İbrahim Genç

Eğitimde düşünce kontrolü (2)

07 Ağustos 2010 Cumartesi 01:30

İktidarın gençlere zihinsel yetenek kazandırmak yerine sadece bilgi aktarma anlayışının sebep olduğu en olumsuz şey, ezberciliğin gelişmesidir. Bunun sonucunda birey, doğasal ve toplumsal varlığı eleştirel süreçlerle anlamak yerine kendisine sunulan hazır bilgiyi ezberlemeyi seçer. Ezberci eğitim beraberinde toplumsal durağanlığı getirmekle birlikte iktidara istediği insan tipini sunar. Çünkü bu tarz eğitimle birlikte iktidar, düşünce kontrolünü kolayca sağlar ve statükocu bir nesil yetiştirir. Bununla birlikte bireyler, kendisine sunulanı kabullenir ya da kendisine kabul ettirileni korumaya çalışır. Böylece “Ezberci eğitim sisteminde yetişen insan, ideolojileri araçtan amaca dönüştürür. Amaca dönüşen ideoloji ise, kolaylıkla terörize edilebilir (Mehmet Yapıcı, a.g.m).”

Özelikle birey kişiliğinin büyük oranda şekillendiği ilköğretim yıllarında uygulanan-uygulanacak düşünce kontrolü, çağdaş köle bireylerin yaratılmasına neden olur. Bu dönemde birey sadece devlet aygıtı tarafından değil, aynı zamanda dini ve ailevi bakımdan da bir iktidarın baskısı altındadır. Bertnard Russell da otoriter bir anlayışta eğitimin devlet, kilise, anne-baba ya da öğretmenlerin gücü altında olduğunu vurguladıktan sonra bunun nedenini de “Devlet çocuktan ulusal saygınlığı yüceltmesini ve iktidardaki yönetimi desteklemesini bekler. Kilise çocuktan rahiplerin gücünü arttırmaya hizmet etmesini bekler. Rekabetli bir dünyada öğretmen, okuluna genellikle devletin ulusuna baktığı gözle bakar ve çocuktan okulu yüceltmesini bekler. Anne-baba çocuktan aileyi yüceltmesini bekler (a.g.e., s. 217)” şeklinde açıklar. Özellikle devletin iktidarı üzerinde duran Russell, devletin eğitimi belli bir eğilime yönelttiğini ve bununla da gençlerin iktidarı sorgulamaktan uzaklaştırdığını söyler (a. g. e., s. 211).

Gençlerin özgür bireyler olarak bağımsız görüş bildirmelerini engelleyen ideolojik eğitim, öğretilenleri sorgulanmaz gerçekler olarak görmeye başlayacağı için böyle bir nesilden hoşgörüyü bekleyemeyiz. Çünkü kendini bilgi üzerinden ifade edemeyen bireyde kabalaşma, küfretme ve söylenen farklı şeyleri inkar etme görülür. Düşüncesi iktidar tarafından kontrol altında tutulan bir birey, dışa kapalıdır. Farklılık, onun iktidarı için tehlike olarak görülür. İçe kapalıdır, bu yüzden de tek yönlüdür. Başka biri, kendisine benzediği ölçüde ortamına kabul edilir. Düşünmez, sorgulamaz; çünkü bildiklerinin tartışılmaz gerçek olduğu ona kanıksattırılmıştır. Böyle birey için bilginin ne-nerede-nasıl olduğu önemli değildir. İktidarın kendisini korumakla yükümlü kıldığı şeyler önemlidir. Bu sebeple de iktidarın kutsadığı herhangi bir şeyi eleştirmek, suçtur onun gözünde. Bu değerler için başkasını öldürmeyi ya da ölmeyi de isteyebilecek kadar hipnoz olmuştur.

