İbrahim Genç

Cizre’den sandığın hesabı mı soruluyor?

13 Eylül 2015 Pazar 13:36

Halk iradesinin devlet içinde tecelli etmesi ve demokrasinin işleyebilmesi noktasında “seçim sandığı” hayati bir önem taşımaktadır. Dolayısıyla ortaya bir “sandık” konulabilir şartlar sürdüğü müddetçe korkmamak gerekir. Çünkü “sandık” adamı vezir de yapar rezil de eder. Son günlerde yaşananlar da “sandık”ın bir cilvesidir. Öyle ki bir zamanlar “sandık” ile başa gelip ülkenin sahibi kesilenlerin hesabı 7 Haziran’da kurulan “sandık”ta görüldü. Tabii kendilerini eleştirenlere her fırsatta “sandık”ı  ve halk iradesini işaret edenler, 7 Haziran’dan sonra “Sandık”a tekmeyi basıverdiler.

Şimdi bunun ceremesini en çok  Kürtler çekiyor. “Kürt kardeşim” diyenler bugün Kürtler tercihlerini HDP’den yana kullanıyor diye Kürtleri cezalandırıyor. Oysa Kürtlerin önemli bir bölümü AKP’ye oy vererek yıllarca ona iktidar olma yolunu açtı. Ama bu süre zarfında Kürt halkının temel problemleri çözülmedi, üstüne üstlük Rojava Kürtlerine yönelik vicdansızca bir politika geliştirildi. Bu tutarsız ve onur kırıcı politikalar ile “Kürtlerin burnu yandı” diyebiliriz. Sonucunda da AKP’ye iktidarı lütfeden Kürtler “artık yeter” dediler. Geldiğimiz noktada da Kürtler için en büyük gelişme Başbakan Davutoğlu tarafından “Anadilinde ağıt yakmak” olarak ifade ediliyor.

Kürtlerin ulus olma realitesi

Oysa Kürtler, her ulusun sahip olması gereken en temel üç şeyden hâlâ mahrum: Kürtçe anadilde eğitim, otonomi, anayasal güvence. Çağdaş demokrasinin uluslar için biçtiği kaftanı yırtanlar, işte “anadilinde ağıt yakmak” ile trajedimizi yüzümüze vururlar. Tabii nerden ele alırsak alalım, anladığım kadarıyla başta AKP ve CHP olmak üzere sistem partileri Kürtleri hâlâ bir ulus olarak tanımıyorlar. Sistem partileri, Kürtleri doğal bir seçmen olarak gördükleri için sosyal projelerle oy alma derdine düşüyor. Ama Kürtler, günbegün uluslaşan bir halk ve bu sebeple de Kürt siyasal hareketine kaymaları normaldir.

Kürtlerin bir ulus olmaları gerçeğinden dolayı,  Kürtlerin birliği ve özgürlüğü zaman içinde doğal bir süreç olarak gelişiyor. Bundan hiç kimse kaçamaz. Bu sebeple de Kürt realitesi ulus temelinde ele alınıp çözümlenmelidir. Yoksa seçimden seçime Kürtler üzerinde oy avına çıkmak bu karışıklığı gidermeyecektir. Dolayısıyla bu süreçte HDP etrafında birleşen Kürtlerin AKP’ye dönmesi mümkün görünmüyor, aynı şekilde CHP Kürtlere yönelik ne kadar olumlu bir politika geliştirse de Kürtler CHP’ye de kaymayacaktır. Bu anlamda başta AKP olmak üzere diğer sistem partileri HDP ile siyasi seçim rekabetine girmekten vazgeçmelidir.

