İbrahim Genç

HDP’nin Değerini Bilmek Gerekir! Neden mi?

13 Haziran 2015 Cumartesi 12:16

Türkiye 7 Haziran seçimlerine doğru giderken ülkenin vaziyet ve manzarayi umumiyesi şöyleydi; Cumhurbaşkanı Erdoğan anayasal sınırlarının dışına çıkarak yaptığı mitinglerde AKP sözcülüğüne soyunurken ülkede kutuplaşma derinleşiyordu. Bu gergin havayla birlikte güven ve istikrar noktasında yaşanan tıkanmayla dış sermaye ve yatırımlarda bir durgunluk yaşanırken doların ateşi yükseldikçe yükseliyordu. Gıda ve hayvancılık sektöründe ihraç eden ülke kendine yetemez hale gelip ithal eden duruma düşerken cari açık büyük rakamlarla ifade ediliyordu. Özelleştirmeler patronların çıkarına göre yapılıp da işçi ölümleri artarken yoksulluk ve açlık sınırının çok altında kalan asgari ücrete talim önerileri yapılıyordu. Kutuplaşma, belirsizliği doğururken AKP’nin “devlet benim” yaklaşımı, özgürlükler üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanıyordu. Tek adam totalizmine ülkenin kaydığı fark edilirken bölgesel düzlemde Katar ve Suudi Arabistan’la oluşturulan Sünni radikal blokla ülkenin bir savaşa sürüklendiği dillendiriliyordu. Kürt sorununun çözümü noktasında finale çok yaklaşılmış, Dolmabahçe’de ortak açıklama ile müzakereye geçiş tartışmaları başlamış ve silahları bırakma çağrısının arifesine gelinmişken Cumhurbaşkanı Erdoğan “Kürt sorunu yok, masa yok, süreç” yok diyerek halkların barış umuduna darbeyi indirmişti.

AKP’nin kabarık sicili

Bu ahval ve şerait içinde 7 Haziran seçimleri hem ülkesel hem de bölgesel bazda yeni totaliter rejimlerin ve mezhep savaşlarının referandumu anlamına gelmekteydi. Ülke içinde hemen hemen tüm kesimler, seçim sonrasında soruşturma ve tutuklanma ile karşı karşıya kalabileceklerini dile getiriyordu. Dolayısıyla birçok kişinin “Durumumuz seçimlere bağlı” dediğini siz de duymuşsunuzdur. Özellikle Kürtler ve Kürt siyasal hareketi; AKP’nin seçim sonrasında ciddi bir savaşa hazırlandığını her platformda dile getiriyordu. AKP de 13 yıllık süreçte devletin tüm birimlerine sahip olduktan sonra yaşadığı yozlaşmanın başını çok ağrıtacağını bildiğinden anti-demokrat uygulamalara da yönelmişti. Özellikle Suriye krizinde Türkiye’nin IŞİD ve Nusra gibi radikal örgütleri desteklediği iddiaları (Ki Cumhuriyet gazetesinde belgeli ve görüntülü deliller yayınlandı) ve ülke içinde AKP’nin bulaştığı rüşvet ve yolsuzluklar AKP’nin başını ağrıtan iki ana nedendi. Dolayısıyla hiç kimse AKP’den bu seçim sürecinde bir demokratlık bekleyemezdi. AKP’nin bölgesel ve ulusal anlamda sicili kabarıktı. Bu sebeple de 7 Haziran seçimlerinde belirleyici olan HDP’nin barajı geçmemesi için her yola başvurulmuş, darbe ürünü olan seçim barajı aynen darbeci Kenan Evren’in “istikrar” argümanıyla sahiplenilmişti.

