1. HABERLER

  2. MAKALE

  3. Cumhurbaşkanlığı seçimi garabeti
Cumhurbaşkanlığı seçimi garabeti

Cumhurbaşkanlığı seçimi garabeti

Halkı iktidarın kaynağı olarak gören ve kabul eden görüşler ise, eski Yunan medeniyetiyle başlar Fransa devrimiyle ivme kazanır.

A+A-

HAMİT GEYLANİ - Özgür Gündem

Öncelikle demokrasiyi ve tarihsel sürecini özce açıklamadan demokratik devletten, demokratik cumhuriyetten, demokrat cumhurbaşkanından ve onun seçiminden söz etmek eksik kalır.

Çünkü demokratik bir cumhuriyetin başkanı ve her kademedeki yönetiminin başta demokrasiyi içselleştirmesi, tarihsel süreci itibariyle gelişimini ve çağcıl evrensel kriterleri temelinde, hukuki insan hak ve özgürlüklerini algılaması ve toplumsal kabulünü kabul etmesi gerekiyor.

Toplumlar tarihi de, demokrasi savaşımlarıyla doludur. Bilindiği gibi; demokrasi sözcüğü de Yunanca iki sözcükten oluşur. DEMOS yani halk ve KRİTOS, yani iktidar. Bunun sentezi, halkın kendisini yönetecek olanları seçmesidir ve giderek halkın kendi kendini yönetmesidir.

Bakınız; iktidarın kaynağının gökten yani ilahi güçten yere ve monarktan yani tek kişi egemenliğinden topluma indirilmesi 18. yüzyılda aydınlanma felsefesiyle mantıksal bir anlayışa kavuşmuştur.

Halkı iktidarın kaynağı olarak gören ve kabul eden görüşler ise, eski Yunan medeniyetiyle başlar Fransa devrimiyle ivme kazanır.

Günümüzde ise; demokrasi çağcıl dünyanın hakim siyasal doktrini ve yükselen değer biçimini almıştır. Ne yazık ki; kapsamlı özgürlüklere sahip olması gereken demokrasiler; savaşlarla, darbelerle kısıtlanabiliyor. Olağan dışı yasa ve yöntemlerle daraltılabiliyor ve raflara kaldırılıyor. Ülkemizdeki bu tozlu raflar insanlığın nefesini kesiyor.

Tek kişide kilitlenen demokrasi

Türkiye’de var olan kısmi ve kısıtlı demokrasi bile; 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül darbeleriyle rafa kaldırılmıştır. Sıkıyönetimler; OHAL, DGM’ler, Özel Yetkili Mahkeme’ler ve şimdi onları aratan Ağır Ceza Mahkemeleri, mevcut yasalar kararnameler ve antidemokratik uygulamalar ülkeyi yasaklar cehennemine dönüştürmüştür. Bu cehennem ateşinin ilk kıvılcımı da İttihat Terakki, Takrir-ı Sükun yasaları, İstiklal Mahkemeleri ve tüm ırkçı hezeyanlarla tutuşmuştur. İşte bu hezeyanlarla, ülke şiddet ve çatışma kültürü cenderesine sokulmuştur.

Bunun iki yaşamsal nedeni vardır. Birincisi, bugün Türkiye’nin cumhurbaşkanlığı seçiminden önemli çözüm bekleyen temel sorun ülkenin demokratikleşmesidir. İkincisi, çözümü geciken baş sorun da, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümüdür. Diyalektik ve mantıksal olarak, baş sorun çözülmeden temel sorun da çözülmez. Onun için Kürt sorunu eşit haklı vatandaşlık temelinde barış, müzakere ve uzlaşmayla çözülmesi noktasında adil hakem işlevini gören gerçek bir cumhurbaşkanına gereksinim vardır.

Yakın tarihimize, günümüze ve konumuza dönersek, ilginç sorunların olmaması ve çıkmaması olanaklı değil. Yukarıda özetlediğimiz var olması gereken realite ile, sistemden kaynaklı yaşadığımız realite çatışma içindedir.

Çünkü 2014 Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimi, tek şahısta algılanması ayrıca kaygılanması oldukça ilginçtir. Hadisenin Başbakan Tayyip Erdoğan’da kilitlenmesi Türkiye’nin sınırlı demokrasisini de yok edecektir. Kuşkusuz var olan kaotik ortamı daha da olumsuz tetikleyecektir.

Hele şu çelişkiye bakın, 18. yüzyılda iktidarın kaynağı monarktan, yani tek kişi egemenliğinden topluma taşınması anlayışı, 21. yüzyıl Türkiye’sinde kısıtlı toplum egemenliği tekrar monarka, yani tek kişi olan Tayyip Erdoğan egemenliğine taşınıyor olma çabası çağın aybı ve kabul edilmezliğidir.

Ne var ki bu kültür oldukça yaygındır. Türkiye’de günümüzün çoğul siyasi aktörleri ve monarkları güçlerini ve yaşam kanlarını asıl sistemin DNA’sından alıyorlar. Çünkü demokratik olmayan cumhuriyet korkular üreterek, şüpheler, ve acabalarla ötekileri yok sayarak ret, inkar, böl-yönet, imha ve darbeler kültürü üzerine kurulmuştur.

Erdoğan kaosa yol açar

Cumhuriyetin kuruluşundan 1950’ye kadar, Mustafa Kemal ve İsmet İnönü, uzun cumhurbaşkanlıkları döneminde “milli mücadele kahramanları” algısıyla anılmışlardır.

