1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Dodan Özer ile söyleşi
Dodan Özer ile söyleşi

Dodan Özer ile söyleşi

Kürt müziğinin farklı seslerinden Dodan: Kürtlerde diyebilirim ki hiç bitmeyen ve kesintisiz süren bir şey varsa o da müzik geleneğidir

A+A-

Mithat Kutlar Yüksekova Haber okuyucuları için Kürt müziğinin farklı seslerinden Dodan Özer ile görüştü.

Mithat Kutlar: Sizi ilk kez müzik piyasası açısından görünür anlamda Dodan Projekt albümü ile Dodan olarak tanıdık. Elbette ki bu albümden önce de sizi tanıyan, dinleyen azımsanmayacak bir dinleyici kitleniz varolageldi. Fakat okuyucularımız için kendinizden ve müzikle olan ilk yakın ilişkinizden biraz bahsedebilir misiniz?

Dodan: Ben Muş’un Varto ilçesinde doğdum. Müziğe olan ilgim aslında aileden kaynaklandı diyebilirim. Biz daha küçükken annem bizim için bazen şarkılı öyküler anlatır ve söylerdi. Bu öykülerden daha sonrada etkisinde kaldığım öykü Bedran ile İmran’ın öyküsü olmuştur. Bizim evde bu öykünün anlatımında babam Bedran annem de İmran olur, öylece karşılıklı anlatırlardı. Büyük bir kısmında da doğaçlamalarda bulunurlardı. Biz de büyük bir ilgiyle dinlerdik. Bu ve buna benzer öyküler biz Kürtlere yabancı olmayan şeylerdi. Hayatımızın içine sızmış şeylerdi elbette. Böylece müzikle ve öykülerle iç içe olan bir aile ortamında örtük düzeyde de olsa müziğe ilgim ve eğilimim oluştu diyebilirim. Fakat bu süreçte her küçük çocuk gibi kendi kendine mırıldanan biriydim. Fakat ilk kez kendime güvenerek şarkı söylemem daha sonraki zamanlara denk gelir.

İlk kez ne zaman şarkı söylediniz, hatırlıyor musunuz?

Evet hatırlıyorum. Lise yıllarında Varto’da okurken bir ara hocamız sınıfta “kimin sesi güzelse bize bir şarkı söylesin” demişti. Sınıftaki arkadaşlarım “hocam Dodan’ın sesi güzel” demişlerdi ve ben ilk kez o zaman şarkı söyledim. İlk şarkıdan sonra sesimi beğenen hoca bir şarkı daha da söylettirmişti. Aslında ben de sesimin gerçekten beğenildiğini ilk kez o zaman hissetmiştim. Çünkü o sırada birçok kez sesimin güzel olduğu vurgulanmıştı. Öte taraftan bu dönemlerde tabii ki liselerde de pek çok sorun vardı ve siyasal ortamdan kaynaklı olarak problemler de vardı. Bizim aileden de kaynaklı siyasi meseleler nedeniyle ben Varto dışına çıkmak zorunda kaldım.

Bu zorunlu çıkışınız ne zaman oldu ve nereye gittiniz?41765

1995 yılında oldu. Daha sonra Varto’dan İzmir’e geçtim. Orada bir arkadaşla müzik grubu kurduk. Ve pek çok yerde sahne almaya başladık. Bu süreçte özgün ve protest müzik yapmaya başladık. Tabii ki o sürecimin çok ta profesyonel olduğunu söyleyemem. Çünkü çok yaratıcı bir süreç de değildi. Daha çok profesyonelleşme dönemine bir geçiş dönemiydi benim için. Çünkü sahneyi tanımak, dinleyicilerin ilgisini solumak, özgüven kazanmak ve sahne ruhunu edinmemde çok büyük bir rolü var, o deneyim sürecinin.

İzmir süreci uzun sürdü mü?

