İbrahim Genç

Başbakan mı daha Ülkücü Yoksa Bahçeli mi?

18 Ekim 2014 Cumartesi 09:56

Barış üslup ile başlar, dil ile sürer. Lakin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Başbakan Davutoğlu’nun ve bakanların özensiz dili toplumu tahrik ediyor. Kobanê Kürtleri, barbar IŞİD tehdidi altındayken Türkiye’nin vurdumduymaz politikası insanları adeta çıldırttı. Bizzat Kobanê sınırında günlerce kalarak bunu gözlemledim. Türkiye olarak Kobanê’ye destek vermiyorsunuz, destek olmak isteyenleri engelliyorsunuz, boş arazide toplananlara saldırıyorsunuz ve sonra “Kobanê’yi bahane ederek…” gibi ifadelerle bir mücadeleyi itibarsızlaştırmaya çalışıyorsunuz, gerçeği manipüle ederek algı operasyonu yapıyorsunuz. Maalesef ki AKP’nin dili dün de böyleydi bugün de öyle… Sadece tek bir fark var; Erdoğan o zaman başbakandı ama şimdi cumhurbaşkanı… En son Haziran’daki Lice olaylarında da aynı üslup kullanıldı. Aşağıda okuyacağınız yazı, Lice olayları üzerine Haziran 2014’te yazılmıştır.

***

Türkiye’de devlet ve Kürt siyasal hareketi arasında başlayan diyalog süreciyle bir buçuk yıldan beri devam eden bir çözüm sürecimiz var. Her iki taraf da tekrar silahlı çatışmaya dönülmemesi noktasında hem fikir. Bunun için güçlü bir irade beyan edip duruyorlar. Bu süreçte yaşanan provokasyonlar, çıkan olaylar genellikle lokalize edilip durum geçiştirilmiş ve çözüm süreci devam etmişti. Tabii bu süreçte bir taraftan ülke demokratikleşirken diğer taraftan “polis” devleti olma yönünde yaşanan izlenim de insanları korkutmaya yetiyordu. Öyle ki hâlâ sokak ortasında polislerce yapılan işkenceler, katledilen gençlerin görüntüleri ve maalesef ki devlet erkinin bunları yapan polislere yönelik övgüleri görülebiliyor.

Hatta bunun üzerinden öyle bir algı da yaratıldı ki Batı’dan “polis Doğu’da neden böyle sert değil” sitemleri de duyuldu. Güya devlet artık Doğu’da Kürtlerin yaptığı her eyleme vs. göz yumarken Batı’da en ufak harekette sert davranıyordu. Hatta gösteri yapan maden işçilerine polis müdahale ettiğinde “Biz Kürt müyüz bize böyle yapıyorsunuz?” mealinde yakınmalar da görüldü. Oysa demokrasi, herkese lazımdı. Hiç kimseye yapılan eziyet kabul edilemezdi. Bu noktada ırkın, dinin, rengin hiçbir önemi yoktur, olmamalı da…

Tabii tam da bu duygu kırılmaları yaşanırken Lice’de iki haftadan beri kalekollara karşı protesto eyleminde olanlara müdahale edildi ve bunun sonucunda iki kişi katledildi. Bu da beraberinde ülkenin her tarafında infiale neden oldu. Çünkü demokratikleşme iddiasındaki bir Türkiye’de her eylemde polis müdahalesiyle birilerinin öldürülmesi olağan bir durum olmaya başladı. Bunun sonucunda farklı kesimlerden Lice için yürüyüşler yapılırken birçok yerde olaylar çıktı. Bunun yanında Tokat başta olmak üzere birçok yerde Lice için yürüyenlere karşı linç girişimleri oldu. Üstüne üstlük yaşanmaması gereken bir de “bayrak provokasyonu” yaşanınca “pek hassas” bir kesime gün doğdu. Haydi vurun abalıya…

Bir zamanlar yine bu Başbakan…

Burada Tokat’ta yaşanan olayın başka şehirlere de sıçramasında Başbakan Erdoğan’ın üslubunun da etkili olduğunu düşünüyorum. Bayrağın gönderden indirilmesi üzerine Genel kurmay başkanlığı ve Başbakan Erdoğan zehir zemberek açıklamalarda bulundular. Hiçbir şekilde devlet olgunluğuna yakışmayan ifadelerle halklar arasındaki gerilimin tırmanmasının adeta önü açılmak istenircesine sözcükler seçilmişti. Yine kutsal kan üzerinden yapılan hamasi nutuklar…

Başbakan Erdoğan ise “Bedeli neyse, bunun bedelini de onu oraya gönderenler, kendisi onlar da ödeyecektir. Çocuktur diye bayrağımıza saldırmasına sessiz kalmamız söz konusu değil. Direğe tırmanıp bayrağımızı indirme cüretinde bulunuyor. Orada görevli asker ve komutan da bedelini ödeyecektir." Diyerek adeta eski Erdoğan’ı hatırlattı bize. Çünkü yine Başbakan Erdoğan 2006’da çıkan olaylarda “Çocuk da olsa kadın olsa gereği yapılır” demiş ve bunun sonucunda çoğu çocuk 13 insan polis kurşunlarıyla katledilmişti. Bununla birlikte onlarca insan yaralanmış ve yüzlercesi de tutuklanmıştı.

Bunun yanında belki de daha tehlikeli olan, Başbakan Erdoğan’ın ülkücüleri sokağa davet eden tavırlarıdır. Oysa MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bile her defasında olgun bir duruş sergileyerek gençleri sokaktan çekmiştir. Lice’deki olaydan sonra katledilen iki insan için sesini çıkarmayan bir Başbakan,"Tokat'taki vatandaşın ortaya koyduğu tavrı aynı şekilde herkesin ortaya koymasını söylüyorum" diyerek tehlikeli bir çağrı yapmıştır. Bu da bize 2008’de çıkan olaylara İstanbul’da DTP’ye destek olmak için yapılan gösteriye pompalı silahlarla saldıranlara destek veren açıklamaları hatırlatıyor. O dönemde Başbakan “Vatandaş ne yapsın. Kendini koruyor.” Minvalinde bir açıklama yapmıştı.

Sonuç olarak gelinen süreçte eski alışkanlıklarımızı terk edip gerçek bir demokrasi yaratmalıyız. Burada birlikte yaşayan halkların kaderlerini, seçimlerde bazı kesimlerin oylarını almaya kurban etmemeliyiz. Artık tüm bireysel çıkarların üzerinde bir barışın yaratılması için çabalamalıyız. Aksi takdirde bugünden sonra bayrak bahanesiyle ve Başbakan Erdoğan’ın sözünden cesaret alıp Kürtlere saldıracakların baş sorumlusu da ülkeyi yönetenlerdir, ağızlarından çıkan sözlere dikkat etmeyenlerdir…

Bu yazı toplam 6615 defa okunmuştur