1. YAZARLAR

  2. İrfan Sarı

  3. İşporta cenneti olan kent; Gever
İrfan Sarı

İrfan Sarı

Yazarın Tüm Yazıları >

İşporta cenneti olan kent; Gever

A+A-

Tanımı taraflar açısından farklı bir para kazanma yoludur işportacılık. Belki de üç beş günde bozulacak ve defolu ürün satma biçimidir.

Tam olarak tanımını aramak lazım, tüketiciye, ayıplı mal/ürün, sağlıksız malzeme satan bu kesim nasıl bu kadar kolay para ediniyor diye düşünmeli.

Modern dünyanın, biz üçüncü sınıf dünya ülkelerine miras bıraktığı bu haksız kazanç elde etme kolu neden bu kadar revaçta, onu da sorgulamalı.

Hele ilçemize mahsus bir yapıya bürünen bu kol neden bu kadar destek görüp, neden bu kadar güçlü onu da anlamış değilim.

Yani ne devleti yönetenler ne de belediye çalışanları bu konuda elle tutulur bir girişimde bulunmuyor.

İşporta istediği yerde, istediği zaman ve istediği kadar uzun süreyle aynı yer ve zeminde kendini var edebiliyor.

cengiztopel2.jpg

Esnaf ve tüccar bu kadar uzun süreli bir yerde kalamıyor.

Ardı ardına açılan tezgahlarda dönen tezgahlar esnafın ve tüccarın belini bükmeye devam ediyor.

Teftişler, müfettişler…

Vergiler…

Kiralar…

Elektrik…

Sigorta ve sigorta primleri…

Zorunlu stopajlar…

Vesaire…

Tüm bunlar esnafın sırtında meşin kırbaç gibi şaklarken, tutup işportaya bu kadar prim vermek neyin nesi bilemiyorum.

Çarşı merkezindeki manzara karşısında oturup içinde bulunduğumuz durum için ağlamaktan başka şans bırakılmamış.

Türkiye’nin her yerinden; aracını, aracının bagajını dolduranlar, otobüs bagajlarını dolduranlar, sırt çantalarını dolduranlar ne vergi, ne kira gelip çarşının istediği yerine tezgahını rahatlıkla açabiliyor.

Bir Allahın kulu ses etmiyor.

Nasıl bir ürün olduğunun farkında olmadan halk da bu ürünleri para vererek satın alıyor.

Ürünler kanserojen içerik taşıyor olabilir,

Defolu, ayıplı mal olabilir,

Sağlık koşullarına elverişli olmayabilir,

Çalıntı mal olabilir,

Ama bu mekanizmayı denetleyecek ve yaptırım uygulayacak bir tek kurum yok.

cengiztopel3.20131014171024.jpg

Herkes durumdan memnun hatta destek veriyor.

Açıkta yapılan bu satış biçimi, o kadar gözdeki artık hali vakti yerinde olanların tekeline girmiş. Yani hali vakti yerinde olanlar bu satış biçimini elinde tutuyor. Yirmi yıl önce başlayan kişi hala bu işi sürdürebiliyor. Onun muhitine kimse yanaşmıyor.

Daha açık bir dille söylemek gerekiyorsa; çokta fakir fukaranın yaptığı bir iş değil. Kamyonlar, kamyonetler, minibüsler, ambarlar dolusu ürünü satışa sunan kesime yoksul denmez.

Ve anlaşılmayan bir şekilde onlara hizmet götüren kurumlar mevcut.

Ürküten bir biçimde de efelenebiliyor bu kesim. Kimseyi, hiçbir kurumu tanımıyorlar.

Ayrıca bu kesim için yapılan işyerleri beğenilmiyor, kendi Pazar yerlerini terk etmiyorlar.

Bu kesimle hangi pazarlık sürüyor hangi çıkar ilişkisi var anlamak zor.

Bunları ayrıcalıklı kılan nedir?

Nasıl bir ağ örülmüş bilinmiyor.

Yüksekova çarşısını dolayısıyla, yollarını, kaldırımlarını işgal eden sadece bu kesim de değil, kayıt dışı çalışan çaycılar, yemek pişiriciler, iskemlelerini istedikleri yere bırakıp istedikleri kadar ortalığı dumana, kire, çöpe terk edebiliyorlar.

Bir tek kişi ya da kurum sesini çıkarmıyor ve ayrıcalıklı bir şekilde çöpleri temizleniyor, aydınlatmaları sağlanıyor, suları çeşme sıfatıyla veriliyor.

Halkın sağlığıyla oynayan bu kesime de tolerans yani imtiyaz sağlanıyor, göz yumuluyor hatta ilginç bir şekilde bunlar mazlumlaştırılıyor esnaf da aynı ilginçlikle düşmanlaştırılıyor.

Sefalet içindeki esnafın bir gün bile hali sorulmazken, bunların koşullarının düzeltilmesine yönelik zaman zaman keskin fikirler bile ortaya atılıyor.

Belediyenin bunlara yer tahsis etme gibi bir görevi bulunmamaktadır, belediye sadece bu kesimle mücadele etme ile resmi düzeyde görevlidir. Ama bırakın mücadele etmeyi bu kesimin ihtiyaçlarını karşılayacak tutum ve çaba bile görebiliyoruz zaman zaman.

Havada dolaşan milyonlarca mikroorganizma satılan çay ve ızgara türü yemeklerini üstüne boca oluyor ve halk bunu tüketiyor. Hiçbir sağlık kurulu, hiçbir kurumdan tık yok!

Ve en çok garip olan şeyse kaldırımlarda oturup çay ve kahveyi hatta dürüm yiyecekleri tüketenler meslek gruplarının önde gelenleri. Adeta aydın diyeceğimiz profildeki insanlar.

Şimdi,

Ben bu sürgit’in ve talanın daha sürdürülmesi halinde, yarının Gever'ini tehdit edebilecek bir noktaya taşındığını düşünenlerdenim.

Bu gün tehdit unsuru halindeler zaten.

Yarına dair bu meseleyi bir hal yoluna sokacak birkaç politikanın devreye alınmaması durumunda fazlasıyla zorluklarla karşılaşacağımızı düşünüyorum.

Kanser vakalarının artışının da bu sağlıksız tüketilen ürünlerle ilişkisinin olabileceğini düşünüyorum.

Ama en önemlisi, bir kentin anatomisine çok ters düşen bu çirkin görüntünün bizim kentçilikten ne kadar uzak bir anlayış içinde olduğumuzun göstergesi.

Bu acı ama gerçek durumu, gelecek zamanların politikacıları, yerel yöneticilerin programlarına alması gerekiyor.

Daha önemlisi sırf bu orantısız vakanın rehabilite edilebilmesi için projelerle halkın karşına çıkmasına fayda var keza bu projelerle dahi büyük bir halk kesimi tarafından destek görecektir.

Bu mesele büyümüş ve kangrene dönüşmüş haliyle neşter istiyor.

Umarım ve dilerim hal yolu için birileri kollarını sıvar…

Bu vesile ile sağlıklı, düzenli, örgütlü, hoşgörülü, mücadele yetenekli, sorgulayabilen, proje sahibi, halkına, diline, değerlerine, kültürüne sahip çıkan Geverlilerin bayramını kutlarken, özel olarak bayram vesilesi ile gelecek çocuklarının gözlerinden öperim…

Bu yazı toplam 12777 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
33 Yorum