etkisinin sıfıra indiğini belirterek, "Kurallar vardır fakat güçlüye karşı işletilememektedir. Kavramlar vardır fakat içleri boşaltılmıştır. Bu sebeple bugün yaşanan gelişmeler geçici bir kriz olarak değerlendirilemez. Açıkça ifade etmek gerekir ki uluslararası sistem, niteliği ve işleyişi bakımından ağır bir çözülme sürecine girmiştir. Hukukun yerini kuvvetin, ilkenin yerini keyfiliğin, müşterek vicdanın yerini stratejik hesapların aldığı ortam oluşmaktadır. Böylesi zamanlarda en ağır bedel, her zaman olduğu gibi siviller tarafından ödenmektedir. Gazze’de devam eden katliamların, açlığın, kuşatmanın ve sistematik yıkımın yol açtığı insani felaket tüm ağırlığıyla sürerken, şimdi İran’da hayatını kaybeden sivillerin acısı ile Lübnan’da derinleşen kayıplar büyük trajedinin yeni halkaları olarak önümüzde durmaktadır. Gazze’de toprağa düşen masumların acısıyla, İran’da ve Lübnan’da hayatını kaybeden insanların acısı arasında bir fark yoktur. Her biri, aynı hoyratlığın, pervasızlığın ve hukuk tanımaz zihniyetin birbirine eklenen neticeleridir. Gazze’de çocukların acısına İran’da okulda katledilen çocukların acısı eklenmiştir" diye konuştu.
'TÜRKİYE BÖYLE ZAMANLARDA SUSAMAZ'
Kurtulmuş, Gazze, Suriye, İran, Lübnan, Yemen ve Somali'de yaşananların birbirleriyle bağlantılı olduğunu vurgulayarak, "Bizim milletçe sahip olduğumuz ahlaki ve siyasi duruş açıktır. Bizim medeniyet birikimimiz, tarih şuurumuz ve millet vasfımız, zulüm karşısında sözü eğip bükmeyi değil, hakkı açık biçimde ifade etmeyi gerekli kılar. Zalime zalim demek, haksıza haksız demek ve saldırgana saldırgan demek ahlaki berraklığın ifadesidir. Asıl böyle dönemlerde konuşmak vicdani bir sorumluluktur. Suskunluk sadece tarafsızlık gibi gösterilmek istense de nice zaman suskunluk, zulmün en konforlu sığınağına dönüşmektedir. Türkiye Cumhuriyeti böyle zamanlarda susamaz. Gazi Meclis böyle zamanlarda susamaz" dedi.
'DEVLETİMİZ DİPLOMASİ ANLAYIŞIYLA HAREKET ETMEKTEDİR'
İsrail'in bölge ülkelerine dönük izlediği saldırgan çizginin belirleyici unsur olduğunu aktaran Kurtulmuş, "Savaş, ABD'de ciddi maliyet kaygıları, toplumsal tereddütler ve siyasi tartışmaları çoktan başlamıştır. Ateşin büyümesi, onu uzaktan izleyenleri de bir gün gelir içine çeker. Bu sebeple saldırıların derhal durdurulması ve çatışmanın daha geniş bir felakete dönüşmesinin engellenmesi, bugün herkes için bir zorunluluktur. Türkiye’nin son günlerde ortaya koyduğu yoğun diplomasi trafiğini tam da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Ülkemiz, bölgesel hadiseleri güç dengesi bakımından değil, insani, hukuki ve siyasi sonuçları itibarıyla gündemine almaktadır. Devletimiz ilgili tüm kurum ve kuruluşlarıyla ilkeli, serinkanlı, sonuç almaya dönük ve hakkaniyeti esas alan bir diplomasi anlayışıyla hareket etmektedir. Bu anlayış, savaşın diliyle konuşmadan kararlılık gösterebilen ve gerilimi tırmandırmadan adaleti talep edebilen aklın tezahürüdür. Bugün bölgemizde en çok ihtiyaç duyulan da budur" değerlendirmesinde bulundu.
