Özgür Amed

Hayvan bükücüler göreve!!!

14 Ekim 2013 Pazartesi 02:03

Hava baya güzeldi. Her taraf yeşillikler içinde idi.

Etrafa dağılmış hayvanlara son bir kez bakıp nerede ne yiyip içtiklerini şey ettim. Her şey yolunda idi. İnsan gibi otlanıyorlardı. Bazıları oturmuş dertleşiyor bazıları da etrafta dolanıyordu.

Ben de ağacın gölgesine doğru gittim. Daha öğleye vardı bir iki saat. Az uzanıp dinleneyim dedim.

Uzandım. Amacım gözlerimi dinlendirmekti! Yani Kurdish siesta olayı…

Abartmışım! Bildiğiniz deli danalar gibi yatmışım. Bir karınca ısırığı ile uyandım. Saate baktığımda tew tew! Öğle geçmiş, ikindiye yol alıyoruz amansızca.

Hızlıca etrafa bakındım. Tek bir hayvan görünmüyordu! Ben ve koca doğa baş başayız…

Çok kızdım hayvanlara.

İnsan eşantiyon niyetine bir tane kuzu bırakmaz mı arkadaş! Ya da tamam gidiyorsunuz, insan “çobanımız yatıyor bari başına bir nöbetçi hayvan bırakalım” demez mi? O gün anladım ki hayvanlardaki insanlıkta bitmiş… Ekoloji, azot döngüsü bitmiş…

Peki, şimdi ne yapacaktım? Nerede bu hayvanlar! Bir saat boyunca aradım. İyice çaresiz durumdayım. Aklıma kötü şeyler geliyor… Yoklar. Görünmüyorlar…

Daha bunun evde verilecek hesabı var. Daha bir ton şey… Off ki ne off!

Hayvanlar radar sisteminin dışına çıkmış. Enlem-boylam sapkınlığı içine girmişler. “Ya Kurt yerse” telaşı ile kendimi 70 gün 700 metre yerin dibinde kalan Yonni Barrios gibi hissediyordum. Gerçekten kaybolan hayvanlara dair oluşturduğumuz senaryolar, başrollerde Kurtların olduğu fantastik Güney Kore sinema gerilimleri tadında idi. Malumunuz korku, panik anında Adrenalin hormonunu halaya kaldırır. Hızını kesmek için birilerinin daha halaya iştirak etmesi gerekir. İşte adrenalinimizi, korkularımızı tek biri keserdi, O’da rahmetli dedem idi.

O böyle anlarda bir son mohikan, son hayvan bükücü ve son süper kalo idi.

***

Hevalên delal û şivanên hêja,

Köyde doğup büyüyen hemen herkesin damda iki dilim uyku, ertesinde sabahın köründe iki parçada çobanlık macerası olmuştur. Köy yaşamına dair pek çok stajımı iyi kötü yaptım. Bana göre performansım fena değildi ama babama göre hepsi facia. Üzerinden neredeyse 20 yıl geçmesine rağmen kuzu, koyun güderken kaybettiğim hayvanları sayar durur. Onları gece gece nasıl aradıklarını veya yavru kuzuları sütleri alınmadan önce başarı ile annelerine izdivaç programlarındaki açılan paravana gibi kavuşturma anlarımı itina ile tekrar eder.

Her hayvan kaybetme faslı sırasında son çare olarak dedemin sahneye çıktığını söyledim.

Şimdi müsaadeniz ile olayın nasıl geliştiğini ve ne olduğunu söyleyeceğim. 

Dedem bir uzmandı.

Bu uzmanlığı ne kafasından önce burnu konuşan Sedat Laçiner’e benzerdi ne de evrimin kayıp halkasına yanlışlıkla takılıp çerez niyetine ruh üflenmiş Trof. Ümit Özdağ’a benzerdi. Köyün kanaat önderlerinden olması bir tarafa; tıp, dini eğitim, mimari yapı ve tarım gibi alanlarda hatırı sayılır uzmanlıkları vardı. Stratejist öngörülerini ve bizim bilerek kanmaktan zevk aldığımız ruhanî özelliklerini de ara sıra kullanıyorduk. En hatırı sayılır durum, birimizin sözde otlatmaya götürdüğü heywancıkları kaybetmesi sonucu oluşan nahoş atmosfer ve yukarıda belirttiğim Kurt korkusuna dair çözümü idi. Şimdi gözlerinizi hafif ovun, derin nefes ve elinize çayınızı alıp çözümü dinleyin.

Olaylar şöyle gelişiyordu.

Problem: Kaybolan hayvanların Kurt tarafından paramparça edilebilme ihtimali. Ve bu ihtimalin korkunç tahayyülleri… Giles Deleuze ve Felix Guatari’sal bir çözüm düşüncesinin kapitalist şizofreni evreninde henüz doğmamış olması… 

Çözüm: “Devê Gur Girtin” (Kurdun ağzını kapama)

Malzemeler: Dedem ve bir adet Emâ/Emma…  (Emâ/Emma: Köyde gördüğümüz dini eğitimde Elifba’dan sonra gelen kitap.) 

Yani?

Yanisi şu, dedem olayı duyar duymaz alırdı eline Emma’sını ve oradan bir iki kelam okurdu. Arapça mırıldanırdı ha bire. Bu durum birkaç dakikayı alırdı, hangi süreyi ve hangi kısmı okuyordu hiç öğrenemedim. Bize de asla söylemedi.