Bütün bu süreçlerden geçtikten sonra üniversiteye  gittiğinde onun için üniversite, gelişmiş bir lise görevi görür. Üniversitenin evrensel bilgiyi edinme, çok kültürlü eğitim anlayışı ve bilginin araştırılıp soruşturulması ona ters düşer. Tabi iktidarın ideolojisine hizmet eden bir üniversiteye gitmemişse. Zaten ilköğretimden üniversiteye kadar birey, yoğun ideolojik yapılandırma içinde yorgun düşer. Bu sebeple de üniversite eğitimi iktidarın ideolojik baskısı altında olmasa bile birey artık yorulmuş olacaktır. Onun için üniversite belki de özgürlüğün ve hayatını istediği gibi yaşamanın mümkün olduğu yer olacaktır. Zaten geçmişte tabi tutulduğu düşünce kontrolü onun üniversiteyi bilimsel değeriyle algılamasına engel olacaktır. Çünkü geçmişte uygulananların bireyde yarattığı “form”un yerini alacak özgür düşüncenin yerleşmesi kolay olmaz.

Böyle bir süreçten geçirilmiş-geçirilen bir toplumun modernleşmesi mümkün değildir. Böylesi bir anlayışla hareket eden bir toplum, kendilerini yönetmesi için totaliter-faşist yöneticileri seçer ve dünyadan izole edilmiş bir ülke olmayı hayal eder; evrensel düşünceyi reddeden bir anlayışı benimser. Bütün bu sürecin sonunda çıkan sonuç, Bertnard Russell’ın şu sözünde kendini gösteriyor: “İnsanlar bilgisiz doğar, aptal değil; eğitilerek aptal olurlar.”

Russell’ın bu cümlesi bana Aziz Nesin’in vaktiyle söylediği sözleri anımsatmakla birlikte ülkemizin eğitim anlayışına geldiğimizde bizde de eğitimin yıllardır yoğun bir ideolojik yönlendirme içinde olduğunu görüyoruz. Bu düşünce kontrolü için genellikle “resmi eğitim” ifadesini kullanıyoruz. Tabi şunu da belirtmek gerekir ki bu, sadece ülkemizde değil; iktidar güdüsünün olduğu her ülkede vardır. Ülkemizdeki durumu söz konusu etmemin nedeni, düşünce kontrolü sürecinden kaynaklanan sorunların varlığı ve çözülememesidir.

Ülkemizde eğitimin millileştirilmesi gayesi, beraberinde farklılıkların yok sayılmasına sebep olmuştur. Bunun nedenlerini 1910’lara, Türk milliyetçiliğinin aydınlarca formüle edilmesine kadar götürebiliriz. Özellikle II. Meşrutiyet ile birlikte başlayan Balkan milletçiliği, Türk milliyetçiliğinin oluşmasına zemin hazırlamakla birlikte Balkan devletlerinin milli eğitimle kısa sürede başarı elde edip toplumlarında birlik ve beraberlik ruhu yaratabilmeleri, Türk aydınlarında da eğitimin millileştirilmesi fikrini doğurmuştur.

Devam edecek…

Bu yazı toplam 5462 defa okunmuştur
eğitim
 // alternatif
alternatif bir eğitim mümkün müdür nümkünse nasıl olmalıdır.Benim aklıma osmanlı dönemindeki kürdistan medreseleri geldi.iktidarın güdümünden uzak hatta felsefe derslerinin bile okutulduğu her medresenin birer ekol olduğu eğitimm.....
07 Ağustos 2010 Cumartesi 18:14
AZİZ NESİN VE ASIL O ZAMAN GÖRÜRDÜNÜZ....
 // mezopotamyalı
Aziz Nesin gibilerinin fikirleri iktidar olsaydı bu ülkede, asıl o zaman görecektiniz "Eğitimde düşünce kontrolunu"
Bu ülkede İktidarı halk belirlemiyor mu?
Halk kendine layık insanları başa getirmiyor mu?
Bir halk nasılsa öyle yönetilecek..
Yönetende verilen yetkiyi kendi düşüncesine göre kullanacağı kesindir. Bu her yerde aynıdır....
07 Ağustos 2010 Cumartesi 10:04