Akşener, Erdoğan'a sudoku önerdi: Sıkı dur başbakan geliyor

Akşener, Erdoğan'a sudoku önerdi: Sıkı dur başbakan geliyor

Meral Akşener, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın basketbol oynadığı görüntüler için, 'sudoku çözmesini' önerdi. Akşener, "Sıkı dur başbakan geliyor" diye seslendi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener partisinin grup toplantısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kabine toplantısı sonrası yaptığı açıklamayı eleştirdi. "Sıkı dur başbakan geliyor" diyen Akşener, "Sayın Erdoğan geçtiğimiz günlerde bir açıklama yaptı. 'Muhalefet Türkiye'nin bu salgın sürecini daha başarılı geçirmesini sağlayacak tek bir teklif getirmedi' dedi. Belli ki artık sürmenaj olmuş durumdasın, partin gibi tükenmişlik sendromu yaşıyorsun. 11 Şubat 2020'de olası bir salgında gereken önlemleri aldınız mı, aşı çalışmanız var mı sorularını kim sordu? 2 hafta karantina ilan edin diye kim uyardı? Meclis'te küçük ortağınla reddettiğiniz, kapanmak zorunda kalan işletmeler için destek önerilerini kim getirdi? 28 Nisan 2021'de kapandığımız dönemde mücbir sebep ilan ederek vergi ve kredi ödemelerini 1 ay uzatın, icra takipleri dursun, elektrik fatura ödemelerini 6 aya yayın, hane başına 500 lira, esnafa 10 bin lira faizsiz kredi verin diyen kimdi? Liste daha uzuyor. Sayın Erdoğan bunları hatırlamakta güçlük çekiyor. B vitaminini ihmal etmemesini, basketbol oynaması yerine sudoku çözmesini tavsiye ediyorum" dedi.

'PUTİN'DEN BU DOST KAZIĞINI NİYE YİYORUZ'

Küresel ölçekte yaşanan enerji krizine de değinen Akşener, Türkiye'nin doğalgazı diğer ülkelere göre daha pahalı aldığını söyledi. Akşener, "Piyasalar ve üretim sektörü daha fazla enerjiye ihtiyaç duyuyor. Enerji üreticileri ve hammadde talebiyle bir kriz yaşanıyor. Almanya, Bulgaristan Türkiye'den yüzde 40, yüzde 50 daha ucuza doğalgaz alıyor. Bu ülkeler Türkiye'den daha mı zengin, Rusya ile ilişkileri daha mı iyi? Nükleer enerjiyi de, S400'leri alan da, doğalgaz borularını geçir diyen de biziz. Doğalgazda Rusya'ya daha bağımlı hale gelen biziz. Hayırdır Sayın Erdoğan, biz bu doğalgazı Putin ile kankalığına rağmen niye bu kadar pahalı alıyoruz? Biz bu dost kazığını niye yiyoruz?" diye sordu.

'ETRAFA ŞİRİN GÖZÜKMESİ GEREKİYORDU'

Akşener, "Milletimize ettiğin bu kötülükler sana belli ki yetmiyor. Şimdi de ülkemizin çok önemli iki kurumu olan Türkiye Petrolleri ve BOTAŞ’ı yandaşlarına, küresel sermayeye ve faiz lobisine peşkeş çekmeye kalkıyorsun. Sayın Erdoğan BOTAŞ’ı 3 ayrı şirkete bölüp iki şirketin hisselerini yaranmak istediği yabancı sermayeye satmak istiyor. Rant sevdasına, gayri milliliğe, zilletliğe bakar mısınız?" ifadelerini kullandı.

"Yenilenebilir enerjiye yatırım yapalım diyoruz ama iktidar oralı bile olmuyordu ki, Paris İklim Anlaşması Meclisimizde onaylandı" diyen Akşener sözlerini şöyle sürdürdü: "Biz imzalayın dediğimizde, 'Doğu Akdeniz'deki faaliyetlerimizi hedef alacaklar, Türkiye daha zor durumda kalacak' demişlerdi. Sayın Erdoğan'ın etrafa şirin gözükmesi gerekiyordu o da böyle bir adım attı."

