İbrahim Genç

Kürtler can derdinde, onlar başkanlık…

07 Ocak 2016 Perşembe 15:07

Türkiye’nin çözüm ve barış sürecinden uzaklaşmasının faturası her geçen gün kabarıyor. Buna bağlı olarak Kürt coğrafyasından geçilen her son dakika haberde, insanlık onuru biraz daha inciniyor. Öyle ki bazı ajanslardan “Cizre’ye top atışları başladı” haberleri bile geçildi. Tabii bu durum karşısında “Kürtlere savaş açıldı” denildiğinde bir kesim de her zamanki buyurgan ve efendici tutumla, “Ne savaşı? Savaş iki ülke arasında olur” diyerek tepki gösteriyor.

Onlar savaşın ancak iki ülke arasında olabileceğini söyleyedursunlar, lakin 16 Ağustos’tan bu yana 7 kentin 20 ilçesinde onlarca mahalleyi kapsayacak şekilde 56 kez ilan edilen sokağa çıkma yasakları toplamda 277 günü buldu. Raporlar, Kürt bölgesinde çoluk çocuk, yaşlı genç, kadın erkek yüzlerce sivilin katledildiğini belirtiyor. Bugün sadece sokağa çıkma yasağının 24 gündür devam ettiği Cizre’de 31, Silopi’de 25 ve yasağın 35 gündür sürdüğü Sur’da 15 kişi yaşamını yitirdi. Tabii bir de cenazelere uygulanan insanlık dışı uygulamalar var…

Tabii Kürt bölgesinden Filistin’de bile görmediğimiz haberler gelirken AKP Hükümetinin gündeminde “Başkanlık sistemi” var. Konuyla ilgili açıklama yaptıklarında da geçmişteki Cumhurbaşkanı ve Başbakanları unutmuşçasına kökünü kazımaktan, temizlemekten, bıçağın kemiğe dayandığından dem vuruyorlar. Oysa bu ülkede en az bizim kadar, bütün bunların tecrübe edildiğini biliyorlar. Ama ortada başka bir hesap var. Saraylardan alınan bu hesabın Ortadoğu’nun çelişkiler deryasında çarşıya uymasının mümkün olmadığı gibi ülkenin Suriyeleşmesi tehlikesini de doğurmaktadır.

Amaç Kürt otonomisini engellemek

Oysa bu ülkede hepimiz Müslümanlıktan dem vururuz. Müslüman’ın iki temel referansı da “Kur’an ve peygamberinin sünneti”dir. Bu temelde olaya yaklaşıldığında vicdan ve adaletten yana olan hiç kimsenin gündeminde öncelikle başkanlık sistemi veya anayasa yer almaz. Çünkü bu süreçte; cesedi bir hafta boyunca sokakta duran 57 yaşındaki Taybet anaların kanları üzerinde kuruyor, siyasetçi Kürt kadınlar ve Miray bebekler katlediliyor, bir halk bu kışın ortasında yollara düşüyor, sığınaklarda yaşam mücadelesi veriliyor.

Buna rağmen inadına sabah akşam başkanlık sisteminden bahsediliyor. O kadar ileri gidildi ki Cumhurbaşkanı Erdoğan "Üniter devlette başkanlık sistemi yoktur diye bir şey yok. Şuan zaten dünyada bunun örneği var geçmişten buyana da var. Yani Hitler Almanyası'na baktığınızda orada da bunu görürsünüz. Daha sonra değişik ülkelerde bunun örneğini görürsünüz.” dedi. Bu sözlerin tepki toplaması üzerine, Cumhurbaşkanlığı’ndan bir savunma açıklaması yapıldı. O açıklamada da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Başkanlık sistemi üniter devletlerde de olur. Başkanlık sistemi, federalizme dayanmak zorunda değildir.” demek istediği belirtildi. En son 6 Ocak’taki muhtar toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan “Almanya parlamenter sistemle yönetiliyordu ama buna rağmen Hitler gibi diktatör, ülkenin başına musallat oldu. Ben bunu söyledim” dedi.