HDP’yi baraj altında bırakma ittifakı

Dolayısıyla HDP baraj altında bırakılmalıydı. CHP ve MHP’nin yüzdelik artışının AKP’ye büyük bir zararı yoktu. Ama HDP, barajı aşması durumunda AKP’yi hükümet kuramaz bir noktaya getirecekti. Bunu fark eden AKP’nin “ileri demokrat”ları üst üste açıklamalarda bulunarak HDP’nin mutlaka baraj altında kalması gerektiğini belirttiler. Burada AKP ile ortaklaşan siyasal kesimler de dikkat çekicidir. Bunların başında çözüm süreci başta olmak üzere Kürtlerin temsili anlamında sürekli kendini öne çıkarmaya çalışan Hüda Par geliyor. Hüda Par 7 Haziran seçimleri için ona yakın ilde bağımsız aday gösterdi. HDP’nin baraj altında kalması durumunda 1-2 yerden milletvekili çıkarmayı düşünen Hüda Par tüm politikasını HDP karşıtlığı üzerine kurdu. Kendi siyasetini anlatmak yerine HDP’ye en ağır dille saldırmayı tercih etti. Bunun yanında Güney Kürdistan hayranlığı üzerinden ortaya çıkan kimi kesim ve yazar takımı da HDP’nin barajı geçmemesi için çalışmalar yürüttüler. Bu kesimlerin işbirlikçi tutumunun nedenlerini KDP-AKP ekonomik ve stratejik ilişkilerine bağlamak gerekiyor. Çünkü KDP, gelecek vizyonu noktasında AKP’li bir Türkiye ile çalışabileceğini düşünüyor. Ki son 3-4 yılda KDP-AKP yakınlaşmasının ekonomik verileri milyar dolarlara ulaşmış durumda. Dolayısıyla Güney destekli kimi kalemşörlerin AKP’yi iktidardan uzaklaştıracak bir HDP’ye neden düşman olduklarını anlamak zor değildir.

Kürtlerden “Temsilcimiz HDP” mesajı

Tabii tüm bu anti-HDP ittifaklarına ve çalışmalarına rağmen HDP, mücadele tarihinin en akıllıca ve stratejik tutumuyla 7 Haziran seçimlerinde büyük bir başarıyla imza attı. Öncelikle HDP’nin AKP’ye giden Kürt oylarını geri alması gerekiyordu. Çıkan sonuçlara bakılırsa birçok Kürdistan ilinde-ilçesinde-beldesinde-köyünde HDP % 70’lerin üstünde oy aldı. Tabii % 97’lik rekorları yazmaya gerek yok. Kürdistan’da tüm provokasyonlara, devletin halkın fakirliğini suistimal edip işle aşla tehdit etmesine karşın Kürtler “HDP bizim temsilcimizdir” dedi. Bunun yanında HDP’nin batı metropollerinde yaşayan Kürtlerden ve demokrat insanlardan da oy alması gerekiyordu. Bunu da başardı. İstanbul’da üçüncü parti oldu. İzmir, Bursa, Kocaeli, Antalya vs. gibi yerlerden milletvekili çıkardı. Tüm bu başarıda farklı kimliklerin, inançların katkısı var şüphesiz. HDP ile 7 Haziran’da tüm farklılıklar birlikte yaşama idealine onay verdiler.

Barajın aşılmasının temel sonuçları

Son olarak HDP’nin bu kesin başarısının sonuçlarına değinelim. 1- Her ne kadar HDP halkların partisi olsa da özellikle Kürdistan’da aldığı rekor oylarla “Kürtlerin temsilcisi benim” demiştir. Dolayısıyla AKP’nin “Kürtler en çok bize oy veriyor” şeklindeki argümanını elinden almıştır. 2- Bunun bir diğer doğal sonucu olarak; Hüda Par-Hak-Par ve KDP-T gibi oluşumların çeşitli ulusal argümanlar üzerinden Kürt özgürlük hareketine kendilerini dayatan yaklaşımı Kürtler tarafından reddedilmiştir. Dolayısıyla bu tür oluşumlar, HDP ile ulusal ittifakta yer almadıkları için Kürdistan halkı tarafından cezalandırılmışlardır. 3- KDP üzerinden AKP ile aşırı iç içe geçen Güney Kürdistan politikası tekrar gözden geçirilecektir. Ekonomik ve stratejik anlaşmalardan dolayı AKP’li bir Türkiye umman KDP, HDP’nin başarısıyla birlikte daha düzeyli bir politika yürütebilir ve HDP’ye yakınlaşarak ulusal birlik adımları atılabilir. 4- Türkiye Kürdistan’ında Kürt hareketi ilk defa bu kadar geniş ve büyük bir siyasal temsile kavuştu. Bu siyasal temsil hem ulusal hem de uluslar arası alanda kullanılacaktır. Ki hiç kimse 80 milletvekili olan bir oluşumu görmezden gelemez. HDP’nin yürüteceği güçlü bir diplomasinin hem Kuzey’e hem de Rojava’ya somut getirileri olacaktır.

Bu yazı toplam 7365 defa okunmuştur