Meral Akşener'in açıklamalarından başlıklar şöyle:

10 EKİM'DE HAYATINI KAYBEDENLERE ALLAH'TAN RAHMET DİLİYORUM: Bugün, Ankara’mızın başkent oluşunun, yıldönümü… Bu güzel günde, bize Cumhuriyetimizi armağan eden, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve tüm istiklal kahramanlarımızı, saygı, minnet ve rahmetle anıyorum. Allah onlardan razı olsun. Öte yandan; geçtiğimiz Pazar günü ise, bir büyük acının, 10 Ekim, Ankara Tren Garı Terör Saldırısı’nın, yıl dönümüydü. Buradan, hayatını kaybeden vatandaşlarımıza, bir kez daha Allah’tan rahmet, ailelerine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Cenabıhak, milletimizi, memleketimizi böyle acılardan korusun.

ERDOĞAN ARTIK SÜRMENAJ OLMUŞ DURUMDA: Sayın Erdoğan, geçtiğimiz günlerde bir açıklama yaptı. Dedi ki; “Muhalefet, Türkiye’nin bu salgın sürecini, çok daha başarılı bir şekilde yönetmesini sağlayacak, tek bir teklif dahi getirmedi.” Aynen böyle dedi. Gerçekten şaka gibi… Sayın Erdoğan; belli ki, artık sürmenaj olmuş durumdasın. Belli ki, aynı partin gibi, artık sen de tükenmişlik yaşıyorsun. Belli ki, bu ucube sistemin sırtına bindirdiği yükten, artık yorulmuşsun. O nedenle, konuşmamın başında, sorumlu muhalefet anlayışımız gereği, hafızanı tazelemek adına, sana bazı şeyleri, hatırlatmak istiyorum… Mesela; 11 Şubat 2020’de, yani, ülkemizde henüz ilk vaka görülmeden önce; “Olası bir salgında, gereken önlemleri aldınız mı? Maske, serum ve ilaç stoku yapılıyor mu? Aşı konusunda, herhangi bir kurum çalışma yapıyor mu?”, sorularını sana kim sordu? Mesela pandeminin ilk günlerinde; “En az 2 hafta karantina ilan edin, bu iş kontrolden çıkıyor” diyerek, seni kim uyardı? Mesela; mecliste küçük ortağınla birlikte reddettiğiniz; “Pandemi nedeniyle, iş yerini kapatmak zorunda kalan işletmelere, 2021 yılı bütçesinde, ödenek konsun. Esnafımıza 6 ay süreyle, aylık 2 bin lira destek ödemesi yapılsın” önerilerini sana kim getirdi? Mesela; aşı planlamasının, ilk zamanlarında; “Bulaş zincirini kırabilmenin, en önemli hamlelerinden biri; işe, toplu taşımayla gidip gelmek zorunda olan, 19-50 yaş arasındaki, dar gelirli vatandaşlarımızın, öncelikli olarak aşılanmasıdır” teklifini, sana kim yaptı? Mesela; 28 Nisan 2021’de, kapandığımız dönemde; “Mücbir sebep ilan ederek; beyanname ve vergi yükümlülüklerini, kredi takip başlangıçlarını ve yapılandırma ödemelerini, 1 ay daha uzatın. Esnaf için kira stopajını sıfırlayın. Mayıs sonuna kadar icra takipleri dursun, çek ve senetler yazılmasın. Nisan ve Mayıs ayı elektrik fatura ödemelerini, takip eden 6 aya yayın. Hanelere, kişi başına 500 lira hibe desteği, esnaflarımıza da, çalışan başına 10 bin lira, faizsiz ve 1 yıl geri ödemesiz kredi verin” diyerek, sana kim çözüm yolu sundu? Değerli milletvekilleri; Liste, daha uzayıp gidiyor…

