İbrahim Genç

Siyasal Güç ve Dil

31 Mayıs 2010 Pazartesi 13:17

Toplumların ilerlemesi ve buna bağlı olarak meydana gelen gelişmeden dolayı dil, canlı bir varlık olmasından dolayı bir değişikliğe uğrayabilmektedir. Bu daha çok değişen günlük şartlara ve siyasal sürece bağlı olarak şekillenir. Dilbilimciler, dil konusunda her ne kadar dile dışarıdan bir müdahale doğru değildir ve dile yapılan sunî müdahaleler dili öldürüyor deseler de iktidar güdüsü, kapitalist anlayışın çıkara dayanan düşünüşü ve siyasal rant, dile müdahale edebilmektedir. Tabi bunun en önemli bir diğer nedeni de toplumun etki altında bırakılması ve yanıltılması isteğidir.

Bunun sonucunda dilbilimsel olarak konuşmak gerekirse toplum için daha derin ve farklı anlamlar ifade eden bir kelime, değişen siyasal süreçlerden ya da iktidar güdüsünün etkisinden dolayı “ Asamentikasyon (Anlam boşalması)”a uğrayabiliyor. Özellikle tüketim anlayışının yerleşmesi ve toplumların özentili yaşantısı, kelimelerde bir asamentikasyona neden olabildiği gibi, yaratılmak istenen siyasal bir güç de buna neden olabilir. Her şeyin hızla geliştiği, üretildiği, değiştiği ve buna karşın hızla tüketildiği günümüzde hızla kültürel değerlerin anlamını yitirdiğine şahit olmuyor muyuz?

Biz burada özellikle baskıcı iktidarların kendini tek ve baş edilmez kılma gayretinin yarattığı “düşüncenin yıpratılması” üzerinde düşünerek yazımızın kapsamını belirleyelim.Günümüz insan kavrayışına yerleşen “Para her kapıyı açar” ya da parayla elde edilecek güçle iktidarın kurulabileceği düşüncesi, toplumsal düşünüşün nasıl bir iktidarla değiştirilebileceğini gösteriyor. Özellikle kapital olarak büyük bir güç olan birinin tekeline bazı kurumları almasıyla bunun nasıl mümkün olabileceğini medyanın toplumu yönlendirme gücüne bakarak anlayabiliriz. Bu şekilde elde edilen kurumlar ve bununla çizilen idealist bakışla toplumların inandıkları değerler gereksiz gösterilebilmekte ve toplum, gerçeklerin çarpıtılması suretiyle yanıltılabilinmektedir. Bunun sonucunda toplumun kullandığı kelimelerin kavramları karşılamasında bir tereddüt ve zamanla bazı kelimelerden korkma olabileceği gibi toplum, gerçeğinden bir sanala evrilebilir. Mesela bugün “örgüt, yoldaş” gibi kavramlardan korkan insanların sayısı ülkemizde azımsanmayacak boyuttadır. Çünkü egemen ideolojiler yıllarca propaganda yoluyla bazı kavramların toplumun zihninde farklı şekilde yer edinmesine neden oldu. Yine aynı şekilde birçok Türkün zihninde Kürt kelimesinin olumsuz şekilde çağrışım uyandırması da iktidarın toplumda yarattığı düşünsel yıkımdan başka bir şey değildir.

Bu sebeple Türkiye’de iktidarların, ideolojileri doğrultusunda anlamlarını kendilerinin belirlediği kavramlarla toplumun düşünsel dünyasının şekillendirilmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Bunun getirdiği en olumsuz sonuç, başkasının istemlerini “felaket” olarak gören bir zihniyetin yaratılmasıdır.

MEDYA VE DİL

Gerçeğin çarpıtılması her zaman yapılmasından daha tehlikeli olan taraf, bu çarpıtmanın halka açılan kapı olan medya tarafından yapılmasıyla halkın düşünüşü üzerinde meydana gelen tahribattır. Öyle ki Ahmet Altan bunu “Bütün darbecilerin, cuntacıların, çetecilerin, devlet içinde kurulan ölüm mangalarının hayatımıza girdiği kapının menteşesi bu ülkenin medyasıdır. O kapı, o medyanın üzerinden açılır. En dehşet verici, en iğrenç suçları o medya saklar. Katilleri kahraman diye o medya sunar. Bu ülkenin insanlarını korumaya çalışanlara o medya saldırır (Taraf, 10.02.’09)” sözleriyle çok net dile getirmektedir.

