İbrahim Genç

CELİYUR DEMİRTAŞ CELİYUR!

28 Temmuz 2014 Pazartesi 09:32

Türkiye’de Kürtlerin temel talepleri ve bedeller ödeyen mücadelesi ile birlikte bir şeyler değişiyor. Bu değişim sürecinde Kürtler, asla bir bencilliğe ya da ilkel bir milliyetçiliğe saplanmadan, herkesi ortaklaştırmaya çalışıyor. Bu sebeple de örgütlenmelerinin en güçlü olduğu bir dönemde; yüzünü Türkiye halklarına çeviriyor ve bu toprakları, bin bir çiçekli bahçe yapmaya çalışıyorlar. Öyle ki uzun soluklu ve kritik bir karar alan Kürt siyasal hareketi, HDP projesiyle tüm samimiyetini göstererek dikkat çeken bir konuma  yükseldi. Bugün bu sebeple Türkiye’de tüm partiler belli bir noktada aynılaşırken –Kimi dini kimi milliyetçi bir statükoyu temsil ederken- Kürt siyasal hareketi HDP ile farklı bir yaşamı vaat ettiğini göstermiştir.

HDP’nin bu değişim ve yeni bir dünya vaadinin belki de en büyük ve anlamlı projesi, Selahattin Demirtaş’ın cumhurbaşkanı adayı olmasıdır. Bilindiği üzere daha önce Kürtlere yapılan haksızlığa kulaklarını tıkayanlar ve milliyetçi cenah durmadan “Kürtler başbakan oldu, cumhurbaşkanı oldu. Daha ne istiyorlar?” ezberiyle yaşadılar. Oysa Kürtler, kendi ulusal taleplerini muhafaza edip dillendirerek bir yere gelemediler bu ülkede. Öyle ki Kürt halkının ulusal değerleri, başlı başına bir suç unsuru olarak görülüyordu. İşte bizi bu karanlıktan çıkaracak ve yeni bir yaşama inandıracak olan son adım, Selahattin Demirtaş’ın cumhurbaşkanı adaylığıdır. Şimdi Kürtlerle ilgili ezberleri olanlar, eğer samimilerse haydi bakalım Kürt bir cumhurbaşkanı adayına oyunuzu veriniz…

Ama ne yazık ki çok genelleme yapılmasa da bazı yerlerde Demirtaş tanıtım standlarına ya da bildiri dağıtanlara saldırılar gerçekleşiyor. Tabii bu saldırıları asla abartmamak lazım. Eğer tablonun tamamına bakılırsa Demirtaş’ın halk nezdinde kabul gördüğünü söyleyebiliriz. En son Rize’de yapılan saldırıya bakarsak Demirtaş için stand açan Rizeli emekli öğretmen Necmettin Durmuş’u her şeyden önce tebrik etmek gerekir. Saldırganlara değil, Necmettin hocaya odaklanmalıyız. Çünkü Necmettin hoca, bu ülkede bir arada yaşama olan umudu ve inancı sembolize ediyor. Bu yüzden de kendisini “Caldur diyurum saa” diye tehdit eden dazlağa “Demokrasi olacaksa öyle gökten zembille inmez. Birtakım bedeller   ödenmesi gerekir yani. Tehditle yaşam olmaz. Demokrasiyi isteyeceksin ki olsun” tokadını yapıştırıyor.

Demirtaş; genç, samimi, içten, sağduyulu ve donanımlı oluşuyla herkesi heyecanlandırıyor. Bu kadar genç olmasına rağmen asla üslubunu bozmadan, öfkesine yenik düşmeden ve asla bağırmadan çok etkili olabiliyor. Demirtaş’la röportaj yapan Habertürk muhabiri Kübra Par “Samimi ve içtenler... Objektifi görünce poz yapmıyorlar. Sahte bir tarafları yok. Belli ki mutlular... Pırıl pırıl iki çocuğun neşesi var evde.” sözleriyle psikolojik izlenimini aktarıyor. Sosyal paylaşım siteleri ve haber sitelerinde yapılan yorumlara baktığımızda da siyasal çizgisini eleştirenler bile etkilendiklerini gizleyemiyorlar. Çünkü Demirtaş, halkın içinden çıkıp onlarla ortak bir yaşam vaadini dillendiriyor. Ülkenin tüm dezavantajlı grupları, varlıklarını Demirtaş’ın sözlerinde bulabiliyor.