KAYBETME GARANTİLİ OYUN KURMA DEHASI: Her seferinde, “Bizim çözüm önerilerimiz, mirî maldır. Alın, uygulayın. Yeter ki, milletimizin çilesi bitsin, memleket düze çıksın” dedik. Ama maalesef Sayın Erdoğan, şimdi bunları hatırlamakta güçlük çekiyor. Bu vesileyle kendisine; B vitaminini ihmal etmemesini ve basketbol oynamaya çalışmak yerine, sudoku çözmesini tavsiye ediyorum. Çünkü; basketteki düşük sayı ortalamasının aksine, bir cumhurbaşkanının yaşadığı hafıza problemi, milli bir meseledir. Dünya kapıdaki enerji krizini konuşurken, büyük ekonomist ve dış politika duayeni, Sayın Erdoğan ve arkadaşları ne yapıyor? Gelin beraber bakalım… Sayın Erdoğan’ın, artık alameti farikası haline gelen, kaybetme garantili oyun kurma dehasının sonuçlarını, enerji fiyatlarında da görüyoruz. Geçtiğimiz günlerde BOTAŞ; 20 kargo sıvılaştırılmış doğal gaz alımının, bir kısmını, 1000 metreküpünün, 1300 dolardan daha pahalı olacağı biçimde yaptı. Biz de, doğal olarak, başkaları ne durumda diye, bir baktık.

DOĞALGAZDA YENİLEN KAZIK DEVLET KRİZİNİN YANSIMASI: Çok ilginç, mesela; Almanya ve Bulgaristan, aynı gazı, aynı yerden, yani Rusya’dan alıyor. Ama nedense, bizim aldığımızdan, yüzde 40, yüzde 50 civarında, daha ucuza alıyor. Peki, bizim aldığımız gaz, daha mı kaliteli? Hayır… Peki, biz bu ülkelerden, daha mı zenginiz? Maalesef istatistikler ortada… Almanya ve Bulgaristan’ın, kişi başına düşen millî geliri, bizden daha yüksek. Peki sizce, bu iki ülkenin Rusya ile arası, bizden daha mı iyi? Gördüğüm kadarıyla, o da hayır… Henüz, bu ülkelerin yöneticilerinin ağzından, “dostum Putin” çıktığını duymadık. Nitekim, birlikte dondurma tadımı yaptıklarını da, görmedik. O nedenle, hiç sanmıyorum. Nükleer enerji programını Rusya’ya bağlayan da, S-400’lere talip olan da, “Gel, sınırlarımızdan boru hattı geçir” diyen de biziz. Ukrayna’dan doğalgaz akışı sağlayan, 14 milyar metreküplük, Batı Hattı’nı iptal edip; doğalgaz ithalatında, Rusya’ya daha da bağımlı hâle gelen, yine biziz. Bu işte, sizce de bir gariplik yok mu? Olmaz mı, var tabii… Ben de doğal olarak, buradan sormak istiyorum: Hayırdır Sayın Erdoğan? Biz bu doğalgazı, Putin’le kurduğun kankalığa rağmen, neden bu kadar fahiş bir fiyata alıyoruz? Almanya ve Bulgaristan, bu gazı yarı yarıya ucuza alırken, biz, göz göre göre, niye soyuluyoruz? Söylesene Sayın Erdoğan; biz bu dost kazığını, niye yiyoruz? Doğalgaz’da yenen bu kazık, Türkiye’nin, Sayın Erdoğan ve arkadaşları eliyle, içine sokulduğu devlet krizinin, bir yansımasıdır.