Yok, sadece bir yıl sürdü. 1996 da İstanbul’a geldim. Burada da müzikle olan bağımı korumak istedim. Küçük bazı barlarda sahne aldım. Bunun yanı sıra Kadıköy’de Dilo bar vb. mekânlarda sahne aldım. Üniversite gençliğinin uğrak yerlerinden biri olduğunda yavaş yavaş bir dinleyici kitlesi de oluşuyordu. Sonrasında ise başka mekânlarda bu yolculuk devam etti.

Profesyonel olarak ne zaman müzik yapmaya başladınız?

İstanbul’da bazı müzisyen arkadaşlarla tanıştım. Daha profesyonel bir grup kurduk ve müzik yapmaya başladık. Bir keresinde bir arkadaşım bana “neden Kürtçe müzik yapmıyorsun” diye fikirde bulundu. O zamana kadar –sahnelerde- hep Türkçe şarkı söylemiştim. Kürtçeye de tam olarak hâkim değildim. Ama bu konuda önerinin yerinde olduğuna ve Kürtçe de söylemem gerektiğine inancım günden güne arttı. Buna bağlı olarak bazı Kürtçe parçalar üzerinde çalışmaya başladım ve repertuarımı Kürtçe ağırlıklı şekillendirmeye başladım. Bu arada 1997 de değerli müzisyen arkadaşlarımdan biri olan Murat Öztürk ile yollarımız kesişti. Altı kişilik iyi bir ekiple İstanbul’da daha sağlam bir altyapıyla müzik yapmaya başladık. Bu süreçle birlikte daha fazla tanınmaya başladık ve hatırı sayılır bir dinleyici kesimine de ulaştık diyebilirim.  Murat Öztürk’le başlayan 1997 süreci 2005’e kadar verimli bir sanatsal süreç olarak devam etti. Bu sırada konserlerimiz de oldu.

İstanbul dışında hiç konser verdiniz mi?

Evet, konserlerimiz oldu. Batman, Muş, Van, Varto gibi pek çok yerde konserler verdik. Bunun yanı sıra yurt dışına da pek çok kez konser için gittik. Bu arada albüm çıkarmak için de çalışıyorduk.

Hazır albüm demişken ilk albümünüz ne zaman çıktı?

Bildiğiniz gibi ilk albüm çalışmamız olan Dodan Projekt 2005 yılında çıktı. Bu albüm çıktıktan sonra grup olarak tekrar bir dağılma süreci yaşadık. Ve benim için bununla birlikte DODAN dönemi de başlamış oldu. Bundan sonra kişisel enerji ve performansımla yol almaya başladım.  Bu eserdeki 4 şarkı bana ait. Müziklerin tümü ise Murat Öztürk’e ait. Eserlerde yabancılaşma, sevgi, yalnızlık vb duygular ağır basmaktadır. Gene anonim parçalar da mevcut. Dinleyicilerden de bu güne kadar genelde olumlu geri bildirimler aldık diyebilirim.  

41766

Burada başa dönmek gerekirse; anne ve babanın karşılıklı söylediği ve seni etkileyen şarkılı öyküler ile şu an yaptığın müzik anlayışı arasındaki bağı nasıl tarif ediyorsun?

İkisi arasında en önemli bağ ve ortak nokta zannedersem bir şarkıyı her seferinde faklı yorumlama biçimidir. O öyküde babam ve annem ana temaya bağlı kalmak kaydıyla her seferinde farklı ve kendilerine özgü söylerlerdi öyküyü. Kendi yaptığım müziğe baktığımda da bir stran’ı dokusuna sadık kalarak farklı yorumladığımı görüyorum. Cıwan’ın ya da Şıvan’ın stranlarını direk onlar gibi değil kendime özgü okumaya gayret ediyorum. Kendi bestelerimi de başka başka şekillerde caz, blues veya klasik Kürt stran formatında okuduğum oluyor. Zannedersem geçmişteki bu öykülerle kurduğum en önemli bağ olarak bu durumu gösterebilirim.

