İrfan Sarı

Görsel medya parazitleri

18 Kasım 2010 Perşembe 20:00

Kurbanını kesti herkes, adağı olan adağını da adadı. Artık eve geçip biraz dinlenme vakti. Eş dost gelecek karşılamak gerek, bayramlaşmak gerek. Yanak yanağa dostluğu, sevgiyi, beden alışverişiyle yapmak icap eder.

Sevgiyle kurulacak bayramın, altını kan götürse de anlamında kaynaşmak, kucaklaşmak yatar.

Hayavanlar kurban edilmek için görücüye çıkarken, insanlar da kurbanlardan istifade etmeye çabalar. Kimi keserek, kimi kan akıtarak, kimi kestiği hayvanın etini dağıtarak, kimi o etten yiyerek istifade eder. Bir adalet terazisi kurulur böylece.

Adaletin terazisi, yüzü suyu hürmeti içindir her şey.

Evet, bütün bu yorgunluklar, kucaklaşmalar, evin salonun başköşesindeki müdavim TV'nin açılmasıyla kendini başka bir havaya teslim ediyor. Dindar insanların duygularını nasıl talan edeceklerinin hızı içindeki TV kanalları binbir şaklabanlık yapıyorlar. Adeta yarışıyorlar, birileri ak sakallı gibi görünen hayaletleri, biri çocuk figüranların çürük dişleri arasında yalvaran ifadeleri, birileri kadını ezip yok etmek için halden hale sokma yarışında.

Ağlayanların, kahır çekenlerin, diline verdikleri besmele ve dualarla bütün değer yargılarına saldırıp duruyorlar.

Ekranları boy boy yoksullukla, çaresizlikle, tecavüzle, ihanetle afişe ederek toplumu gerip, bir bir bireyleri köleleştirmek için acayip acayip diziler ile doldurmuşlar.

Yaşlıları, düşkünleri ve çocukları akıl almaz yöntemlerle ekran pazarında pazarlamak için ağızlarına verdikleri kelimeler ve cümlelerle insanlığın nasıl ayaklar altına alındığının belgesi niteliğinde olmasına karşın bunu pişkinlikle ve büyük bir patavatsızlıkla ekranın karşısındakilere satıyorlar.

Onlar ekranın arkasında rol yaparken, ekranın önündeki anneleri, babaları, kardeşleri onların uyduruk hikayeleri karşısında kanıp vah! Vah! çekip paralanıyorlar. Dizleri parçalanmıyor sadece dizlerine vurdukları şamarla esasen dinden imandan olduk korkusuyla yürekleri paramparça oluyor, akılları karışıyor.

Zenginleri kötü, yoksulları çaresiz kılmakla bir adalet terazisi oluşturduklarını sanıyorlar. Yani onların biçtiği yargı kesinmiş gibi tasavvur ediyorlar. Aslında toplumu kamplaştırmak için dinsizce, imansızca planlar içinde oldukları azıcık gözlenirse anlaşılır.

Komşuluk ilişkilerine gölge düşürmek için, komşunun çocuklarını hırsız, cani, tecavüzcü olarak lanse ettirip aileleri yalnızlaştırmak ve kötü emellerinin odağına düşürmek kurgusu üzerinde dizilerini çoğaltıyorlar.

Bütün gösterimlerinde hayatı per u perişan edip insan hayatını sersefil portrelere dönüştürüyorlar.

Bir yandan da polisiye dizilerle polisleri melekleştirip, efsaneleştirmeyi sanat alanlarının içine taşıyorlar. Yani hangi TV yi açsanız bir polisiye dizi ya da yoksulluğun pençesinde debelenen insanların yardımına koşan cespervari hayaletlerin görüntüsüne mazhar olursunuz.

Madem diyesi tutuyor insanın. Madem bu kadar koruyan kollayan güç var etrafımızda İran’da peş peşe asılan onca insanı niye korumuyorlar. Yoksa İran’da yaşayan o insanlar müslüman değil mi? İnsan değil mi?

Suçu ne olursa olsun bir insan ölmeyi hak ediyor mu?

Hak ediyorsa bile vinç yükseltilerinde toplumun gözüne soka soka sallandırmak hangi akla, hangi mantığa, hangi vicdana, hangi kitaba, hangi dine sığıyor?...

Bu parazit görsel medya orada devlet eliyle işlenen ve din kılıfıyla örtülen bu cinayetleri hiç mi hiç görmüyor. Utanmazsa alkış tutacak.

Ya! Van-Başkale sınırında gün geçmiyor ki vurulan kürt gençlerinin durumu. Ya bu insanlığı utandıran ayıbı görmeyen medya! Ona ne demeli?

Sülük gibi yapıştıkları damardan kan emmeyi bıraksalar kuruyacaklar.

Gencecik çocuklar dar ağaçlarında, vinç uçlarında sallanıp, asker kurşunuyla hayatını kaybederken susmaları garipsenecek bir durum değil. Alışık olunması gelen bir geleneğin yapısının işleyişidir.

Onlar toplumu tepkisiz edebilmek için tasarlanmış mekanizmalardır. İşleyişleri bu örgütlülüğün içinde sürmek durmundadır. Başını kumdan kaldırsa kıçını görebilecek, yani başını kadırsa devletin olanakları kesilecek üzerlerinden.

Bu sessiz ve sedasız süren sömürü, bir savaşın bıraktığı enkazdan daha fazla enkaz bırakıyor ardına.

Düzen çarklarını bu TV'lerin eliyle insanların beynine sokuyor.

Sus denince susuyorlar. Kork denince korkuyorlar, ye deyince yiyorlar. Saldır denince saldıryorlar.

“Sen sağ ben selamet”

Bu yazı toplam 3297 defa okunmuştur
anlayan kim
 // tertip
Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî olarak kalacağı cehennemdir. Allah ona gazab ve lanet etmiş ve onun için büyük bir azab hazırlamıştır..( 4 / 93 ) yıldıray bey biz islamı ve kuranı biliriz
kurban bayramın ta .hz. ibrahim döneminde beri kutlandığınıda biliriz
irfan beyin üstüne bastığı olay
kurabnla alakalaı diil
lafı kıvırmayın
herkes . iğnenin nereye batığını iyi biliyor
işinize gelmedimi şaklaban dersiniz
önce kendinizi bir ölçün bakalım sonra eliştiri yapın ....
24 Kasım 2010 Çarşamba 18:40
EVET EKRANLARDA ŞAKLABANLIKLAR YAPILMAKTADIR.
 // yıldıray
''İzzet Allah'ındır, O'nun Peygamber'inin ve bütün müminlerindir. Fakat münafıklar bunu bilmezler.'' (Münâfikûn: 8) ŞAKLABANLIK MÜNAFIKLIK YAPANLARIN YAPTIĞIDIR BİR YANDAN DİNDAR GÖRÜNÜP DİĞER YANDAN İSE MİLLETE BATIL İĞRENÇ BİR DÜŞÜNCE ENJEKTE EDİLMEKTEDİR AH BU ŞAKLABANLAR ŞAKLABANLIK HERKESİN YAPACAĞI İŞ DEĞİLDİR.
TVLERDE ŞAKLABANLIK KISACASI BUDUR UZUNCASI DA İRFAN SARININ YAZDIĞI GİBİDİR. ARTIK HANGİSİ DAHA DOĞRUYSA ONA BAKARSINIZ.
SELAM VE DUA İLE...
18 Kasım 2010 Perşembe 21:29