TÜRK PETROLLERİ VE BOTAŞ'I PEŞKEŞ ÇEKMEYE KALKIYORSUN: Nitekim, bir başka yansımasını da, Sayın Erdoğan’ın, bir yandan, “Enerji stratejik öneme sahiptir!” derken, diğer yandan da, stratejik öneme sahip birçok şirketimizi, âdeta bir müflis tüccar edasıyla, satmaya çalışmasında gözlemliyoruz. 2003’ten, 2020’ye kadar, tam 62,3 milyar dolarlık özelleştirme yapıp, stratejik öneme sahip bir çok şirketimizi, yok pahasına satan, ve bu parayı da, çatır çatır yiyen bu iktidar; şimdi de gözünü, barajlarımıza ve hidroelektrik santrallerimize dikti. Akköprü Barajı ve Hidroelektrik Santrali ile başlayan, satış furyasına, şimdi de, Ordu’daki Topçam Barajı ve Hidroelektrik Santrali eklendi. Sayın Erdoğan; şimdiye kadar, enerji dağıtımını özelleştirdin de ne oldu? Özelleştirme adı altında, ihya ettiğin şirketler, ödemesini geciktirdiği için, tam da suya ihtiyacı olan zamanda, çiftçimizin elektriğini kesmedi mi? Adeta, “patron çıldırdı” şeklinde, ne var ne yok satma merakın, çiftçimizi iflas ettirmedi mi? Artan gıda fiyatları yüzünden, vatandaşlarımızın alım gücü tükenmedi mi? Yazıktır, günahtır. Milletimize ettiğin bu kötülükler, sana yetmiyor mu Sayın Erdoğan? Belli ki yetmiyor. Şimdi de çıkmışsın, daha tehlikeli bir işe kalkışıp; ülkemizin çok önemli iki kurumu olan, Türkiye Petrolleri’ni ve BOTAŞ’ı, yandaşlarına ve sözüm ona savaş açtığın, küresel sermayeye, göz göre göre, peşkeş çekmeye kalkıyorsun. Aklınca bunu da, şahsi şirketin bellediğin, Varlık Fonu üzerinden yapacaksın. Ama sen her ne kadar, kapalı kapılar arkasında iş çevirip, bu iki şirketimizin pazarlığını, milletimizden gizlemek istesen de, olan, biten her şey ortada. Yazıklar olsun.

RANT SEVDASINA BAKAR MISINIZ? Sayın Erdoğan, BOTAŞ’ı, Ticari, International ve Altyapı olarak, üç ayrı şirkete bölüp; Ticari AŞ ve International AŞ’nin hisselerini, aynı Türk Telekom özelleştirmesinde olduğu gibi, yaranmak istediği yabancı sermayeye, satmak istiyor. Altyapı AŞ’yi de; BOTAŞ’ın tüm borçlarını üstlenen, bir kamu kuruluşu hâline getirip, bunun maliyetini de, milletimize yıkmak istiyor. Tezgaha bakar mısınız? Buna benzer bir başka tezgah da, Türkiye Petrolleri’nde yaşanıyor. Türkiye’nin petrol ihtiyacının, yaklaşık onda birini sağlayan, bu milli şirketimiz de, Sayın Erdoğan’ın özel ilgi alanına girmiş gözüküyor. BOTAŞ’taki durum, Türkiye Petrolleri için de geçerli. Sayın Erdoğan ve arkadaşları, onu da, aynı BOTAŞ gibi, sessizce Varlık Fonu’na katıp, satacaklar. Rant sevdasına bakar mısınız? Vizyonsuzluğa bakar mısınız? Kafkaslar’dan gelecek, potansiyel yeni boru hattı projelerini zaten geçtim, ama Doğu Akdeniz’deki İsrail gazının, taşınması tartışılırken, iktidar, BOTAŞ’ı parçalayıp satmanın peşinde… Dünya, enerji krizini tartışırken, iktidar, Karadeniz’de doğalgaz bulan, Türkiye Petrolleri’ni satmanın peşinde. Allah sonumuzu hayreylesin…

