İbrahim Genç

Müslüman Allah’ı unutur mu?

18 Temmuz 2011 Pazartesi 02:40

Yaratılmışların en güzeli olan insan, açtı gözlerini… Ve gördü ki gözlerinin merceğinde uzayıp giden dağlar ne yüce… Büyük çukurların maviliklerle doldurulduğu okyanuslar ne kadar da büyük… Başının üzerinde direksiz yükselen bir gökyüzü ve ayaklarının altında derinliğe akan toprak… Doğanın kendisine verilen rolü en güzel şekilde oynaması… Bulutların el ele verip yağmura durması… Çiçeklerin rengarenk bir şekilde açması… Ve tahayyülümüzün ve de idrakimizin üzerinde daha birçok şey… Bütün bu şaşmaz ve üstün düzen… Hikmetler taşır şüphesiz, yeter ki o bakan gözlerde o nur tecelli etsin. İşte bu yüzdedir Yaratan kuluna “Sonra gözünü iki defa daha çevir bak (67/4)” diye sesleniyor.

Peki dünyanın birbirinden farklı coğrafyalarına yayılmış milyarlarca insan? Dilleri, dinleri ve de renkleri farklı insanlar… Milyarlarca farklı ses tonu, bakışlar ve daha nice şeyler… “Allah teala, Âdemi, bütün yeryüzün­den aldığı bir avuç topraktan yarattı. Bu sebeple Âdemoğulları, yeryüzü toprağı­nın şekillerine göre şekillendiler. Onlardan bazıları kırmızı, bazıları beyaz, bazı­ları siyah, bazıları bunların arasında bir renk, bazıları yumuşak, bazıları sert, bazıları âdî, bazıları iyi şekilde dünyaya getirilmişlerdir (Hadis, 1).” Bir an gözlerimizi çevirip bu hakikate, anlayabiliriz farklılıkların zenginlik olduğunu. Bütün bu farklılıkların savaşlara değil, tanışıp kaynaşmaya vesile olması gerektiğini… Peki kim anlar bu hakikati? Tabi ki Allah’ı hakkıyla bilen ve O’ndan korkanlar… Onlar ki “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, ona karşı gelmekten en çok sakınanızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilen ve haberdar olandır. (49 / 13)” ayetinden haberdar olanlardır.

Renklerimiz ve dillerimiz bizim takdirimiz değil… Bunda hüküm Yaratan’a ait. Biz kullara bu farklıkları Allah’ın büyüklüğünü idrak etmek noktasında delil olarak görebilmek düşer. Ama biz insanlar, modern dünyada farklılıkları savaş vesilesi yaptık. Öyle ki Müslüman bir topluluğun, Müslüman kardeşinin dilini ve kültürünü yok etmesine şahit olduk. Dilleri ve kültürleri inkar, imha ve asimilasyon gibi yollarla yok edilmeye çalışılan Müslüman topluluk “Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesi bunda bilenler için elbette ibretler vardır. (30 / 22)” diye haykırdılar. Ağladılar, kendilerini nasıl anlamazdı Müslüman kardeşleri? Allah’ın kudretinin delili olan bir dil nasıl böyle önemsenmezdi? Bilmezler mi ki “Menekşeye niçin morsun?, karanfile niçin kırmızısın? denmediği gibi, insanlar dilleri ve renklerinin ayrılığı nedeniyle ayıp­lanmazlar. İşte alimler için bunda da ibretler, deliller vardır. Alimler için denili­yor. Zira bu kadar apaçık delilleri görüp de Allah'ın varlığına, birliğine inanmayıp onu kabul etmeyen insana alim dememek gerekir. Alim de­mek bilen demektir. Demek ki bunlar bunu da bilemeyecek kadar bilgi­siz cahil insanlar (2).