Dünyaca ünlü dilbilimci Noam Chomsky de üzerine anlam yüklenen bazı kelimeler üzerinde düşünürken, siyasal iktidar güdüsünün bundaki etkisine vurgu yapar. Bir Türkiye gezisinde Chomsky, dünyanın en büyük terörünü yapanın ve aynı zamanda dünyanın en güçlü ülkesinin ABD  olması dolayısıyla diğer ülkelerin terör kelimesini tanımlamakta zorluk çektiğini vurgular. Dolayısıyla var olan bir kelimenin içini iktidarın / gücün doldurduğunu anlıyoruz. Bu aynı zamanda ekonomik alanda güçlü olmanın da bir sonucudur. Bununla birlikte iktidarı ellerinde bulunduranlar medya ile bazı kavramların toplumun zihninde istedikleri gibi şekillenmesini kolayca sağlayabilirler. Çünkü en etkili propaganda, çoğu zaman pek fazla zahmete de girmeden medya ile yapılır. Özellikle “sürekli propaganda” yöntemiyle de bu, çoğu zaman başarıya ulaşabiliyor.

Bunun yanında bir iletişim aracı olan dil, toplumların var olmasında ve olay, olguların tanımlanmasında büyük önem oluşturmaktadır. Dil birlikleri olan kelimelere yüklenen anlamın toplum dinamiklerinden çok siyasal güçlerce yapılması, dile belirsizlikler katmakla birlikte, gerçeğin çarpıtılmasına da neden olabilmektedir. Bunun yanında dil kullanım alanın genişlemesini sağlayan medyanın da siyasal iktidar dilini seçmesi, yanlış olanın doğru olanla yer değiştirmesine neden olabilmektedir. Egemen sistemlerin gerçeği çarpıtmak suretiyle dile yeni anlamlar yükleyerek yaptıkları bu saldırılar da toplum bilincinde yıkımlar yaratıyor. Bu öyle bir yıkımdır ki birey, bir halkın anadilinin yasaklanmasında bir mantık arayacak kadar sersemleşebiliyor.

Sonuç olarak birkaç gündür dil üzerine yazdığım yazılarda dilin ve anadilin toplumlar için önemine vurgu yapmaya çalıştım. Dolayısıyla dil üzerine bütün yazılarımdan hem Türkler hem de Kürtler için iki sonuç çıkıyor:

Millet demek dil demektir. Çünkü bir milletin sahip olduğu her şeyin aynası o milletin anadilidir. Dil kaybolursa o millet de ölür. Bu sebeple Kürtler için çıkan yegane sonuç, Kürtler dillerine daha çok sahip çıkmalı. Kürtçe sadece siyasal bir gruplaşma alanı olarak seçilmemeli. Bizzat millet olma bilinciyle sahiplenilmeli. Bu itibarla dil bilincinin politik bir amacın dışında sırf dilin kendi öneminden dolayı sağlanmasına önem verilmeli.

Türkler için çıkan sonuç ise Kürtlerin anadillerinde eğitim ve hizmet alma hakkına sahip olabilmelerinin gerekliliğidir. Türkler, Kürtlerin anadillerini her alanda kullanmaları için duyarlılık sergilemeli. Bir halkın anadilinin yasaklanmasında hiç kimse bir mantık aramamalı. Her şeyden önce Türkler, kendilerini Kürtlerin yerine koymalı ve varlıklarının nedeni olan dillerinin yasaklanması durumunda ne hissedeceklerine dair kendilerini sorgulamalı. Kısacası empati duygusu geliştirilmeli.

Bu yazı toplam 6843 defa okunmuştur
Kürtce
 // Kurdi
Bence Kürtce daha sekerdir...lokum gibidir......
02 Haziran 2010 Çarşamba 16:18
yazar boşver ya
 // osman
türkçe iyidir. ne güzel okuyoruz şurda. türkçeden basit dil mi var konuşması yazaması kolay...
01 Haziran 2010 Salı 00:10