İrfan Sarı

Kömürün son karası

17 Mayıs 2014 Cumartesi 23:20

Soma’daki kömür madenlerinin içi yüzlerce insanın ölüm tabutuna dönüştüğü sırada, iktidarın müsteşarı dışarıdaki yurttaşlarına tekme sallıyordu.

Ve görülmemiş bir güvenlik marifeti sergilemeye başlamıştı devlet.

Yerin metrelerce altındaki insanları kurtarmak, onların yaşamda kalmasını sağlamak yerine çevre il ve ilçelerinden kamyonlar dolusu polis taşıyordu.

Toplumsal müdahale aracıları (TOMA) ile girdiği Soma’da devlet o eşsiz gücünü faşizmin ve diktatöryanın doruğuna çıkarmış oldu.

İnsanların yanmış umutları karşısında zerre kadar saygı duymayan ve biçimsiz açıklamalar yaparak gülünç duruma düşen devletin bu tekel adamları hiç bu kadar yüzlerini göstermemişlerdi.

Ölen insanların acısını paylaşmak gibi son derece insani duygular içinde olanlara biber gazıyla, copla müdahale etmenin kabadayılığı amiyane tabirle holding uşaklığıdır.

Taşeronların nefesinde boğulmanın bu kadarı da hiç görülmedi…

Soma kömür galerilerinde ölüme terk edilen işçilerin alın terinden çalan ve gökdelenlere kavuşan kudurmuş patronların sermayesinde kaybolmuş bir iktidar telaşı var ve ortalığa savrulmuş serseri serseri dolaşıyor.

Emeğinden, işgücünden çalınan madencilerin en son canının alınmasına karşı oturup acının ağırlığı içinde yas tutma, kader deyip geçme iktidar sarhoşluğu olur ancak.

Tartışmasız bu katliam karşısında mukadderat beklentisi zavallıcadır.

Hakikat gizlenemez.

Suçluluk psikolojisinin net görüntüsü var ortada.

İş güvenliğinden uzak, insan hayatının hiçe sayıldığı kaba kuvvet bir devlet ile palazlanmış ölü emeğin el ele işlediği bu cinayeti kimse örtemeyecektir.

Sömürünün tavan yaptığı gün gibi duruyor ortada.

Açlık sınırında çalıştırılan işçinin yaşam hakkına tecavüzü meşrulaştıran, kanunlaştıran bir devlet ve devlet tarafından korumaya alınan patronlar ile taşeronların saçmalıkları üşüşüyor Soma sokaklarında.

Yerin yüzlerce metre derinlerinde çalıştırdığı işçilerin isimlerini bile kamuoyuna açıklamaktan aciz devlet, cumhuriyet geleneğine böylece bir katliamı daha bırakmış oluyor.

“Ücret Emeğin Karşılığıdır” söyleminin anayasal bir safsatadan başka şey olmadığı da görülüyor. Eğer safsata olmasaydı, lüks içinde yaşayan patronlar, parasına para kadar sermayedarlar olmazdı.

Şimdi kan parası, ölüm aylığı ile sınırlayacağı sosyal devlet aldatmacasını sürdürmekle ilgili meşguliyetler içindedir devlet.

Somada ve ülkenin birçok yerinde ise çocuklar babasızlık içinde.

Babasızlık ki demirin belini bile büker.

Bir kez daha devlet kendini tekrarlıyor, tekerrür ediyor tarih; tıpkı boşaltılan köyler, cezaevindeki insanlara saldırmalar, katledilen çocuklar, kadınlar ile faili meçhuller gibi…

Ve sahibinin sesiyle “müstehak” diyen soytarılar da türedi…

Eş- dost iktidarının kömür karası oyunları…

Ve Polisiye tedbirlerle, kan ve barutla kendini korumaya çalışan devlet…

Bu yazı toplam 7366 defa okunmuştur
enayi sanma geriligi
 // mamoste hamza
Halkı yüzyıl önceki düzeye göre sanan ve değerlendiren şark kurnazi buna denir. Milleti ne sandı sormalı pişkin pişkin surata... Enayi mi sandın be .... Yüzyıllar öncesi örnekleri kabul edin ve kaderci doktrinimi de öp başına koy... Sesini de çıkarma, bana aitsin en iyisini ve doğrusunu ben senden daha iyi de bilirim. Diyor ustalar ustası......
18 Mayıs 2014 Pazar 06:07