Cizre’edeki zulme sessiz kalmak

7 Haziran seçimlerinin ertesinde Kürtlere yönelik geliştirilen bu savaş sürdürülebilir bir savaş değil. Ülkenin geleceği, dar siyasi hesaplara kurban ediliyor sadece. Çünkü bunun bedelini yoksul halk çocukları ödemektedir. Son iki aylık savaşta Kürt ve Türk yüzlerce insan yaşamını yitirdi. Bugün Cizre’de yaşananlar kabul edilebilir mi? Bu ülkeye yakışıyor mu? Özellikle “Derdimiz İslam” diyen adamlar bu gaddar politikaları savunabilir mi? Cizre’de süren 9 günlük sokağa çıkma yasağında onlarca sivil katledildi. Çocuklar mamasız kaldı, hastalar ilaçsız kaldı. Elektrik, su, ekmek gibi ihtiyaçlardan yoksun evlerine hapsedildiler. Cizre’de dünyada örneğine pek az rastlanan uygulamalar görüldü, trajediler yaşandı.

Şüphesiz Cizre’de halka uygulanan şiddet, eğer Gazze, Doğu Türkistan ve Arakan’da yaşayan halka yaşatılsaydı Türkiye’de her kesimden hem de üst perdeden bir ses çıkardı. Tabii nerede bir mazluma baskı varsa karşısında durmalıyız. Ama kendi ülkemizde yurttaşlarımıza yaşatılana da ses çıkarmalıyız. Aksi takdirde ortaya iki yüzlülük  çıkar. Ben de bu tabloyu izah etmek için facebook sayfamdan şu sözleri paylaşmıştım: “Desem ki! Ramallah'ta öldürülen 10 yaşındaki kızının cesedini kokmasın diye dondurucuya koyan anneler var, delirirsin! Desem ki! Gaze'de sokağa çıkma yasağından dolayı çocuklar aç ve sussuz, çıldırırsın! Desem ki! Kudüs'te ezan sesini kestiler, minarelere keskin nişancılar yerleştirdiler, kudurursun! Ve desem ki, bunlar Cizre'de yaşanmaktadır, boşverirsin!...”

Beyinsiz ırkçılar, hayasız faşistler

Tabii bir de savaşın ayak takımları vardır. Beyinsiz ırkçılar, hayasız faşistler… Durup bir dakika düşünmek yerine, savunmasız Kürtlere saldıran azgınlar… Anayasa halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçundan bunlar hakkında işlem yapabilir. Eğer Kürtlerin işyerlerini, HDP binalarını yakan; Kürtçe konuştuğu için insanları öldüren ve linç eden bu tayfalar hakkında devlet üzerine düşeni yaparsa bu olaylar bir daha asla yaşanmaz. Çünkü faşist ve ırkçı yapılar genellikle örgütsüz yapılardır. Yani sürü cinsindendirler. Kalabalıkla gezerler, güçleri yetene saldırırlar. Yalnız kaldıklarında korkaktırlar. Ama anladığımız kadarıyla bu yapıların güvendiği bir yerler var. Ülkenin geleceği ve halkların bir arada barış içinde yaşaması için artık bu kepazeliklerden kurtulmalıyız.

Bayramda dayanışma seferberliği

Farklı devletlerin sınırları yaşayan Kürtler, bir gün mutlaka hakkettikleri güzel geleceğe ulaşacaklar. Bu noktada diplomaside aktif olalım ve az da sabırlı olalım. Öncelikle halkımızın yaşadığı sorunları çözmede ortak hareket etme ve birlik olma ruhunu yakalayalım. Bu son süreçte Silvan, Yüksekova, Lice, Silopi ve Cizre büyük tahribatlar yaşadı. Halkımızın yaşadığı mağduriyet ortada. Yine fakiri çok bir halk olduğumuz gerçeği de var. Bu sebeple de yaklaşan Kurban bayramına ilişkin mutlaka bir dayanışma seferberliği başlatılmalı. Bu amaçla bir an önce koordinasyonu sağlayabilecek oluşumlar eliyle sosyal politikalar geliştirilmeli. Yaklaşan Kurban bayramı nedeniyle kurbanların başta Cizre olmak üzere yaralanmış kentlere gönderilmesi gerekiyor.

Kürt halkı bunu en çok Kobanê sürecinde başardı. Şimdi Kobanê, Cizre’dir.

Bu yazı toplam 3692 defa okunmuştur