Hangi amaçla olursa olsun; bugün anti-demokratik uygulamaların, hak ihlallerin arttığı ve Türkiye’nin totalitarizme kaydığı iddialarının olduğu bir dönemde on milyonlarca insanın ölümüne neden bir diktatörün örnek verilmesi talihsizliktir. Bana göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, milliyetçi kesimlerin başkanlık sistemiyle Kürtlerin otonomi elde edebileceğikaygılarını bertaraf etmek istedi. Dolayısıyla Hitler’in Kavgam kitabını en çok milliyetçi kesimlerin ilgi gösterdiği ve antisemitizmin bu kesimler arasında yaygın olduğu düşünüldüğünde, söz konusu sözlerin bir kesimde olumlu etki yarattığı kesindir. Bunun sonucunda da asgari siyasal kavramları bilen birinin asla bölünme olmadığını bileceği “Özerklik”i bile bölücülük olarak yaftaladılar. Mesele, Kürtlerin bölgede otonomi elde etmemesidir.

“Askerler! Kölelik uğruna savaşmayın!”

Hazır Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hitler gibi bir diktatörün Almanya’ya musallat olduğunu belirtmişken, ben de sizlere Hitler Almanyasında ilerleme ve refah politikalarının nasıl uygulandığını, otoban politikalarını, etkili kitlesel nutukları okumanızı tavsiye ederim. Tabii konu Hitler olunca, 1940 yılında ABD yapım Charlie Chaplin’in ilk sesli filmi The Great Dictator (Büyük Diktatör) filmini de izleyebilirsiniz. Ben de sizinle filmin son bölümündeki konuşmadan bir kesiti paylaşmak istiyorum, belki bazılarının kafalarına bir şeyler dank eder:

(…) Uçaklar ve radyo bizleri birbirimize yakınlaştırdı. Bu buluşların var oluş nedeni, doğaları gereği, insanın içindeki iyiliği ortaya çıkarmak, evrensel kardeşliği oluşturmak ve hepimizin birleşmesini sağlamaktır. Şu anda bile sesim dünyadaki milyonlarca insana, acı çeken milyonlarca kadın, erkek ve küçük çocuğa, suçsuz insanları hapse atan, işkence eden bir sistemin kurbanlarına ulaşıyor. Beni işitenlere şunu söylemek istiyorum: “Umutsuzluğa kapılmayın!”

Üstümüze çöken bela, vahşi bir hırsın insanlığın gelişmesinden korkanların duyduğu acının bir sonucudur. İnsanlardaki bu nefret duygusu geçecek ve diktatörler ölecektir. Ve halktan aldıkları güç, yine halkın eline geçecektir. Son insan ölene kadar özgürlük asla yok olmayacaktır.

Askerler! Kendinizi bu vahşilere teslim etmeyin. Sizleri hakir gören ve esir eden, hayatlarınızı yönetmeye çalışan, ne yapmanız, ne düşünmeniz, ne hissetmeniz gerektiğini size emredenlere; sizleri bir hayvan terbiye eder gibi şartlandırıp topun ağzına sürenlere boyun eğmeyin. Bu doğa dışı adamlara boyun eğmeyin, makine kafalı, makine kalpli bu adamlara… Sizler birer makine değilsiniz! Sizler hayvan değilsiniz! Sizler insansınız! Kalbiniz insanlık sevgisiyle dolup taşmaktadır! Nefret etmeyin! Yalnızca sevilmeyenler nefret eder. Sevilmeyenler ve doğaya aykırı olanlar… Askerler! Kölelik uğruna savaşmayın! Özgürlük için savaşın!

Yeni bir dünya için savaşalım, insanca bir dünya için… Herkese çalışma şansı verecek, gençlere gelecek, yaşlılara güvenlik sağlayacak bir dünya için savaşalım. Zalimler de böyle sözler vererek iktidara geldiler. Ama yalan söylediler! Sözlerini tutmuyorlar. Hiç bir zamanda tutmayacaklar! Diktatörler kendilerini özgürleştirirler ama halkı esarete mahkumederler. Haydi, şimdi bu sözleri tutmak için savaşalım. Dünyayı özgürleştirmek için savaşalım, ulusal sınırlar olmadan yaşayabilmek için, hırstan nefretten ve hoşgörüsüzlükten kendimizi arındırmak için… Sağduyulu bir dünya için savaşalım. Bilimin ve gelişmenin bütün insanlığa mutluluk getireceği bir dünya için savaşalım. Askerler! Demokrasi adına! Birleşelim!

Bu yazı toplam 4368 defa okunmuştur