İrfan Sarı

Figan, feryat

09 Ağustos 2011 Salı 18:42

Bir polis, birkaç asker, onca gerilla hayattan kopup giderse eksiliriz sadece.
 
Eksilirken kaba oluyoruz. Kabadayı oluyoruz, taarruza geçiyoruz.
 
Savunma pozisyonu alıyoruz.
 
Oysa durmadan ölüyoruz.
 
Ölümler düşünmemizin önünde barikat oluşturuyor.
 
Hınca hınç kin doluyoruz.
 
Duygu atmosferinde debeleniş öç iklimine koy veriyor hemen.
 
Zamana diyor insan zamana bırakalım, belki çare çıkar gelir.
 
Ama durmadan azalıyoruz birer birer… İkişer ikişer… Beşer beşer… Zaman bile kuytusunda çaresiz kalıyor. Beş, on, on beş, yirmi, yüzyıllar geçiyor.
 
Hem de hep en yaşanılası ömürden vuruyoruz kendimizi.
 
Koltuğumuzun altındaki değnek acıyor.
 
Kulağımızı sağır olsa, gözümüz görmezse diyorum şu ölüm haber-görüntüleri gelince…
 
Duymazsın kulaklarımız bir daha,
 
Varsın görmezsin gözlerimiz diyorum.
 
Doğayı bile küstürdük yaşama. Ormanları yakarak, suları çevirerek, tükürerek toprağa, kusarak kusmuğumuzu…
 
Ekşidi beter ekşidi tadımız tuzumuz.
 
Çürüttük umutlarımızı.
 
Tilkinin uzanamayıp ekşi dediği üzüm gibi ekşidir barış sözcüğü hatta kekre bir tadı var tam tamına.
 
Çocuklar ellerinde taş, sıkılı yumrukla büyüyor durmadan, gözlerinin içine durmadan panzer yürüyor, durmadan kalaşnikov sessizliği düşüyor beyinlerinin iklimine…
 
Bir köşede, ansızın, birden bire patlıyor bombalar… Mayınlar…
 
Kol bir yana, gövde bir yana, baş bir yana…
 
Hele çocukların kopan parmakları…
 
Gençlerin gövdesinden koparılan başları bir başka okluyor yüreğini insanlığın…
 
Susmuşuz…
 
Konuşursak kıyamet gibi uçar uçaklar üstümüzden, yürür tanklar filler gibi. Eziliriz çimenler hesabı.
 
Konuşmazsak ölüyoruz, eksiliyoruz.
 
Yakılıyor derimiz-etimiz, gaz dolduruluyor soluğumuza, üstümüze serpiştirilen şu kimyasal insafsızı… Kimyası bozuk ilaçlar…
 
Sakat bırakıyoruz kendimizi, yağmalıyoruz kaç zenginliğimiz varsa.
 
Uçan kuşa kem gözle bakar olmuşuz. Gölgemize kurşun sıkıyoruz artık. Aynamızı çatlatıyoruz, camımızı penceremizi tuz buz ediyoruz.
 
Ölürken-öldürürken…
 
Yetim kalıyoruz. Annemizin yüreğini söküyoruz doğum sancıları gibi, babalarımızın sakallarını ağartıyoruz…
 
Dul öykülerimiz çoğalıyor.
 
Eksiliyoruz durmadan… Durmadan alnımızın çatısına çakılan mermilere yeniliyoruz. Kafatasımızdan içeri saplanıyor kurşunlar…
 
Oysa o kafatası mekanı bilgi yurdudur. Aydınlık saçacak ışık yurdudur.
 
Söndürüyoruz ışığımızı.
 
Kabiliyetimiz kavgamızda yok oluyor.
 
Durun durun artık…

Bu yazı toplam 5948 defa okunmuştur
s
 // m
yüreğine kalemine sağlık. sözcükler birer kurşun gibi sert düştükleri yerde yara değil tefekkür yaratırcasına...
10 Ağustos 2011 Çarşamba 15:04
ölen kim öldüren kim
 // gewerli
ağzınıza ve kalemine sağlık çok duygu yüklü bir yazı yazmışşınız evet sizinde yazdığınz gibi dul hikayeleri çogalıyor ama ölen kim öldüren kim ölende öldürende bu ülkenin evlatları değilmi kardeş değilmi çukurcada ölen kürt değilmi farketmez kürt veya türk hepsi ana kuzusu değilmi...
10 Ağustos 2011 Çarşamba 12:05
psikopat ruhlar...
 // psikopat ruhlar
her cinayet bir mantık çerçevesinde işleniyor. Akıl ve mantığın yolları çok tehlikeli. fakat insan öldürmenin bir mantığı yok anlamamız lazım. vuran ve vurduran her kimse bunlar hastalıklı insanlar. her hangi taraftan olursa olsunlar. vicdan, akl-ı selim ve Allah böyle diyor. olan hep fakirin, garibanın çocuğuna oluyor. büyük idealleri korunaklı kalelerde dillendirenlere bir şey olmuyor. neden?...
10 Ağustos 2011 Çarşamba 10:57