Hakkari- Eğitim-Sen’den KHK açıklaması

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Hakkari Şubesi 1 Eylül'de çıkartılan ve 50 bin kamu emekçisinin ihracını öngören KHK ile ilgili açıklama yaptı.

Eğitim-Sen Hakkari Şubesi tarafından yapılan yazılı açıklamada, 1 Eylül gece yarısı çıkarılan 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile 28 bini MEB bünyesinde olmak üzere, 50 bini aşkın kamu personeli savunma hakkı bile tanınmadan kamu görevinden ihraç edildiği belirtildi.

Açıklamada, Başbakan Binali Yıldıım'ın eğitim emekçilerine yönelik sözlerinin tehdit dolu, baskı ve korkutmy yönelik olduğu kaydedildi. 

Hükümetin, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında başlattığı ve darbecilere yönelik olduğu iddia edilen soruşturmalar, açığa almalar ve ihraçlar üzerinden kendisine muhalif olarak gördüğü geniş kesimlere yönelik cadı avı başlattığı vugulann açıklamada, 1 Eylül gece yarısı çıkarılan 672 sayılı KHK ile 28 bini MEB bünyesinde olmak üzere, 50 bini aşkın kamu personeli savunma hakkı bile tanınmadan kamu görevinden ihraç edildiği belitildi. 

Ulusal ve uluslararası hukukun ayaklar altına alındğı savunulan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

"Başbakan Binali Yıldırım, 2 Eylül tarihinde bölgede “terörle iç içe olmuş 14 bin öğretmenin bulunduğunu ve zorunlu yer değişikliği yapılacağını” açıklamış, daha sonra 4 Eylül Pazar günü Diyarbakır’da yaptığı konuşmada“terörle iç içe olduğundan şüphe edilen 14 bin öğretmeninve kamu görevlilerinin tedbir olarak açığa alınacağını, OHAL’in arkasına sığınılarak yapılan bu açıklamanın ardından, hükümetin siyasi uzantıları tarafından kamuoyunda ve sosyal medyada eğitim emekçilerinin mücadele kesimlerine yönelik tehdit, korkutma ve sindirme amaçlı büyük bir linç kampanyası başlatılmıştır. 

Hükümetin kendileri gibi düşünmeyen, haksızlıklar karşısında sesini yükseltenlere karşı gösterdiği tahammülsüzlüğün son dönemde belirgin bir şekilde arttığı, en temel sendikal eylemlerin bile suç kapsamına alınmaya çalışıldığı bilinmektedir.

Yıllardır iktidarın ve onun toplum içindeki siyasi uzantılarının pervasız saldırılarına, iftira ve suçlamalarına itiraz eden, sesi yükselten her birey, her kurum “bertaraf” edilmesi gereken potansiyel hedef olarak belirlenmiştir.

Başbakan’ın, OHAL hukukunun arkasına sığınarak, “şüphe duyulan14 bin öğretmenin açığa alınabileceğini” açıklaması, hükümetin olası hukuki sonuçlarını bile bile tamamen siyasi bir karar alınmak istediğini göstermektedir.

Başbakan’ın açıklamaları, bugüne kadar iktidarın anti demokratik uygulamalarına karşı çıkan tüm eğitim emekçilerine yönelik bir açık bir gözdağı olmasının ötesinde, tamamen korkutmak ve sindirmek amaçlıdır ve kabul edilmesi mümkün değildir. 

Bugüne kadar iktidarın eğitim başta olmak üzere, toplumsal yaşamın tüm alanlarında hayata geçirdiği anti demokratik uygulamalara karşı çıkan kesimlerin hedef haline getirilmiş olmaları, darbe fırsatçılığının geldiği tehlikeli noktanın görülmesi açısından önemlidir.

Benzer örneklerini ancak faşist rejimlerde görebileceğimiz geniş kapsamlı “cadı avı” uygulamalarının asıl amacı kamuoyunun kafasında soru işaretleri oluşturmak,eğitim emekçilerinin mücadeleci kesimlerini susturmaktır.

Başbakan tarafından bu tür tehdit dolu açıklamaların aslında hangi amaçlarla yapıldığı, yıllardır ülkenin dört bir yanında fedakârca çalışan eğitim emekçilerine ne tür mesajlar verildiği herkes tarafından bilinmektedir.

Hükümetin bugüne kadar hayata geçirdiği hukuk dışı ve anti demokratik tüm karar ve uygulamaları gerek ulusal, gerekse uluslararası yargı tarafından da eleştirilmiş ve benzeri hukuk dışı kararlar nedeniyle Türkiye hükümeti defalarca mahkum edilmiştir.

Ülkenin içinden geçmekte olduğu olağanüstü koşulları fırsata çevirerek OHAL hukuku dayanak yapılarak hayata geçirilmek istenen yeni tasfiye girişimlerinin kabul edilmesi mümkün değildir.

Eğitim emekçileri, darbeci zihniyetten hiçbir farkı olmayan, korkutmak ve sindirmek amaçlı olarak gündeme getirilen bu tür hukuk dışı girişimlere pabuç bırakmayacak kadar köklü bir mücadele geleneğine sahiptir.

Hükümete çağrımız, OHAL hukukunun arkasına sığınarak hiçbir hukuk dışı girişimde bulunmaması, siyasi intikam duygusuyla hareket etmekten uzak durmasıdır.

Eğitim Sen, nereden ya da kimden gelirse gelsin, eğitim emekçilerinin örgütlü mücadelesini hedef alan, iktidarın baskıcı ve anti demokratik uygulamalarına zemin hazırlayan her türlü girişim ve saldırının karşısında hukuksal ve örgütlü mücadelesiyle durmayı sürdürecektir.

EĞİTİM SEN ve bağlı olduğu konfederasyonu KESK 200000  i aşkın üyesinden aldığı güçle şimdiye kada olduğu gibi budan sonrada emek ve demokrasi mücadelesini sürdürecektir. Değil 14000 bir tane dahi üyesinin mağdur edilmesini kabul etmeyecektir.

Tüm hukuki ve demokratik yolları kullanarak mücadelesini sürdürecektir. Tarih emek ve demokrasi mücadelesini verenleri herzaman haklı çıkarmıştır.

Bizi baskı, sürgün ve açığa almalarla korkutacaklarını sananlar, sendikal mücadeleden geri adım atacağımızı bekleyenlerçok yakın bir zamada yanıldıklarını göreceklerdir. Kazananlar her zaman emek ve demokrasi mücadelesini onurluca sürdürenler olacaktır"