BM'DE ETRAFA ŞİRİN GÖRÜNMESİ GEREKİYORDU: Uzunca bir süredir, bu kürsüden, “Enerjide dışa bağımlılığımızı azaltmak için, yenilenebilir enerjiye yatırım yapalım”, diyoruz. Bu doğrultudaki projelerimizi, önerilerimizi anlatıyoruz. Ama iktidar, oralı bile olmuyordu ki; nihayet geçen hafta, Sayın Erdoğan’ın, 6 yıl gecikmeli kararıyla, Paris İklim Anlaşması, meclisimizde onaylandı. Hatırlayın; biz, “Paris İklim Anlaşması’nı acilen onaylayın” dediğimizde, “Paris Anlaşması’nı temel alıp, Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerimizi, hedef alacaklar. Türkiye, daha zor durumda kalacak” demişlerdi. Peki, ne değişti de, Sayın Erdoğan, bir anda, 180 derece, dönmeye karar verdi? Aslında, Paris İklim Anlaşması’nın, ne bizim Doğu Akdeniz’deki hedeflerimizle, ne de Türkiye üzerinde oynanan, o büyük oyunlarla ilgisi, zaten yoktu. Birleşmiş Milletler Zirvesi’nde, Sayın Erdoğan’ın, etrafa şirin gözükmesi gerekiyordu, o da, ata ata, böyle bir adım attı. Bu kadar basit. Ve tüm bu yalpalamanın sonucunda, Sayın Erdoğan’ın kişisel kaprisleri yüzünden, memleketimizin çok önemli 6 yılı, heba oldu. Ne diyelim, geç olsun, güç olmasın…

DEV OBRUKLARI KAPATABİLECEK MİSİN? Ama madem anlaşma onaylandı, o zaman buradan kendisine bazı sorular sormak istiyorum: Sayın Erdoğan; bu anlaşmanın gerekliliklerinin, farkındasın değil mi? İklim krizi, şakaya gelmez. “Mış” gibi yapmaya, hiç gelmez. Öyle, hemen her işte yaptığın gibi, dostlar alışverişte görsün mantığıyla, bakanlık ismi değiştirmekle iş bitmez, biliyorsun değil mi? Mesela biz; iktidara geldiğimizde, elektrikli araçlardaki ÖTV’yi sıfırlayacağız. Peki ya sen; elektrikli araçlardan, 3 kat fazla vergi almaya devam edecek misin? Mesela biz; sulamada teknoloji dönüşümü ve Tarım 4.0 ile, tarımı ayağa kaldıracağız. Peki ya sen; Konya’da açılan dev obrukları, kapatabilecek misin? Mesela biz; Türkiye’nin enerjisinin yarısından fazlasını, yenilenebilir enerjiden sağlayacağız. Peki ya sen; dere yataklarına HES kurmaktan, vazgeçecek misin? Mesela biz; şirketlerin, yeşil ekonomik dönüşüme uyum sağlaması için, teşvikler vereceğiz. Peki ya sen; 5 müteahhidini semirtmekten, vazgeçebilecek misin? Mesela biz; müfredata, doğa ve hayvan sevgisine yönelik, dersler koyacağız. Peki ya sen; yangında telef olan canlara, “beyaz et” demeye, devam edecek misin? Mesela biz; yeni bir su politikasıyla, tüketime yönelik farkındalığımızı ve verimliliğimizi arttıracağız. Peki ya sen; Katar’la yaptığın su mutabakatına, son verebilecek misin? Mesela biz; milletimize, musluklardan tertemiz su içireceğiz. Peki ya sen; ağır metallerle, milletimizi zehirlemeyi sürdürecek misin? Mesela biz; doğa ve kültür turizmini, yeniden canlandıracağız. Peki ya sen; doğamızı katleden, Kanal İstanbul saçmalığından, vazgeçecek misin? Mesela biz; döngüsel ekonomiyle, Türkiye’nin çöpünden, enerji üreteceğiz. Peki ya sen; Avrupa’nın çöp deposu olmaktan, vazgeçecek misin? Şimdiye kadarki icraatlarına ve sergilediğin doğa sevgisi tablosuna bakınca, maalesef, hiç de olası görünmüyor. Varsın olsun. Biz varız. Biz buradayız.