'SÜRECİN AKAMETE UĞRAMASINA MÜSAADE EDİLMEYECEKTİR'
Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve devlet kurumlarının sürdürdüğü yoğun diplomasi temasların anlamlı ve kıymetli olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:
"Komşuluk ve kardeşlik hukukuna zarar verecek ve bölgedeki halklar arasına güvensizlik duvarları örecek yanlış hesabın parçası olmayacağımız gibi böyle hesaplara kayıtsız kalmayacağımızı da açıkça ifade etmekteyiz. Dostluğun kıymetini bilen; fakat milli güvenlik hassasiyetini ve egemenlik haklarını da aynı açıklıkla koruyan bir çizgiyi savunuyoruz. Barış için en ileri çabayı gösterirken kendi güvenliğimiz, sınırlarımızın emniyeti ve milletimizin huzuru konusunda tereddüt göstermeyecek kudrete, iradeye, dirayete ve tecrübeye sahibiz. Burada özellikle ifade etmek isterim ki bölgemizde yaşanan her sarsıntının terör örgütleri ve vekalet unsurları eliyle yeni bir istikrarsızlık zeminine dönüştürülmesine ve 'Terörsüz Türkiye' sürecinin akamete uğramasına da asla müsaade edilmeyecektir. Kardeşi kardeşe kırdırmaya, bölgedeki halkları karşı karşıya getirmeye ve ülkeleri içeriden zayıflatmaya dönük hiçbir girişime de izin verilmeyecektir. Hem kendi güvenliğimiz hem de bölgemizin huzuru bakımından bu tür hesapların karşısında durmaya devam edeceğiz."
'TARİHİN EN AĞIR HÜKÜMLERİYLE YÜZLEŞMEK ZORUNDADIR'
Bölge ülkelerinin egemenliğinin ihlal edilmesinin dünya kamuoyunda derin bir güven bunalımına yol açtığını ifade eden Kurtulmuş, "Siyasi tutarsızlığın ötesinde, burada ciddi bir ahlaki çifte standart olduğunun da altını çizmek isterim. Ayrıca son günlerde kamuoyuna yansıyan bazı görüntüler ve söylemler, meselenin güvenlik eksenli bir kriz olmadığını, ideolojik ve fanatik bir zeminden kaynaklandığını göstermektedir. Ofis ortamında dini çağrışımlı dualar eşliğinde savaş siyasetine destek verilmesi, aklı ve hukuku geri plana iten çok tehlikeli bir istikamete işaret etmektedir. Sağduyunun yerini taşkınlığın, hukukun yerini kutsanmış şiddet anlayışının almaya başladığı bir atmosferde, bölgemizin selamete kavuşması da zorlaşmaktadır. Bu çerçevede asıl sorunun bugün İsrail yönetimini elinde bulunduran saldırgan ve hukuk tanımaz Siyonist anlayış ve onun destekçileri olduğunu vurgulamak isterim. Değişmesi gereken budur. Savaş suçlarının gölgesinde hareket eden, bölgeyi ateşe atan, hukuk ve vicdan sınırlarını hiçe sayan yönetim anlayışının sürdürülemez olduğu artık herkes tarafından görülmüştür. Netanyahu’ya '2'nci Davut' rolü biçmeye çalışanların, aslında insanlığı 2'nci bir Hitler karanlığına sürükleyen bir barbarlık ürettiklerini görmelerini isteriz. Tarihten ibret almayanlar, tarihin en ağır hükümleriyle yüzleşmek zorundadır" ifadelerini kullandı.
KAPALI OTURUMA GEÇİLDİ
TBMM Başkanı Kurtulmuş'un konuşmasının ardından kapalı oturuma geçildi. Kapalı oturumda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, milletvekillerini gelişmeler hakkından bilgilendirdi. Bakanlar Fidan ve Güler'in 30'ar dakika sunumlarının ardından siyasi parti grupları 20'şer dakika söz alarak, görüşlerini ifade edecek. Kapalı oturum toplantısı devam ediyor.
Öte yandan kapalı oturum nedeniyle genel kurul salonunda bulunan dinleyici ve gazeteciler dışarıya çıkarıldı. Ayrıca, Meclis'teki basın büroları boşaltıldı, kapılar kilitlendi. Güvenlik tedbirleri kapsamında jammerlar devreye alındı.