İbrahim Genç

4+4+4’'lük bir asimilasyon

17 Eylül 2012 Pazartesi 12:33

Türkiye kurulduğundan bu yana adına “gelişme” denilen birçok değişim ve/ya dönüşümü üstten inmeci bir şekilde yaşadı. Bu jakoben anlayıştan dolayı yapılmak istenenler toplumdan bağımsız olarak gerçekleşmiş ve toplumun tornadan geçirilmesi anlayışı devam etmiştir. Bu da beraberinde toplum arasındaki çelişkilerin sıkıntı yaratacak düzeye gelmesine neden olmuştur. Çünkü gerek dinsel ve gerekse dilsel farklılıklardan dolayı toplumun çeşitli kesimleri bu “torna”ya itiraz etmişlerdir. Tabii bu itiraza karşılık sistem, hegemonik-diktatöryal çeşitli uygulamalarla toplumu ya korkutarak sindirmeye ya da asimile ederek sisteme entegre etmeye çabalamıştır.

Söz konusu sistemin toplumun bünyesine ve niteliklerine aykırı müdahalede bulunmasının nedeni ulus-devlet anlayışıydı. Bu yüzden de iktidarlar, küçük nüanslar olmakla birlikte toplumu daima tekleştirmeye çalıştılar. Bu tek-tip insan yaratma projesine en büyük  katkı, eğitimsiz toplumun ruhunu ve yüreğini ikna edecek olan “milli eğitim”di. Eğitimin millileştirilmesiyle tek dil ve kültürel uygulamaların topluma empoze edilmesi amaçlanmıştır. Bu sebeple de tüm ulus-devletler, toplumu türdeş hale getirmek için eğitimi zorunlu hale getirmeye özen göstermişlerdir(1). Ülkemizin eğitimi “milli” hale getirmesindeki amaç tam da bu yüzdendi. Çünkü cumhuriyet kadrolarının ifadelerine bakıldığında Türkçe konuşmak, Türklük için yeterli sayılmış ve bu yüzden de eğitim yoluyla Türkçe konuşmayanların mutlaka Türkçe konuşturulması amaçlanmıştır. Bunun sonucunda da bu coğrafyada konuşulan bazı diller yok olurken bazıları da iyice zayıflamış ve UNESCO verilerine göre risk grubuna girmişlerdir.

ASİMİLASYON BİTTİ Mİ?

Bugün her ne kadar İktidar başta olmak üzere bazı kesimleri inkar ve asimilasyonun aşıldığını dile getirseler de uygulamalar asimilasyonun devam ettiğini göstermektedir. Özellikle anadili Türkçe olmayan çocukların hâlâ kendi ana dillerinde eğitim alamamaları bunun göstergesidir. Burada değişen tek şey, “farklılıkların kabulü” ama bu farklılıkların gelişmesi için bir şey yapmayarak bu farklılıkların zamanla hakim dil-kültür içinde eriyip gitmesinin beklenmesidir. Tabii eğitim bilimciler ve dil bilimciler, bir dilin sadece aile-arkadaş çevresinde konuşularak birkaç nesil sonra zayıflayacağını ve zamanla kaybolacağını dile getiriyorlar.

Bu sebepledir ki Avrupa’ya yerleşmeleri 50 yılı bulan Türkler bile bugün ana dilde eğitim için mücadele ediyorlar. Başta Başbakan Erdoğan olmak üzere birçok kişi Avrupa’da yaşayan Türklerin ana dilde eğitim almalarını heyecanla istiyorlar. Bu kesimler Avrupa ülkelerinde verilen Türkçe ana dilde eğitimi yeterli bulmamakta ve yeni taleplerde bulunuyorlar. Çünkü orada yaşayan Türk dil bilimcilerin deyişiyle “ilkokulda anadili eğitimi almayan çocuklar Türkçe okuma-yazma becerisine sahip olmayacak ve dil öğreniminde kritik bir yaş olan 12’den sonra da orta dereceli okullardaki Türkçe öğretimine ilgi tamamen azalacaktır. Türkçe okuma-yazma becerileri olmayan çocukların anadilindeki becerileri zamanla körelecek ve uzun vadede de anadili evde konuşulmaz hale gelecektir (2).”

Oysa bugün ülkemizde kendi tarihsel topraklarında birçok halk ana dilini öğrenemiyor. İnsanların kendi aralarında dillerini konuşması ya da dillerini özel kurslarda öğrenmelerinin serbest bırakılması büyük bir lütuf olarak sunuluyor. Dilin ne olduğunu bilen hiçbir dil bilimci ya da eğitimci bununla ikna olamaz. Çünkü bu, dilin ölümünü geciktirmekten başka bir anlama gelmiyor. Ki devlet de bunu “milli” eğitimle çocuklara resmi dili dayatmak suretiyle çocukların ana dillerini ikincil duruma düşürerek yapıyor. Çocuğun tüm algısını, zihinsel durumunu, çevresel özelliklerini hiçe sayarak onu bambaşka bir dilin içine gönderiyor. Hem sadece resmi dili öğretmekle bunu yapmıyor, aynı zamanda yeni bir dili öğrenen çocuğa matematiği de, hayat bilgisini de bambaşka bir dille veriyor.