1960 darbesinden sonra gelen asker ve bürokrat cumhurbaşkanları Ahmet Necdet Sezer de dahil, ağrılıklı olarak askerin, devletin ve bürokrasinin sesi, hamisi olmuşlardır.

Özal döneminde kısmen bir değişim gündeme geldi. Belli ölçüde sivil cumhurbaşkanı imajı sergilendi. Ancak Özal’ın da halkın özgür iradesinin temsiliyetiyle seçilmediğini, dolayısıyla halkın gerçek cumhurbaşkanı konumunda olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü yüzde 10 seçim barajı nedeniyle halkın temsiliyetinin yansımadığı parlamentoda anılan barajla gelen milletvekili oylarıyla seçildi. Ayrıca yüzde 10 seçim barajı, köy koruculuğu sistemi ve çokça anti demokratik yasa ve uygulama da rahmetli Özal’ın eseridir. Ondan sonra seçilen Demirel, Sezer ve Gül de aynı sınırlı temsiliyetin seçtiği cumhurbaşkanıdır.

Erdoğan garabeti ise; olayı iyice garipleştirmiştir. Hedeflediği partili cumhurbaşkanı ve Erdoğan’a özgü bir nevi gizli köşk kabineli başkanlık gibi cumhurbaşkanlığıdır. Toplumun ihtiyaçlarından ziyade, Erdoğan’ın şahsi beklentilerini karşılayacak bir model amaçlanmaktadır. Böylesi anlaşılmaz karmayı Erdoğan’ın insafına terk edilmesi, bozuk sistemi temelden bozacaktır. Bir cumhurbaşkanı her şeyden önce demokrasiye inanmalı ve demokrasinin tüm kurumlarını çalıştırmalıdır. Ayrıca hiçbir etnik, dinsel, mezhepsel, cinsel ayrım yapmaksızın tüm aidiyetleri toplumsal barış içinde kucaklamalı. Dili ve üslubu barışa, toplumsal uzlaşmaya hizmet etmelidir. Oysa ki, otoriter başbakan Erdoğan; dili, pratiği, egosu, kural ve hukuk bilmezliğiyle tüm erklerin başına geçip durumdan vazife çıkararak kendisini hepsinin yerine koyup süper otorite ile ülkeyi kaotik ortama taşıma olasılığı vahim sonuçlar doğuracaktır.

Tek çözüm, ilkeli ve tavizsiz davranıştır

Görünürdeki tapılan veya korkulan Erdoğan tipi nasıl adil bir cumhurbaşkanı olabilir? Çünkü onun her ifadesi; baskın, buyurgan, B ve C planı gibi tehdit dolu, karşıt, ötekileştirici ve ayrıştırıcıdır. Zaten Erdoğan’da bütün şeytani planlar da vardır. Sadece demokrasi ve çözüm planı yoktur.

Bu üslubu ve yakın tarihe kadar cemaat ile ilişki ve çelişkileri ülkeyi de cemaatleştirmiştir. 30 Mart yerel seçimlerinde, fiziki ve psikolojik linçlere hedef olan HDP’den özür dilemeden ve diğer tüm seçim yolsuzluk ve hukuksuzluğuyla yüzleşmeyen sistem partileri aynı olumsuzluğu cumhurbaşkanlığı seçiminde de sergiliyorlar. HDP’yi yedeklerine alamayacaklarını anlayan ulusalcı/milliyetçi cephe de provokasyonlarını tazelemektedir. CHP, özgürlükleri feda ettiği güvenlik eksenli devlet dilini ağzından düşürmüyor.

AKP’nin 30 yılı aşkın savaşı; her yere karakol-kalekol ve asker sevkiyatıyla tırmandırırken CHP bunu da az görüyor olmalı ki AKP’yi; Öcalan’ı siyasi aktör konumuna getirdiğini, PKK’yi legalize ettiğini yineleyerek, demokratik özerkliğin ayrışma ve parçalama getirdiğini söylüyor. Sayın Öcalan siyasi aktör iken AKP ve CHP’nin yeni yetmeleri siyaset sahnesinde bile değillerdi.

MHP ile ağız birliği yaparak, Kürtlere karşıtlığı yaşam biçimine dönüştürmüştür. Oysa ki her iki partinin siyaseti ve pratiği, ırkçılığa çanak tutan ulusalcı milliyetçi çıkmazdır. Bu çıkmazın çatırdayan çatı adayları da; Başbuğ-Baykal gibileri veya en iyi bozkurt işareti yapan yavaş yavaş Mansur Yavaşlar olacaktır.

Erdoğan’ın, tek millet-tek dil ve tekleyen diğer tekrarlarıyla hiçbir farkları yoktur. Zaten Kürt sorununun çözümsüzlüğünde ve Kürt karşıtlığında her üç parti anlaşıyor ve uzlaşıyor. Savaş tezkereleri, anadilde eğitim yasağı, yüzde 10 seçim barajı, seçim ekonomisi, güvenlik fobisi ve çoğu anti demokratik yasalar gibi. Çelişkileri siyasi rant, ekonomik vurgun ve talan çelişkisidir.

Sonuç olarak tek çözüm, ilkeli ve tavizsiz davranıştır. Gezi direnişinin anlam, kapsam ve formatını genişleterek karakol ve kalekollara başkaldırıyı başı dik bir şekilde anlayarak bu ülkenin emekçileri, savaş karşıtları ve barışsever tüm aidiyetlerini bir araya getirerek ülkenin toplumsal barışına, emeğin özgürleşmesine denk düşen bir aday şahsında birleşmek, örgütlenmek ve halklaşmak onurlu çözümdür. Böylesi bir birliktelikte çoğalma ve halklaşma dileğiyle.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.