İbrahim Genç

Kürtlerin Anadili Motivasyonu

11 Ağustos 2014 Pazartesi 14:05

Ortadoğu ülkelerinde birbirini takip eden gündemler içinde bir halkın önemi kültür öğesi olan dilin gündemde yer edinmesi kolay görünmüyor. Bir taraftan dört parça Kürdistan’da meydana gelen gelişmeler, diğer taraftan Türkiye’deki iktidar savaşları ve Kürt siyasi gücünün yoğun gelişmeler arasında bir eşgüdüm sağlayamaması… Tabii Irak Kürdistanı ve Rojava’da Kürtçe için kurumsal gelişmelerin sağlanması bizim dile ilişkin kaygılarımızı biraz azaltsa da Türkiye Kürtleri için bunu söyleyemiyoruz. Öyle ki Kürtlerin anadilde eğitime ilişkin taleplerinin daha da yükselmesi gereken bir dönemde günübirlik siyasi gelişmeler daha çok ilgi çekiyor.

Kürtler doğal asimilasyona uğruyor

Tabii varlık mücadelesi veren bir halkın siyasal kazanımları dile ilişkin kaygıları giderebilir. Çünkü siyasal statü, ulusal varlığın kabulüyle dile bir özgürlük alanı açar. Ama Türkiye’de işleyen sürece baktığımızda anadilde eğitimin gecikmesi, her ne kadar devletin eski katı yasakları olmasa da, Kürtler üzerinde bir doğal asimilasyon yaratıyor. Evet, baskı yollu asimilasyon biterken yerini doğal asimilasyon alıyor. Çünkü gelişen iletişim olanakları, hızlı bir duygu ve düşünce yaratımıyla birlikte tüketimi de getiriyor. Dolayısıyla bir Kürt çocuğu, dünyaya geldikten sonra yabancı dille tanışıyor ve bilişim çağında etrafını kuşatan egemen dilin tınısıyla Kürtçeden uzaklaşıyor. Bu, beraberinde duyuşsal dünyasını da şekillendirirken 12 yaşından sonra iletişim araçlarıyla girdiği hızlı dünya algılamasıyla soyut dünyası da egemen dilin içinde şekilleniyor.

Bu da dile ilişkin dilbilimcilerin kaygılanması için yeterli bir neden oluyor. Dolayısıyla siyasal bilinç ile eş zamanlı gelişmeyen bir kültür bilinci, Kürt çocuklarını her gün biraz daha tehdit edecektir. Bu anlamda anadilde eğitim ya da anadilde eğitime giden yolda var olacak ara formüller sahiplenilmedikçe ileriki süreçte Kürtleri bekleyen büyük bir sorun ortaya çıkacaktır. Bu anlamda temel ölçüt, Kürtçenin devlet kurumlarında aktif kullanımı ve yerleşmesi olmalıdır. Her ne kadar çeşitli oluşumlar nezdinde açılan kurslar meraklısı için bir çözüm olsa da milyonlarca nüfusu olan bir halkın eğitilmesi için bu yeterli olamaz. Hem burada sadece belli bir siyasi eğilimi olan Kürt kesiminin eğitilmesinden bahsetmiyoruz. Farklı siyasal eğilimleri olan Kürtlerin de Kürtçe eğitiminin nasıl olabileceğini tartışmak durumundayız.

Kürtlerin dil motivasyonu

Bu noktadan hareketle; eğer siyasal duruşunuz, bağımsızlıktan bahsetmiyorsa o zaman kazanılan statüde anadilde eğitimin çerçevesi belirlenir. Bu çerçeve belirlenirken Kürtçenin halka ulaşabileceği zeminin genişletilmesi için projeler geliştirilir. Dolayısıyla nihayetinde siz “özerklik” üzerine inşa edilecek bir sistemden bahsediyorsanız Kürtçenin söz konusu devletin kurumlarında yer almasına karşı çıkamazsınız. Çünkü bu, dürüst bir siyaset olmaz. Bu sebeple de tüm siyasal faaliyetlerinizin bir yönünü daima “anadili” oluşturmak zorundadır. Geniş halk yığınlarına ulaşmak ve entegrasyon düşüncesiyle dilin ihmal edilmesi, söz konusu ulusun “kültürel değerler motivasyonu”nu bozabilir. Burada tartıştığım nokta, mücadelenin yönünü ne olursa olsun mücadelenin tematik niteliğidir.

Buradan hareketle; tarihsel süreçte bir halkın inkar politikasıyla “millet” ve “dil” üzerinden yok edilmesini konuşuyorsanız o zaman sorunun adı “varlık” veya “yokluk”tur. Bir halkın varlığı da dil üzerinden şekillendiğine göre anadili, siz nasıl bir politik yapıda olursanız olun her zaman “merkez”de olmak zorundadır. Bunun tam tersi, sizi bir “yokluk” durumuyla baş başa bırakabilir. Dolayısıyla Kürt siyasi hareketi ve buna gönül verenlerin en büyük motivasyonu “anadili” olmalıdır. Dünya ve Türkiye, on beş yıl öncesinin şartlarında olmadığı için dilin sadece konuşuluyor olması ya da dile ilişkin “grupsal” yaklaşımlar yeterli olmaz. Eğer dil, sadece bir grupsal yapıya mal edilmeye çalışılırsa bir halkın dili olmanın ötesinde sadece bir “jargon dili” olur. Bu sebeple de farklı siyasal tercihleri olan ya da nötr bir durumdaki Kürtleri de kapsayacak bir dil politikası geliştirmek zorundasınız. Çünkü bu dilin sahibi, politik bir yapı değil; halktır.

