İrfan Sarı

Öç

01 Mayıs 2016 Pazar 02:45

her kesik içinden kanar
bıçak
şarapnel
kurşun
bilhassa yürek kesiği
ve cennetinden kovulan çocukların derin yarasını
tanrı bombalar
acı içinde inleyen topraklarda
toprak masum

kapkaraya dönüşünce gece
bulut yüklü annelerin yüreğine oğul düşer kız düşer
upuzun
selvi dalı esmer ve akşamın son fotoğrafı gibi

sonrası anaların cennette bile ayaklarının yakıldığı yerdir
sonrası ne anlaşılmaz yalan
ekmek için ekilen buğdaylar yalan
başaklar dolu dolu yalan

boy verir ölüm
hepsi bir kelebeğin yaşadığı zaman
terslalenin yurdunda
sipîrêz sıra sıra bakardı durmadan
gözyaşları kar kütlelerine karışırdı sıcak ve tuzlu

köy yumurtası severdi çocuklar
ve çeşit çeşit çiçeklerden bir ev balkonu
denizi kurşun kalem ile çizebilirlerdi
martıları
umudu dövdüler sol bileklerinin üstüne
umudu

gördünüz sonra
sarayın sesinden lay laylar loy loylar
kimselersiz tanrı çocukları
aç bir öç
lê kurt artisti karanlığını giyinmiş yine

ilk değil
sahte bezirganların kandırır çerçiliği
biraz tarihten kanlı paslı ve eğri kılıç
anımsamak yeter

o ince ruhlu filizlerin tohumdan kurtuluşu
yani güneşin suyun toprağın
bol harmanından sevişen
mevsim
yıldızların yalınayak çocukların ayaklarına battığına tanıktır

yaşları yüzlerine buruşmuş babaların ay batmış şakaklarına
ayyy
kocaman denizler dökülür yaşarken daha üstlerine
mezarları yasaktır
toprağa kazma vurmak eyleme çıkmış çünkü

ölü çocuklarınız kalbinizin enkazında kalsın istiyorlar

de hadi
şöyle modern yüzyılın iç yakıcı bir hikayesi de
yok efendim yok
kuşanmış insan
öldürüyor bu haydut akımı

ömrü ağıt yakılacak kadar sürmeyen bebeleri de var bu toprakların
çoğu da anne karnında sürgün
diğerleri demli kaçak çayların hatırına büyür
diğerleri namlu
diğerleri avuçlarının kesiğinde yeşertir kengerleri
üstlerine salıverilmiş balık ağları gibi diğerleri
ne ceza
ne hüküm
birden bire bin parça

Bu yazı toplam 9372 defa okunmuştur