Çocukluk yıllarından ilk sahne deneyimine kadarki dönemde sesinden etkilendiğin ya da sesiyle beslendiğiniz sanatçılar kimlerdi?

Bahsettiğiniz ilk yıllardan ilk sahne deneyimine kadar en çok etkilendiğim sanatçıların başında Şıvan Perver, Cıwan Haco ve Türkçe özgün müzik sanatçıları vardı. Dengbêjler ile ilgili o dönemlerde pek bilgi sahibi değildim. Aslında o şansımız da olmadı. Bildiğiniz gibi o dönemin siyasal ve kültürel rüzgârında bizim kuşak bu kanallardan mahrum kaldı diyebilirim. Dengbêjliğin bu günün müzik üretiminde yeri istenilen düzeyde olmasa da Kürt müziğinin en önemli yapı taşı olduğu unutulmamalıdır. Ama yeni müzik anlayışlarıyla da bu geleneği yoğurmak gerektiğini düşünüyorum.

Geçmişteki geleneksel müzik ile bu günün modern olanaklarını yoğurmaya çalışan siz, müzik anlayışınızı tür olarak nereye yerleştiriyorsunuz?

Ben müziğe başlarken hiçbir zaman yaptığım işi çok iyi yaptığımı iddia etmedim. Bu konuda bir yetmezliğin de olduğunun farkındayım. Çünkü yaptığım işin bir belirli tanımı ve de sonu yok. Yaptığın iş duygusal bir iştir her şeyden önce.  Yani duygunun bir sınırı yok ve her seferinde farklı bir ruh haliyle de söyleyebiliyorsun. Bazen haykırarak bazen ağlamaklı, bazen güleç bir ruh haliyle müzik yapıyorum. Sahneye çıktığımda her seferinde değişken bir ruh halimin olduğunu biliyorum. Bazen rock, bazen regi, bazen caz… Buna bağlı olarak hiçbir zaman net bir şekilde bu türde müzik yapıyorum diyemiyorum, diyemem.  

Kürt müziğinde bildiğiniz gibi uzun bir süre kolektif ve propagandif müzik üretimi ön plandaydı. Özellikle halk müziği ağırlıklıydı. Farklı tarzlar apolitik görülerek eleştirilirdi. Bu süreçte eleştirilere da maruz kalan sanatçılar oldu. Bu tarihsel deneyimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir dönem yapılan müziğin 2000 li yıllara kadar propagandif ve siyasal-toplumsal mücadelenin bir yansıması olduğunu görürüz. Pek çok değeri yücelten ve kutsayan bir müzik geleneği olarak propagandif ve sloganist grup müzik geleneği o dönemin koşulları açısından önemli bir boşluğu doldurmuştur elbette. Ama yeni ve sanatsallığı arka planda olan slogancı tarz bu gün için ayakta kalmamıştır. Fakat bu güne baktığımızda artık daha evrensel, siyasal ve kültürel bariyerleri aşan bir sanat anlayışı daha önemli ve doğru görünmektedir. Bu noktada da sanatsal niteliğini koruyan ve faklı müzik tarzlarına daha toleranslı yaklaşmanın artık sanatın ilerlemesi açısından da değerli görüyorum. Sanatta ayakta kalabilmenin yolu bildiğiniz gibi özgünlükten geçer. Özgün olan bazen çok az talep edilen de olabiliyor. Bu noktada diyebilirim ki bazen grup müzik üretimi dışında, solo üretim kültürel gelişmeye daha çok fayda sağlayabilir. Ve farklı tarzlar alışılmış tarzlardan daha fazla Kürt kültürüne fayda sağlayabilir.

Farklı tarz derken politik olmayan bir şeyden mi bahsediyorsunuz?

Hayır, aksine sanatını icra eden bir sanatçı her ne şekilde olursa olsun aslında politik düşüncesini, değerlerini eserleri aracılığıyla yansıtır. Bunu daha dolaylı bir dille sanatına serpiştirerek yapar. Bu nedenle Kürt kurumları ve müzik piyasasındaki kişiler de bu kişilerin üretimleriyle ilgilenmeli.

