Özgür Amed

Vaat edilmiş kötülük...

31 Aralık 2014 Çarşamba 11:06

Çocuklara zerre acıması olmayan, her çocuğu potansiyel düşman gören bir bünye; geçtiğimiz günlerde bana laf etti diyerek zindana attı 16 yaşındaki birini. Çok geçmeden bırakıldı ama zaten amaç sadece alınma hadisesi ile mesaj vermekti. Tabi bu çocuğu konuşabiliyoruz(!), bu açıdan şanslı! İçeride binlerce çocuk var, onların akıbeti, hikayesi bir hiyerarşi gereği kayıp! 

Peki, niye her şey bu kadar kolay? Ve gün geçtikçe daha da kötüye gidiyor? 
Az uzağa gidersek, dinler tarihindeki değişmez kurgulardan biridir “çocuk” ve düşman ilan edilmesi meselesi. İktidarda olan kişi illaki doğacak bir çocuğu düşman kılar çünkü onun tiranlığına son verecektir, kehanet böyle demiştir ve sonrası da malumunuz. Güncelliğini halen koruyor! Biz sanki bunun biraz modern halini yaşıyoruz. Yani ailelerin yatak odalarına bu kadar girilip, doğum kontrol yöntemlerine kadar karışılması, evde nasıl oturulacağına ne giyileceğine kadar karar veren biri var…

Hobbes, bir şeyi anlamak için o şeyi oluşturan parçaları iyice gözetlemeyi önerir. Gözetleye göztleye, analiz ede ede artık insanlıktan çıktık! Ama o pes etmiyor. Tam tersine dozajı ve mantık kurallarını, özel/kamusal alan sınırlarını da zorlayarak gidiyor… Sindirilen ve muhalefeti çalınan halkların çıkan cılız sesi ona yetişmiyor. İktidar bir kötülüktür ve kötülüğün en çok üretildiği kurumdur. Bu kurumu ele geçirenler en başta dil olmak üzere, hayata, topluma dokunan tüm yollara nüfuz ederek her şeyi hiçleştirmek istiyor. Bu yolda baya da yol kat ettiklerini söylemek lazım! Bu durumun en önemli nedeni şudur: Söz konusu öznenin birden çok ele, kulağa, ayağa ve göze sahip olması…

Normal bir bedenden bahsetmiyoruz! Binlerce insan kendi elini, ayağını, gözünü ona verdi! 
Bu verişe razı oldu. Küçük bir var olma, bana bir şey olmasın, işlerim rast gitsin, “makul şüphe”cilerden olmayayım diye bedensizleşmeye, körleşmeye, duyarsızlaşmaya razı oldu. Buradan varmak istediğim nokta şuan içinde olduğumuz halin aslında bilerek razı olmadan ibaret olduğudur. Bu kadar çılgınlık, iradesizleşme ancak iktidarın yarattığı ve saçtığı kötülüğün hastalıklarına razı olmakla açıklanabilir. La Boetie yüzyıllar önce “insanlardan hareket ile insanın ne olduğu, ne gibi bir doğaya sahip olduğu yanıtlanmadan insan ilişkilerinin belli bir biçim altında sürmesi olarak beliren siyasal iktidarı ve bunun kurumsallaşmış şekli olan devlet mekanizmasının işleyişini anlamak olası değildir” diyor. Ahlaki hiçbir ölçütün olmadığı, siyaseten yok etme dürtüsünün sürekli hazırda tutulduğu, çocukların durmadan ateş altına alındığı, devlet kavramının şiddet ile eşdeğer olduğu bir alandaki ilişki ağını nasıl çözümlemek gerek?

“Kuşlar bile kafes içinde iken yakınır” denir. Etrafta yakınan sayısı yeterli olmayınca yakanın sesi daha gür çıkar. Kendine daha fazla alan yaratır. Daha çok destekçi bulur. Bu destek arayışı o kadar gelişkin yöntemler, psikolojik arka planlarla yapılır ki pek hissetmeyiz. Örneğin bir dizi gösterime girer! Tam o gün sen de bir şey dersin, bir iddia atarsın ortaya ve çekilirsin. O iddianı süsleme işi dizide vardır zaten! TRT’nin son tarihi dizilerine ve Osmanlıca tartışmalarına bakın. Aynı dönem, aynı anda başladı. İçerik tam olarak destek mahiyetinde kurgulanmış. Bak ne kadarda haklı dercesine gidiyor işler… La Boetie’den devam edersem “İktidar biçimleri sadece baskı uygulamaları ile yetinmeyip kendini kabul ettirecek yeni ilişkilerde geliştirir. İdeolojik söyleme başvurarak meşruluğunu kanıtlar ve böylece hükmetme boyun eğme ilişkilerinin yanına buyurma, onama ilişkilerini de ekler. Gerçekten iktidarın gerçekten olabilmesi için iktidar arzusunun kendisine gerekli olan boyun eğme arzusunu da yaratmalıdır. Ona bağlıdır”…

Gazete köşelerinden halka, kişilere tehdit savuran! Yanlışı, katliamları bile bile dezenformasyona uğratan insanların varlığı işte bu iktidar arzusuna ortak olma halinden doğan tamamıyla boyun eğme çizgisi ile alakalı. Bugün burada her gün bir akıl tutulması görüş, durum, olay ile karşılaşabiliyor oluşumuzun gayet mantıklı arka planı var. Gayet arzu edilmiş bir boyun eğme ile geliyor tüm bu meşrulaştırma sevdası…tüm bu trajedi...  

Bu yazı toplam 4820 defa okunmuştur