Bir Kürt cumhurbaşkanı olsun…

Yukarıda da söylediğim gibi Demirtaş’ın cumhurbaşkanlığı adaylığı, HDP’nin en anlamlı ve somut adımıydı. Bu sebeple olsa gerek ki HDP İkinci Olağanüstü Kongresinde konuşan Demirtaş “Acılarla dolu bir geçmişe, kahramanlıklar ama aynı zamanda trajedilerle dolu bir tarihe sahip olan coğrafyamızda, kronikleşmiş ve çözüm bekleyen sorunlar yumağı içerisinde, Halkların Demokratik Partisi artık değişimin, özgür geleceğin, barışın, hakkın ve adaletin gerçek temsilini var edecek tek umut haline gelmiştir. Öyle ki; Pir Sultan’ın da Şeyh Bedreddin’in de yoldaşlarının gözü artık bizdedir. Ahmedê Xanî’nin, Şems-i Tebrizi’nin arkadaşları bizimle yan yanalar. Şêx Saîd’in, Seyit Rıza’nın torunları el ele tutuşup ön saflarda yerlerini aldılar.Deniz’in, Mahir’in, Ulaş’ın, İbo’nun, Mazlum’un can yoldaşlarıyla birlikte yürüyoruz. Nazım Hikmet’in, Hrant Dink’in, Orhan Doğan’ın kardeşleriyle can olduk candaş olduk. Uğur’un, Ceylan’ın, Berkin’in ağabeyleriyle, ablalarıyla tek yüreğiz artık. Ali İsmail’in de Medeni Yıldırım’ın da emanetleri bizdedir. ‘Hak Muhammed Ali’ diyenin de, ‘Dünyanın bütün emekçileri birleşin’ diyenin de, ‘La ilahe illallah’ deyip dualarını bizden esirgemeyenlerin de, ‘Êdî bese, ez ji li virim’ diyenlerin de gönlü bizdedir.” sözleriyle herkesi kucaklayan bir Türkiye resmini çizmiştir.

Aynı şekilde Demirtaş, cumhurbaşkanlığı seçim sürecindeki vizyonunu anlatırken de “Yeni yaşam etnik, dinsel, cinsel, sınıfsal ayrımcılığın karşısında sesi duyulmayanın yanında yeşerecektir.Türkiye artık yol ayrımında. Ya devlet otoritesini daha da pekiştirecektir, ya da radikal demokratik değişimi tercih edecek. Bu seçimlerde 3 aday ama 2 çizgi yarışıyoruz. Bizim çizgimiz neo-liberal düzen içinde tekçi, mezhepçi bir tercihe zorlanmayı reddeden çizgidir. Devletin küçüldüğü, yurttaşın büyüdüğü bir sistemi hedefliyoruz.” İfadeleriyle yeni bir umudu dile getirmiştir. Bugün seçim çalışmalarını ülkenin dört bir yanında devam ettiren Demirtaş, eşit şartlar sağlanması durumunda büyük bir oy oranına yükselecektir.

Bu gerçek bir yana özellikle Kürtlerin, fire vermeden Demirtaş’ı desteklemesi gerekiyor. Çünkü Demirtaş’ın alacağı oy oranı, barış sürecinde Kürtlerin elini güçlendirecektir. Burada Demirtaş’ın cumhurbaşkanı olmasından daha öte ve önemli olan da budur zaten. Kürt halkının onurlu bir barışa ulaşması ve devlet tarafından kabul edilmesi için Demirtaş’ın çok büyük bir oy oranına sahip olması elzemdir. Olaya biraz bu açıdan yaklaşmamız lazım. Haydi artık Kürt kökenli değil, Kürt bir cumhurbaşkanı seçelim…

Çünkü  öyle “Bir Cumhurbaşkanı düşünün bağlamadan başka bir şey çalmıyor.”

“Bir Cumhurbaşkanı düşünün Demokratik Değişim, Barışçı Türkiye.”  diyor.

“ Bir Cumhurbaşkanı Düşünün Ayrımcılık yapmıyor. Birleştiriyor, barıştırıyor.”