Allah’ın kudretinin delillerine bugün bizzat bazı Müslüman milletlerin düşman kesilmesi ne acı! Öyle ki Müslüman kardeşinin dilini ve kültürünü yok etmekten hiç mi hiç geri kalmıyor... Öyle ki Müslüman kardeşinin dilini ve de kültürünü yok etmek isteyen zalimlere karşı seslerini çıkarmıyorlar. Bunlar ki dinimizin yasakladığı milliyetçiliğe sarıldılar. O kadar milliyetçi oldular ki zulme seyirci kaldılar. İki Müslüman topluluktan biri barışı savunduğunda onlar bunu görmediler. Oysa Yaratan “Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin / uzlaştırın. Eğer biri ötekine saldırırsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını düzeltin ve (onlara) eşit davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever. (49 / 9)” diyordu. Bunlar bilmezler mi “Vasile b. el-Eska, peygamber efendimize: "Ey Allanın Resulü, ırkçılık nedir?" diye sorduğunda Resulullah: "Hak­sızlıkta kavmine yardımcı olmandır." cevabını vermiştir(1).”

Oysa Müslüman ki hangi millete ya da inanca karşı olursa olsun barışı savunmalı. Çünkü “S-l-m” kökünden gelen İslam sözcüğü, barış demektir. Yine bu kökten gelen “selam” sözcüğü de barış demektir ki Allah’ın güzel isimlerinden bir tanesi de “es-selam”dır. Öyle ki Allah, kendi rızasını arayanları karanlıklardan aydınlığa çıkaracağını, onu barış yollarına götüreceğini (5 / 16) söylüyor. Yaşanmış acılar olabilir; ama Müminler hiç kin tutar mı? Peygamber Efendimiz Taif’te Taifliler tarafından taşlanıp yara bere içinde kaldığında yüreğinin yine de Taifliler için nasıl da merhametle çarptığını bilmezler mi?

Bize sesleniyor Yaratan; haydi kulak kesilin hep birden: “Ey inananlar! Hep birden barışa girin. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin. Çünkü o apaçık düşmanınızdır (2 / 208).” İşte Müslüman ki “Bu çağrıya kesinlikle uyunca tümü ile barış ve dirlik olan bir alemin içine girer. Tümü ile güvenden, tümü ile tatmin olmuşluktan, tümü ile gönül hoşluğundan, tümü ile istikrardan oluşmuş; şaşkınlığa, endişeye, kuşkuya, yön belirsizliğine ve sapıtmaya yer vermeyen bir alem bu. Bu alemde vicdanla ve duygu dünyası ile barış vardır, akılla ve mantıkla barış vardır, insanlarla ve diğer canlılarla barış vardır, varlık bütünü ile ve teker teker her varlıkla barış vardır. Yüreklerin derinliklerine meltem serpen bir barış. Hayatı ve toplumu serin gölgesi altına alan bir barış. Yere de göğe de egemen olan bir barış (3).”

İşte bu yüzden Müslüman Allah’ı unutmazsa ülkemizin hâlâ can yakan sorunları kolaylıkla çözülür. Ama Müslüman Allah’ı unutursa Kur’an’da barışa, iyiliğe, kardeşliğe çağrıda bulunan ayetleri de unutur. İşte o zaman başlar Müslüman yüreklerde kin ve nefret. Dilerim bu mübarek gecede yüreğimizdeki kin ve nefretten arınırız, beynimizdeki savaş teorilerinden vazgeçeriz. Allah yakın zamanda ülkemize gerçek manada barışı ve de kardeşliği nasip etsin.

Kaynakça:
(1) Taberi Tefsiri, Ebu Cafer Muhammed B. Cerir Et-Taberi
(2) Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Mahmut Toptaş
(3) Fizilal’il Kur’an Tefsiri, Seyyid Kutup

Bu yazı toplam 5240 defa okunmuştur
tebrik
 // aşfjas
valla böyle bir yazıyı bu sitede bulmak mutluluk verici. eğer tüm sorunlarımız için doğru kaynaklara başvurursak doğru sonuçlar alacağımızdan son derece eminim. vesselam!!!!!!!!...
18 Temmuz 2011 Pazartesi 14:46
Kabe
 // Bawer
Eyer kendilerine müslümanım diyen günun yöneticileri batıya deyilde Kabeye yönelseler yani islamın hükümlerine teslim olsalar dediğin gibi çok kolay birşekilde mevcut sorunlar çözülür, tabi bu akp ve bdp içinde geçerlidir....
18 Temmuz 2011 Pazartesi 11:24