ADIYAMANLILARIN SORULARI VAR... Her zaman olduğu gibi, bu hafta da; iktidar, kürsülerden atıp tutmayı tercih ederken; biz, milletimizin dertlerini dinlemeyi tercih ettik. Onlar, salon toplantılarında, kendileri çalıp, kendileri oynarken; biz, Adıyaman sokaklarında, kadınların, esnafın, üreticilerin, gençlerin misafiri olduk. Kahta’da, girdiğim 10 dükkândan 6’sı, daha siftahını bile yapmamıştı. Üstelik, kalan dükkânlardan 2’sinin siftahı da, sadece 20 liraydı. Gerçi, Sayın Erdoğan için, son dönemlerde 20 lira, büyük bir para hâline geldi. Biliyorsunuz, kendisi her fırsatta, günlük 20 lira eden, 650 liralık öğrenci kredisini, gençlerimizin başına kakıp duruyor. Bir yanda, 5-10 maaşlı danışmanlar, diğer yanda, günde 20 lirayla geçinmeye çalışan, esnafımız, gençlerimiz… Gerçekten ibretlik. Ayıptır, günahtır. Yazıklar olsun. Adıyaman’da karşılaştığım vatandaşlarımızın, iktidara bazı soruları oldu. Malum, kendi teşkilatları insan içine çıkamadığı için, ben buradan aracılık edip, milletimiz adına bu soruları, bizzat Sayın Erdoğan’a yöneltmek istiyorum. Bakalım, bir cevap verebilecek mi? Adıyamanlı genç bir kardeşim; “Elektriğe, doğal gaza zam geldi. Hükûmetin haberi var mı bu zamlardan?” diye soruyor. Badem üreticisi bir kardeşim; “Elimizi taşın altına koyduk. Sıfırdan girdik biz bu işe. Geçen sene 14 ton gübreyi, 34 bin liraya aldım, kullandım. Bu sene aynısını alsam, 92 bin lira para tutuyor. Türkiye’nin badem ihtiyacının, yüzde 30’unu, yüzde 40’ını, biz karşılayabiliriz. Ama, ürünlerimiz elimizde kalıyor, dışarıdan badem geliyor. Biz yanlış bir şey mi yaptık?” diye soruyor. 1.500 lira maaş alan emeklimiz; “Burada sadece kira parası 1.500 lira, geçinemiyorum. Kimisi 1.500 lira maaş alıyor, kimisi 2.500 alıyor, kafalar karışık. Ben bütün primleri yatırmışım, o zaman ne hata yapmışım?” diye soruyor. Memur emeklisi Mahmut kardeşim; “Belediyeden emekliyim, 3 kızım var. Nereden geçineceğiz? Bu parayla kim geçiniyorsa söylesin” diyor. Üniversite öğrencisi bir gencimiz; “Tek başıma yaşıyorum. 950 lira kiram var. 650 lira kredi alıyorum. Ben bu 650 lirayla nasıl geçineyim? Gece 12’ye, 1’e kadar, lokantada çalışıyorum. Ne bir sosyal hayatım, ne de bir yaşantım var. Günlük 60 lira kazanıyorum. Ben bu 60 lirayla, ev kirası mı ödeyim? Kendimi mi geçindireyim? Ben devletimden medet ummayacaksam, kimden medet umayım?” diye soruyor. Bu elimdeki tütünü bana uzatan, üretici kardeşim diyor ki; “Tütünü yasakladılar. Biz şimdi nasıl yaşayacağız? Biz şimdi neyle geçineceğiz? Vallahi bilmiyorum.”