“Bir Cumhurbaşkanı Düşünün Herkese Demokrat"

Allah’ım bu bayramda Filistin ve Rojava’da zalimlerin ve barbarların saldırılarına uğrayanlara yardım et! Bölgemizde ve dünyamızda yaşanan acıların son bulması dileğiyle tüm İslam aleminin Ramazan bayramı kutlu olsun! 

Bu yazı toplam 8676 defa okunmuştur
SN. YAZAR FİLİSTİN SEVGİNİZE 3
 // Ramanên Kurdıstanî
"Faşist-ırkçı, zalim Baas rejimi döneminde, özellikle Kürt şehirlerindeki cezaevlerinde “Kadınların şerefine tecavüz odaları” vardı. Iraklı yazar Kenan Makiye, Türkçeye de çevrilen “Vahşet ve Sessizlik” (Avesta Yay. 2003) adlı kitabında bu durumu anlatıyor. Faşist Irak güçleri, ele geçiremedikleri Kürt Pêşmergesinin karısını, kızını; Kürt kadınlarını rehin alıyordu. Bu kadınların “Tecavüz Odaları”nda namusları kirletiliyordu. Ve özellikle bu görev, Irak’ta yaşayan Filistinlerce ifa ediliyordu. Bu “Tecavüz Odaları”, 1990’daki Kuveyt işgali sırasında Kuveytli kadınlara yönelik de uygulandı. Kuveytli bakire kızların kanıyla Oda duvarlarına “Özgür Filistin” diye sloganlar yazıldığını anlatıyor Kenan Makiye."...
11 Ağustos 2014 Pazartesi 23:41
SN. YAZAR FİLİSTİN SEVGİNİZE 2
 // Ramanên Kurdıstanî
"Filistin devlet başkanı Mahmut Abbas, yaptığı açıklamada "ABD, Suriye’ye saldırırsa, bu Esad’ın düşmesine ve bir Kürdistan devleti kurulması gibi vahim bir sonuç ortaya çıkaracaktır" dedi.

Türk devletinin, İran’ın, Irak ve Suriye Araplarının Kürt devletinin kurulmasına karşı olmaları büyük bir haksızlık olmasına rağmen anlaşılır bir durumdur. Ama Filistinlilerin, en yetkili ağızdan “Kürt devletinin kurulmasının” kalkıp böylesine yüksek perdeden “vahim bir sonuç” olarak belirtmesi ve karşı çıkmasının nedeni nedir?"

EVET İŞTE BİZİM İNSANİ OLARAK SAVUNDUĞUMUZ FİLİSTİNLİLER BÖYLE REZİL İNSANLAR İSRAİL BUNLARI ÖLDÜRMEKLE YANLIŞ YAPMIYOR ÇÜNKÜ BUNLAR ORTADOĞUNUN EN DEMOKRATİK ÜLKESİ OLAN İSRAİLE HER GÜN ROKET FIRLATIP İSRAİLİ TEHDİT ED...
11 Ağustos 2014 Pazartesi 23:40
SN. YAZAR FİLİSTİN SEVGİNİZE 1
 // Ramanên Kurdıstanî
İŞTE AĞLAYIP ZIRLADIĞINIZ FİLİSTİNLİLER

"Irak faşist-ırkçı Baas rejimi, İsrail baskısından kaçıp Irak’ta yaşayan Filistinlileri de kullanarak, 1988 yılında yürüttüğü “Anfal Soykırımı”nda, çok kısa bir sürede 200 bine yakın, en az 180 bin masum Kürdü vahşice katletti. En son 16 Mart 1988 tarihinde Halepçe’ye atılan kimyasal gazlarla beş bin Kürt bir günde katledilirken, bir gazeteci FKÖ başkanı Yaser Arafat’a “Halepçe’de işlenen insanlık suçu için ne düşünüyorsunuz?" diye sorduğun da Arafat, "Bu durum, Irak'ın iç işleriyle ilgili bir durum, Irak’ın iç işlerine saygı duyuyoruz" diye cevaplamıştı."

KÜRTLERİN SOYKIRIMINA SAYGI DUYUYORMUŞ IRAKIN İÇ İŞLERİYMİŞ ŞİMDİ DEVAM EDECEĞİZ KÜRTLERE NELER NELER YAPMIŞLAR HEPSİNİ ALT ALTA VERECE...
11 Ağustos 2014 Pazartesi 23:35