Kimlerden bahsediyorsunuz? Yeni sanatçılara kucak açıp destek olması gerektiğini dile getirdiğiniz kişiler kimler?

Bu gün için var olan tüm Kürt kurumlarından bahsediyorum. Kürt Yazılı ve görsel basınının yanı sıra elbette ki Kürt yapım şirketlerinden bahsediyorum.  Gerçi bu konularda da birçok eksikler var. Hala Kürt müzik piyasasında, kendi içimizde aranjmanımız yok. Binlerce müzik yapan grup ve tekli çalışan sanatçılar var. Bunları karşılayacak ve destekleyecek niteliklerde bir reel piyasadan hala bahsedemiyoruz.

Bu alandaki boşluk sizce nasıl giderilebilir?

İşte bizim daha çok bu konularda akademik çalışma yapanlara ihtiyacımız var. Daha kompleks çalışmalar yaparak, bu süreçte yeni şeyler ve yeni sanatçılar çıkarmamız gerekiyor. Öyle bir şey ki Kürtlerde diyebilirim ki hiç bitmeyen ve kesintisiz süren bir şey varsa o da müzik geleneğidir. Bu geleneği geleneksel olanın yanı sıra yeni tarzlarla da beslemek gerekiyor. Bu anlamda gene söylüyorum, farklı tarzların geniş kitlelere ulaşmasında prodüktörlerin yâda müzik otoritelerinin rolü önemli. Bu konuda daha toleranslı olmaları gerektiğini düşünüyorum.

Kürt müzik dinleyicisi bu farklı tarzlara nasıl bakar sizce?

Bence Kürtlere nitelikli ne sunarsanız takdir edecektir. Bu konuda bazı çevrelerin klişelerin dışına çıkıldığı takdirde dinlenilmeyeceği eleştirilerine katılmıyorum. Bence her farklı türlere de halk şans verecektir. Burada yapımcıların en azından farklı türde müzik yapanlara da halkla karşılaşma şansı verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

41767

Bu sıkıntının neresindesiniz?

Ben zaten uzun zamandır kendi çabalarımla bu noktalara gelmeye çalıştım. Elbette sıkıntılar da yaşadım. Ama sanatçının sorunları aslında müzikle ilgili kurumların da sorunu olmalı ve bu konuda destek politikaları geliştirmeleri gerekir diyorum.

Müzisyenlerin ve müzik piyasasının içinde bulunduğu bu sorunlu durumu geçersek, size ve son çalışmalarınıza dönmek istiyorum. Dodan Projekt dışında yeni bir çalışmanız var mı?

Evet, uzun bir süredir üzerinde titiz çalıştığımız bir albüm çalışmam var. Bu çalışma yakın bir zamanda HUNER müzikten çıkacak. Albümün ismi Şabûn (mutluluk). Albümde bana ait Neçe (gitme), Hêvî (umut) ve Emprovize adlı üç beste var. Ama gene anonim eserler de yer alıyor.

Peki, albüm konusunda kesin bir tarih verebiliyor musunuz?

Herhangi bir aksama olmadığı takdirde Mayıs’ın 15’inde albüm piyasada olacak.

Son olarak buradan Yüksekova okuyucuları adına, yeni albümünüz şimdiden hayırlı olsun diyorum ve bizimle olduğunuz için de teşekkür ediyorum. Bu arada sizi Yüksekova’da da bir organizasyonda görmek ve dinlemek isteriz?

Ben her zaman buna hazırım. İlgili arkadaşlar teklif ettikleri takdirde her yerde olmaktan mutluluk duyarım. Yüksekova’da olmak da bana gurur verecektir. Buradan ben de tüm dinleyicilerime ve Yüksekova haber okuyucularına sevgilerimi ve saygılarımı iletiyorum.