İşte inanışa göre dedemin okuduğu o kısım ile birazdan hıyanet ve delalet içine düşecek olan kurdun ağzı kapanıyordu. Biz buna “Girtina Devê Gura”(Kurtların Ağzını Kapama) diyorduk. Önümüzdeki yıllarda hayata geçirilecek olan Semantik Web misali, dedem de hangi kurt olduğuna dair direk nokta atışı yapıyordu. Kaybolan hayvanı yiyecek olan kurda müdahale ediyordu…

Hele ki hayvancağız sağ salim eve gelirse ya da olur da bulunursa zaten Allah’ın emri, “Dedenin Başarısı” olarak lanse edilip o gece müthiş bir gaz verilirdi kendisine. Dedem de sarsılmaz manevi gücü ile inancına level atlatıyordu. Müzakere yerine mucize yöntemi ile mutluluk aşılıyordu bize.

***

Köyde durum kısaca böyle iken, biz gelelim bugüne.

Meğerse arada kaybolup bulamadığımız bazı “bilinmeyen hayvanlar” metropollere gelmişler.

Şekil değiştirmişler. 

Bunlar tabi artık eski benliklerinde ve kimliklerinde olmadığı için rahatça atıp, biçip, kesebiliyorlar. Misal milyonların konuştuğu bir dili ne haddine ise artık “Hayır konuşamazlar, izin yok” diyebiliyorlar. Sadece dil değil, önem arz eden her şeye karşı geliyorlar. Dekolteden ayak tırnağına kadar kuşatmışlar. Bikk bikk konuşup duruyorlar. Ne insan hakları, ne hayvan hakları, ne de timsahları kuşatma kollama yollama derneklerinin yaptığı açıklamalar para etmiyor.

Okudunuz sizde. Hüseyin Çelik: "Örgüt silah bırakırsa, PKK ve KCK'lilerin serbest bırakılmasını konuşuruz" dedi. Liseli Hüso’nun aklına bak hele…

O bunları söylerken DTP kapatılması sırasında, Urfa'da açılan bir pankart aklıma geldi. "Mecliste Adam Kalmadı" demişlerdi. Ne kadar doğru…

Şimdi hazır ortada böyle akıl tutulması, sinir ve sınır ötesi saçmalıklar varken Yurtsever İmamlara sesleniyorum. 
Dedemin yöntemi size hiç mi bir şey çağrıştırmıyor? Neden bir voltran gücü oluşturup harekete geçmiyorsunuz???

Acaba diyorum, dedem gibi biri gelip Emma’dan ilgili bir iki kısım okuyup bu adamların ağzını kapatsa nasıl olur? Yok mu siz de buna benzer çözümler? Hüsonun, Atalay’ın ağzını kapatamaz mıyız?

İnsanlık ve vicdan dışı konuşan tüm bu sözüm ona adamların ağzı kapatılsa pek çok sorun kendiliğinden hal olmaz mı? Dua ve Emma’nın gücüne inanma vaktidir… Hatta Emma Goldman'ın severek dans edeceği bir olaydır bu. Arz ederim…

Bu yazı toplam 8817 defa okunmuştur
00:32
 // amedo
Ağzına sağlık brèm özgür güzel bir yazı olmuş keyifle okudum.nostaljik güzel sosyo- mizah bir yazı olmuş. Kırsal kökenli hele ki otuz yaş üstündeki kürt halkının en az yarısının başına gelen bu anın eminim ki benim gibi birçok okuyucunu güldürdügü gibi aynı zamanda duygulandırmistir. Burda bu güzel anıları farklı yorumlayip bu anılari dine hakaret olarak görenleri paronoid kişilik bozukluğu tedavisi görmesini tavsiye ediyorum.sağlıklı bir insan mizahtan anlar zira akıl sağlığı bozulmuş bir kişi hoşgörü esneklik mizah gibi kavramlara karşı yabancılasmistir....
17 Ekim 2013 Perşembe 00:32
19:43
 // Civan
İlkokulda hocamızın sorduğu bi soru aklıma geldi heval. şimdi bi kurt (gur) bi koyun (bez) bi de ot var. çoban bunları sağ salim nasıl karşıya geçirir diye bi soru vardı. bi gün boyunca düşünmüştüm bulamamıştım. şimdi cevabı hep aklımdadır. fakat heval heyyvan heyvandan türemişse bu dağdaki heyvanın suçu değildir. heyyyvan heyvanı gurbette diye de bişey vardır. su akar yolunu bulur heval. ser çavan....
16 Ekim 2013 Çarşamba 19:43
olduysa mubarek olsun
 // burda
"Örgüt silah bırakırsa, PKK ve KCK'lilerin serbest bırakılmasını konuşuruz" dedi. Liseli Hüso’nun aklına bak hele…
Sen yukarıdaki cümleden aşağıdaki sonuca nasıl geldin inan anlamadım. Pkk nın silah bırakmasını söylemek mi yoksa yıllardır pkknın yaptıkları mı "insanlık ve vicdan dışı.. Bence sen ağzını kapatırsan ve bu kadar boş konuşmazsan daha iyi olur.

"İnsanlık ve vicdan dışı konuşan tüm bu sözüm ona adamların ağzı kapatılsa pek çok sorun kendiliğinden hal olmaz mı"...
16 Ekim 2013 Çarşamba 12:40