İrfan Sarı

Saldırgan zamanlardan

13 Eylül 2015 Pazar 16:42

Günlerdir Kürt kentlerinde yaşananları izliyoruz.

Evvelden görülmüş baskı rejimlerinden çok daha modernize edilmiş silahlar ve çok daha cehalete ve düşmanlığa evrilmiş bir yeniçağ baskısı görüyoruz.

En son Türkiye kentlerinde saldırıya maruz kalmış Kürtler ile onların yaşam ve kazanç mekanlarını görünce, kocaman bir köle güruhun var olduğuna tanıklık oluştu.

Ve bu güruhun köleleşmişliğinin geldiği safhayı da okuduk.

Köleleşmek böyle bir şeydir işte.

Efendiniz, yürüyün der, yürürsünüz. Oturun der, oturursunuz. Vurun der, vurursunuz. Yakın der, yakarsınız. Altınıza edin der, altınıza edersiniz.

Gecelerce ve günlerce saldırdığınız Kürtler için sarf ettiğiniz “Kardeş” kelimesini ne kadar sahtekârca olduğu açığa çıktı.

“Ben kürde karşı değil PKK ye karşıyım” diyerek aslında kıvırmanın alasını yaptığınız da açığa çıktı.

Aslında “PKK Halktır, Halk Burada” sloganını bilmeyeniz yok.

Halk, dağlara çıkmış o çocukların kendi öz be öz çocukları olduğunu defalarca sokaklara dökülerek söyledi.

Tabiatıyla o çocukların ailelerine saldırmak mubahtı sizin için.

Bu anlamıyla bütün o saldırılar “Altınıza edin” komutunun sonucuydu.

Efendiniz buyurmuştu bir kere.

Özgürlük isteyen, daha iyi koşullarda yaşamak isteyen Kürtlere saldırmak, köleliğinizin tabiatı gereği oldu.

Çünkü siz özgür olmak isteyenlerden nefret edersiniz.

PKK de olsa,

Kürt’te olsa,

Alevi’de olsa,

Türk’te olsa, velhasıl babanız dahi olsa.

Kimseye özgürlüğü tattırmasınız çünkü siz kölesiniz.

Kölelik, öyle filmlerde gördüğünüz kara benizli insanlara mahsus bir durum değil. Beyaz tenliler de çok azılı köle olabilirler.

İlle ayakları prangalı, boyunlarından zincirlenmiş olmaları da gerekmiyor kölelerin.

Koskoca yaşına rağmen ulu orta yerde, ellerini ağzına siper edip gökyüzüne dönerek ulumak bir kölelik repliğidir.

Komşuluk ettiğiniz insana büst öptürmekte pekâlâ bir kölelik görselidir.

Hele işkal mantığı ile girilen Kürt kentlerinde bebekleri, yaşlıları, kadınları katletmek, efendinize ne kadar taptığınız gün gibi ele veriyor sizi.

Köleler yırtık pırtık libas giyenlerden oluşmuyor. Fevkalade iyi giyinimli, özel yapım araçlara binen, üniformalı, alımlı, çalımlı insanlarda köle olabiliyor.

Mesela, yanı başınızda kasten katledilen insanlar varken susuyorsanız bu da bir köleleşme evresidir.

Köle, kimsenin duygusuna da bakmaz, inancına da…

Kürdün, ölen bir polise ya da bir askere üzüldüğüne inanmaz.

İnanmaz bir türlü.

Onun için Kürdün penceresi de, kapısı da parçalanacak kadar hak ediyor her şeyi.

Çünkü Kürt penceresi de, kapısı da daha özgürlükçüdür.

Çıldırırsınız özgürlük isteyenlere karşı.

Umurunuzda olmaz silahsız insanların kulaklarını kesip, kalbine kurşun sıkmak.

Kuru bir ekmek, karın tokluğu köle için kafi olduğu gibi, bi dünya malı da olsa olur.

Olsa olur, olmazsa da…

Duyu organları midelerinden ibarettir kölelerin.

Kan, gözyaşı, sürgün, talana sağırdırlar.

Ama insan gibi görünürler, “Kürt kardeşlerimiz” derler.

Kalplerinde Kürt kardeşleri için yer olduğunu söylerler ama komşuluğuna razı olmaz. Onu linç eder, onu kendi elleriyle parçalamak ister.

Hatta toplu halde kimyasal uykuya gönderilsin der.

Kürdün yaşı-başı, düşüncesi önemli değil. Kürt olunca yeterli delildir katledilmesi için.

Kölelik sessizleştirilmiş insanlık hastalığıdır.

Efendisi ne derse o.

“Kalbini sök” derse efendisi, söker gözünü kırpmadan.

Öldür derse, öldürür.

Köle, kendine benzeyen adamlar gördüğünde ezikliğinden kurtulur. Onun için herkesin kendisine benzemesini ister. Kendi gibi biat eden, kendi gibi konuşan, kendi gibi ekmek parçasına razı adamlar ister.

İtirazı kendi için değildir hiçbir zaman. Tüm itirazlar efendisi ve efendisinin sarayları, kasırları içindir…

Efendisi içindir…

Efendisi…

Film çekilen mekan da onun için düşman.

Rol gereği konuşmuş artistte.

Kölelik berbatından bir hastalıktır.

Dağları bombalamak, ormanları yakmak, şehirleri yıkmak, tabelaları indirmek hobisidir kölenin.

Aslında bu hastalığın tedavisi için de tek çare özgürlük.

Ne diyelim,

"Köleler özgür olmak isteyenlerden nefret eder." Ulrike Meinhuf

Bu yazı toplam 5577 defa okunmuştur