 4+4+4’ÜN KÜRT ÇOCUKLARI

Türkiye olarak son on yılda eski kadrolar gibi yine jakoben bir değişimin dehlizlerindeyiz. Toplumu ya da çocukları ilgilendiren alanlarda ne bilim adamlarına ne de işin içindekilere danışılmadan bir şeyler yapılıyor. Bunun son örneği olarak da 4+4+4 yeni eğitim sistemini gösterebiliriz. Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran bu sistemde çocukların daha erken yaşta okula başlamaları öngörülüyor. Buna göre okula başlama yaşının 60-66 ay aralığında olması, 48-60 ay arası çocukların anasınıfına başlamaları amaçlanıyor. Bütün bunlar amaçlanırken ana dili Türkçe olmayan çocuklarla ilgili ne konuşan var ne de buna yönelik çalışma yürüten.

Bu haliyle 4+4+4 sistemi, ana dili Türkçe olmayan çocuklar için asimilasyon aracıdır. Çünkü ana dilleri ruhlarında kök salmayan bu çocukların bilişsel dünyaları gelişmeden bambaşka bir dilin dünyasına atmak dil bilimsel açıdan kabul edilemez. Yapılan saha çalışmaları “İletişim kurmada zorlanan, duygu ve düşüncelerini dilediğince anlatamayan, kendilerini toplumdan dışlanmış hisseden, bilmediği dile tam manasıyla vakıf olamayan ve bu arada kendi anadilini de unutan veya geliştiremeyen Kürt öğrencilerde, sürekli bir geri kalmışlık ve yarışta arkaya düşmüşlük düşüncesinin ağır bastığı görülmüştür (1).” diyor.

Sonuç olarak Türkiye’nin demokratikleşmeden, bu konuda eğitim bilimcilerin ve dil bilimcilerin geniş katılımı sağlanmadan eğitim sisteminde değişiklik yapılmamalıydı. Çünkü ana dili Türkçe olmayan çocuklara yönelik bir programın olmaması, o çocukların önemsenmediğini gösteriyor. Oysa çiftdilli ya da çokdilli eğitim programları üzerinde çalışılabilir. Kürt bölgesindeki öğretmenlere yönelik dilsel ve kültürel çeşitlilik yönünde seminerler verilebilir, öğretmenlerin Kürtçe öğrenmesi teşvik edilebilir. Aksi takdirde Türkçe ve Kürtçe arasındaki dil mesafesi (language distance) düşünüldüğünde ve öğretmenlerinde entelektüel kişilikten yoksun olduğu görüldüğünde yeni sistemin ana dili Türkçe olmayan çocuklar için bir dil kırımı etkisi göstereceği muhakkaktır.

 (1)   Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü, Dil Yarası, Ekim 2010

(2)   Kutlay Yağmur, Batı Avrupa’da Uygulanan Dil Politikaları Kapsamında Türkçe Öğretimin Değerlendirilmesi

 

 

Bu yazı toplam 9409 defa okunmuştur
dil
 // hakan kosum
Düşmanlar, lozanda Kürtlere azınlık hakkı verilsin dedi. Kürtler hiç bir hak talep etmediğini kaydettirdi. Atatürk azınlık olmayacak eşit vatandaş olacak dedi ve Türk gibi Kürtlerde aynı hakları kullanıyor. Dilini de özel ve seçmeli ders olarak öğrenebilirsin. Dilini konuşmasada aslı ne ise insanın odur. Şimdi de konuşulduğu üzere...
19 Eylül 2012 Çarşamba 20:56
Maskeli faşolar
 // Mıxemmed
Buraya Kürdüm deyip birçok farklı isimle sallayanlar doldurmuş yorum kısmını. Bunlara lafa anlatana kadar Kürtler bağımsızlığını alır. Kürtler 2 millet tek dewlet dedikçe bunlar , saçma sapan şeyler söylüyor. Be kardeşim demezlermi sana Bulgaristanda Türkler asimile oluyor , isimleri yasaklanıyor diye kendinizi yırtıyordunuz. Sıra Kürtlere geldiğinde asimilasyonu revamı görüyorsunuz. Bu topraklarda 20 milyon kürt, 10 milyon Kürtçe konuşan (10 milyonu dilini unutup asimile olmuş) insan war. Kürtler osmanlıda özerk yaşadılar diğer eyaletler gibi, bağımsızlık istemediler beraber yaşamayı seçtiler, Nankörlük etmediler ama siz Kürtlere ihanet ederek onları yok saydınız....
18 Eylül 2012 Salı 10:12
4X3 EŞİTTİR ASİMİLASYON
 // Ronahî
Bal gibi de Asimilasyondur. Amaç Kürtlerin, Arapların, Lazların ve diğer halkların bir pota içinde eritilmesi çocukları daha kundaktayken anadilinin unutturulmasıdır.

Bu proje uzun vadeli ve sonuçlarıda tam olarak hesaplanmış bir kendine yabancılaşma (asimilasyon) planıdır. Hedefte ise ulus devlete karşı çıkıp oyunbozanlık yapan Kürtler ve onların Çocuklarıdır. Çocuklar dili kaybettikten sonra bu iş tamamen çözülür zira yirmi otuz yıl sonra şimdiki nesil hayatta olmayacak.
Ve Kürtlerin çocukları da Kürtçeyi değil Türkçeyi şimdiki Karadenizlilerin konuştuğu gibi bozuk bir aksanla konuşan Tür(k)ler olacaklardır.

Bunun önüne geçilmesinin tek yolu Kürtlerin özelliklede Kürt siyasasının şapkasını önüne koyup tekrar tekrar düşünmesidir....
18 Eylül 2012 Salı 03:07