Anadile giden yolda ara formüller

Bütün bunlar bize anadiline ilişkin daha çok duyarlı olmamız için sadece bir “hawar”dır. Çünkü dile ilişkin ara formüller sahiplenilmediğinde anadilde eğitimi beklerken çocuklarımızın kapitalist modernite içinde erimesine tanık olabiliriz. Bugün özellikle Urfa, Adıyaman, Gaziantep ve birçok yerde Kürt çocukları üzerinde gelişen büyük bir doğal asimilasyon söz konusudur. Dolayısıyla önümüze iki seçenek çıkmaktadır: Ya tüm Kürdistan’da dile ilişkin ara-geçiş formüllerini sahiplenerek asimilasyonu yavaşlatabiliriz ya da sadece kritik bölgeler için bir eylem planı çerçevesinde bu ara-geçiş formüllerini tatbik edebiliriz. Çünkü dilin kendi doğası ve reel dinamikler, aşırı politik olmakla bizi “kendi ayağına kurşun sıkma” ile karşı karşıya getirebilir.

Bu reel durum bize özellikle bugünlerde dile daha soğukkanlı yaklaşmamız gerektiğini salık veriyor. Çünkü duygusal politik yaklaşımlar, dilin doğasıyla uyuşmadığında verimli bir sonuç ortaya çıkmıyor. Bu anlamda Kürtlerin dile ilişkin motivasyonlarını kaybetmeden “anadili eylem planı” oluşturup bunu adım adım uygulaması gerekiyor. Bunları yaparken de Kürtçenin resmi devlet kurumlarında her şekilde yer alması temel amaç olmalıdır. Eğer yakın zamanda ve kapsamlı bir şekilde bir anadilde eğitim söz konusu değilse o zaman ara formülleri dışlamak çok da mantıklı durmuyor. Ara formülleri dışlamanın anlamsızlığının bir nedeni de Türkiye’nin 4-5 yıl önceki konumda olmayışıdır. Çünkü ilerleyen bir çözüm süreci ve Kürt özgürlük hareketinin ve liderinin devletle muhatap oluşu söz konusudur. Bunun yanında ara formülleri sahip çıkmak anadilde eğitimi talep etmemek anlamına gelmiyor.

“De facto” anadilde eğitim yapmak

Bu sebeple de birçok eksikliği bulunmasına rağmen ortaokulların 5,6,7 ve 8. sınıflarında verilen Kürtçe (Kurmanci, Zazaki) dersleri önemlidir. Kürtlerin bu kazanıma sahip çıkması, devlet kurumlarında Türkçenin katı egemenliğini kıracağı gibi Kürtçenin çocukların dünyasında yer edinmesine neden olabilir. Yoğun bir talebin olması durumunda devlet sistemi kilitlenerek “de facto” bir anadilde eğitim talebi de ortaya çıkabilir. Bunun yanında Kürtçe yazılan eserlerin (roman, şiir, öykü) bir okur kitlesinin oluşmasıyla Kürtçe yazmaya yönelik bir eğilim de ortaya çıkabilir. Burada görev yapacak Kürtçe öğretmenlerinin varlığı da Kürtçenin aynı zamanda bir ekonomi dili olmasını sağlayabilir. Bu, Kürt çocuklarının eğitimi ile ilgiliydi. Peki Halk Eğitim Merkezlerinde verilecek Kürtçe derslerin, öğrenci olmayan ve yetişkin durumundaki Kürtlere sağlayacağı bilinci hiç düşünüyor muyuz?

Sonuç olarak Kürtler ve Kürt siyasi hareketi olarak şapkamızı önümüze koyup düşünmek, düşünmek, düşünmek zorundayız. Sonrasında da birbirimizi ötekileştirmeden ve yaftalamadan tartışmak, tartışmak, tartışmak zorundayız. Eğer birileri anadilin anayasal güvenceye alınması, anadilde eğitimin verilmesi için bir şeyler yapıyorsa onun yanında yer almalı ve desteklemeliyiz. Yok eğer, bu yönde bir çaba yoksa; fakat Kürtçe öğretmenleri anadilde eğitim talebine sahip çıkmakla birlikte Kürtçenin menfaatine bazı kazanımlara sahip çıkıyorlarsa ve kendi dillerini okullarda öğretmek istiyorlarsa buna karşı çıkmaya kimsenin hakkı yok. Karşı çıkmak için öncelikle sizin daha iyi bir çalışma ortaya koymanız gerekmektedir. Şimdi Kürt özgürlük hareketi ve HDP’nin anadile ilişkin bir eylem planını deklere  etmesinin tam zamanıdır. 

Bu yazı toplam 7847 defa okunmuştur
ziman
 // elih
ji bo wî li Mêrdînê çalakî darxistan,lê belê 20 ks civîya...
11 Ağustos 2014 Pazartesi 19:47