SIKI DUR BAŞBAKAN GELİYOR: Sayın Erdoğan; bu soruların muhatabı sensin, sen. Kürsüden eseceğine, önce çık, bu sorulara cevap ver. Anlattığın masallar, Adıyamanlı kardeşlerimin sorularına, cevap olmuyor. Bol bütçeli, lüks etkinliklerde caka satacağına, önce git milletin derdini çöz. Bak, benden sana söylemesi; kısa zamanda çözdün çözdün; çözemedin, koltuk gidiyor, haberin olsun. Çünkü İYİ Parti, gümbür gümbür geliyor. Gittiğimiz her yerde, millet bizi çağırıyor. Sandıkları patlatmaya, milletimizin iradesini, yeniden iktidar yapmaya geliyoruz. Ortaklarınla sürdüğünüz sefaya son verip, hizmet nasıl yapılırmış, ülke nasıl yönetilirmiş, cümle aleme göstermeye geliyoruz. Bu ucube sistemin devri, artık bitti. Sıkı dur Sayın Erdoğan, Başbakan geliyor… Öyle ucube bir sistemle karşı karşıyayız ki; bugün Sayın Erdoğan, sadece Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetmiyor. Aslında onu da yönetemiyor da, hadi neyse… Kendisi aynı zamanda; Varlık Fonu’nun başı olarak; Ziraat Bankasını, Halkbank’ı, Vakıfbank’ı da yönetiyor. Borsa İstanbul’u da yönetiyor. Botaş’ı, Etimaden’i de yönetiyor. Türk Hava Yolları’nı, Turkcell’i ve Türk Telekom’u da yönetiyor. Kendisi kumara karşı ama, şans oyunlarını da, at yarışlarını da, o yönetiyor. Şeker fabrikalarına gıcığı var, çay üreticilerine de düşman ama; Türk Şeker’i de, Çay-Kur’u da, o yönetiyor. Hatta ekonomiden gram anlamıyor ama; İstanbul Finans Merkezi’ni de, yine o yönetiyor. Evet maalesef, tüm bu kurumların imza yetkilisi, Sayın Erdoğan. 

ARKADAŞ BAŞARIYA DÜŞMAN: Şimdi de, tüm bunlar yetmemiş olacak ki, özel sektöre el attı. Organize Sanayi Bölgelerini de, kendine bağlamak istiyor. Çünkü, ülkemizde işleyen ve çalışabilen, bir tek OSB’ler kalmıştı; onları da kendine bağlayıp, kurutursa, rahat edecek. Biliyorsunuz, Organize Sanayi Bölgelerine yönelik, bir yasa tasarısı var. Bu yasa tasarısında, OSB yönetiminin, kamuya bırakılması gibi, bir durum söz konusu. Bugün, Sayın Erdoğan’ın çelişkilerle dolu zihin dünyasında, adeta bir yolculuk yapıyoruz… Çünkü kendisi, bir yandan, devletin stratejik kurumlarını, özelleştirme adı altında, satıp savarken; diğer yandan da, tüm zorluklara rağmen, azimle ve inatla üreten sanayicimize, çökmeye çalışıyor. Arkadaş başarıya düşman… Nerede bir başarı varsa, gidip çöküyor. Başarılı olan, devletin kurumuysa, satıyor. Başarılı olan, özel sektörse, gidip tepesine çöküyor. Gerçekten çok enteresan… Sayın Erdoğan; o Organize Sanayi Bölgeleri; senin, ekonomideki tüm beceriksizliklerine rağmen büyüdüler. Senin, pandemi dönemindeki acizliğine rağmen, 150 binin üzerinde, istihdam sağladılar. Sen elektriğe, doğal gaza zam üstüne zam yaparken, onlar, üretmeye devam ettiler. Senin yandaşların, ihale paralarını yurt dışına kaçırırken, onlar, bu ülkeye döviz soktular. Yani ez cümle; OSB’ler şimdiye kadar, sen ve yandaşların, işin içinde olmadığınız için başarılı oldular. İşte o nedenle; namusuyla, azmiyle, fedakârca, üretim yapan sanayicilerimizin üzerinden, elini çek. Organize Sanayi Bölgeleri’ni de rahat bırak. Bırak da, büyümeye ve ülkemizin yüz akı olmaya, devam etsinler. 

Etiketler : ,

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.