İrfan Sarı

Teperlinlerin de üstünde

29 Aralık 2014 Pazartesi 09:27

Yeryüzü Ankara politikalarına direnirken, şöyle on bir bin metre yüksekten bakıyorum.

Cîzîr de ölümler, Kürdistan da kızıl bir matem. 

İçi içini yiyiyor insanın…

Öyle cehennem korkular kusarak, kendi kafasına yontmaya çalıştıkları o dünyaya itiraz eden kim varsa ölecekmiş gibi inanmış bir devlet geleneği.

Sen sus! 

Sen de!

Hey siz de!

Halbuki Roboski de küçücük bedenlerden oluk oluk akan kanlar hiç olmadı. Bir kerede, koca koca bombalarla bi dünya toprağın üzerine sıçradı. 

Kan yandı hatta…

Kan yandı…

Anlıyor musunuz? 

Daha üç sene bile olmamış… 

Öyle uzak değil tam burnumuzun dibinde ırzına geçilmiş bi dünya kadın, topraklarından sürgün edilmiş yoksul insanlar… 

Kanadı kolu kırık çocukları hiç söylemiyorum bile. 

O çocuklar ki; dünyaya yük olmadan çekip gittiler… 

Adı sanı bir kör kurşun, bir kasıtlı kurşun, bir acımasız kurşunla yitip gitmiş çocuklar…

Arkalarından,

Öyle bir matem öyle bir yas tutulmuş ki, kar yağmaz olmuş koca göğüslü, yüksek başlı dağlara. 

Nehirler takatten düşmüş, akmaz.

Yeryüzünden söz ediyorum, topraktan, sudan…

Öyle temiz, öyle masum, öyle gülen bakışlarıyla fotoğraflarda kalan çocuklar değil, bırakıp giderken arkalarında bi dünya aşk koymuşlar…

Kim duyar ise kalıyor öykülerinin içinde,

Kim duyarsa çocukluklarını donup kalıyor bakışlarında…

Diyorum ki; bir eski kafalılar anlamadı bu çocukları. 

O eski kafalılar… 

Dedim ya, on bir bin metre yüksekten bakıyorum yeryüzüne hem de küçük bir pencereden, gökyüzündeyim yani düşünüyorum da. 

Yaklaşık dokuz yüz kilometre hızla geçiyorum. 

Yeryüzü aralıklarla görünüyor. 

Ne varsa bulut ve bulutların üstünde o teperlin kadraj.

Beyazın pamuğu, havanın rüzgarlısı var dışarıda.

Muhteşem bir gün ışığı üstünde süzülüp süzülüp ilerliyorum…

Güneş kış güneşi…

Gece olsa belki yıldızlarda gelirdi. 

O zaman manzara daha bir huzur sunardı belki bu acılı coğrafya gecesine düşen yıldızları toplamaya çıkardı…

Ama bulutlar vardı, pamuk beyazı bulutlar, nereye gittiğini bilemediğim yolculuklar içindeydiler, belli ki bir rüzgarın sürüyor onları.

Kar ve yağmur yağar derler eğer bulut varsa ama ben göremiyorum.

Ben sancılı anaların acısı içindeyim…

Yüreği yangın babaların acısı…

Zaten hangi gökyüzü kurtarır ki insanı yeryüzü böyle ateşler içindeyken.

Bu yazı toplam 4665 defa okunmuştur