İrfan Sarı

Deniz'e uzanan köprü

02 Kasım 2009 Pazartesi 00:06

Bu dağlara atılan her bomba insan bedenlerine atıldı ve bu topraklara gizliden yerleştirilen her hayın mayın da kalplere gizlendi.

Öyküsü çok derin değil. Kökü bin yıllara da dayansa öyküsü çok derin değil. Dün gibi kanıyor daha. Çocukların dinlediği masallarda kırmızı başlıklı kız hep o döşenen mayınlarda infilak etti. Kadınlar sınır boylarında vurulan erkeklerinin yokluğunu acı katılmış süt ile emdirdi bebelerine.

Onun için acıyı eme eme büyüyen bebelerin hayatları dağ başlarında, zindanlarda, karda, tipide, selde, çığda, depremde en önemlisi asker korkusuyla geçti. Mezarları hep kazılıydı Kürtlerin. Ya kelleleri koltuklarındaydı, ya kolları kellelerinden kopuktu hep.

Onun içindir, dağların arasına sıkıştırılmış nehirlerinin akışı serttir. Kanun gibi keskindir akışları ve ayrı kıyılarda yaşamı haram etmek boyunlarının borcu gibidir sanki.

Taşı topraktan, ağacı kökünden söküp götürmek nehirler için kolaydır. Kürtler bu azgın nehirler, akarsular ile çatışmıştır onun için. Çok bedeller vermiştir. Adı düşmüştür üstüne “çem’ê ezo” diye çok yerde. Malarya metastaz…

Geçit vermeyen azgın suların yalnızlığa terk ettiği dağ köylerinde hayat dünyadan kopuk bir o kadar üveylikti. Tek bayrak etrafında karakol, asker ve polis kentleri oluşturan resmi zihin yol, su, elektrik, köprü, hastane, okul konusunda bu kadar gayretçi değildi.

Okul okumak için Hakkâri’den mücavir illere gidebileceklerin yanında, gidemeyecek olanlar çoğunluktaydı. Devlet babalığını burada da "baba" olanlar için sarf ediyordu. Ağalar, şeyhler, aşiret önderleri baba devletin baba adamları olarak okuyacak ve milli gelirin en kaymaklısında yağ bağlayacaklardı.

Hastalıklar, Allah’a havale edilecekti…

Diş ağrıları, Arapça yazılar yazılan müsvedde kâğıtlara yazılan yazılarla dindirilecek.

Karın ağrıları, okunan üflenen sularla giderilecek, doğumları sıcak su ve çıldırtan bağırışlarla son bulacak, göbek bağları bir eski metalle kesilecekti.

Bir Allahları bir de yalnızlıkları vardı…

Doktor için başkente otobüs koltuklarında geçirilen zamanlar ömürlerinden “kader”e ayrılandı. “Kader” onları sürükledikleri kentlerde ana dillerinden bile uzaklaştıracak sersefil yalnızlıkta per-ü perişan edecekti. Doktor benim yarama bir çare diyemeyecek verilen cevabı anlayamayacak ve döndüğünde köyüne ya da kentine soranlara bîrîn a reş (kara yara) diyeceklerdi çaresiz.

Diğer hastalıların adı verem olsa, malarya olsa ne yazar. Yoksulluk, ötelenmişlik tıpkı kanser virüsü gibi metastaz olmuş/olacaktı çoktan.

O büyük kentlerde devletleşmeye çalışan bürokratlar ve siyasetçiler dönüp kuş bakışı bile bakmadılar köprünün bu yakasına.

Muhalif gençler; devlet babanın gökyüzüne kadar kelepçelediği kentlere sevgiyi halk marifetiyle getirmeye niyetlendiğinde hala adı geçen kentlerde güneş bile transit geçiyordu.

Kardeş olmanın hukuku Zap üstünde atılan iki beton papuç ucuna gerilen halatlarla simgelenecek ve hukuka dair yaşama dair teğet geçilmemesi vurgulanacaktı.

Zap asi ise, devlet baba ise halkta evrensel gerçekti. Köprüye alın teri ve emek bırakıp giderken yine yalnız ve sessiz kürdiler halkın dudaklarında duman yoğunluğu ile kitaplaşacaktı.

Zap’ın gerdanına takılan yadigar hep asılı kaldı koparılsa da zorla bir tarafı. Sokakların ve caddelerin başlarında polis çevirmelerinde yakalanan muhalif gençler anarşist olup pespande, izbe, küflenmiş caza evlerine kapatılıp ruhuna kadar teslim alınmaya çalışılırken.

Şimdi bir kez daha deniz dalgalandı ve dağa değdi.

Umudun ekini ekilsin.

Yaşamın adı kardeşlik, barış ve özgürlük olsun…

Bu yazı toplam 4049 defa okunmuştur
AVAZIM ÇIKTIĞI KADAR BAĞIRMAK İSTİYORUM
 // KIRÇİÇEĞİ
ßağırmak sesim kısılana kadar.Bu ülkede milliyetçi faşizan sağ ne yaptıysa aşırı solda aynısını yaptı.İşte bunun için bağırmak istiyorum.Din adına, millet adına,bayrak adına, yurtseverlik adına hep öne çıktılar ve kurtarıcı olma sevdasında HİÇBİRŞEY yapmadan sadece yıktılar zulmettiler. Eski yaşanmışlıkların içinde hala debelenmek istemiyorum ben.Enerjimi geçmişin sayfalarında acitasyon hikayeleri ile tüketmek de istemiyorum ben.yapılanları yaşananları unutmak asla mümkün olamaz.Mümkün olan yarına ne yapabilirim.Geçmiş İZM lerin getirisini ve götürüsünü gördük.Sistem her izm görüşündeki kendi çocuklarını cezalandırıp analarını babalarını ağlattı.Ben yediği dayaktan sonra kardeşine, annem sana daha az bana daha çok vurdu diyen çocuk gibi...
05 Kasım 2009 Perşembe 14:53
AVAZIM ÇIKTIĞI KDAR BAĞIRMAK İSTİYORUM II
 // kırçiçeği
Sızlanmak istemiyorum.Acıdan sızıları unuttuk biz. Yaraları sarmak için illa bir izm in ucunda mı olmak lazım. İNSAN olmak yeterli değil mi..Neden hazımsızlık hastalığında muzdarip yaşarız.Elele tutuşmak varken neden ellerimizi iteriz. Evet dağlar ovalar belirli ailelerin elinde hatta Hakkari de devletten fazla arazi sahip aileler gördüm. Devletin bunları hesaba çekmesi gerek diye düşündüm. Nasıl bu toprakların sahibi olabiliyorlar. Demek ki bir yerlerde aksayan büyük aksaklıklar var. Bunu da geçtim... Olması ihtiyaç olan gereklilik arz eden bir köprü devletin elinde sıkışmış parçalanmış. Bunu da geçtim…...
05 Kasım 2009 Perşembe 14:47
AVAZIM ÇIKTIĞI KADAR BAĞIRMAK İSTİYORUM III
 // kırçiçeği
Yeniden yapılanması lazım adımlar atılmış şimdi bu adımları desteklemek varken illa birilerine mi sahiplendirelim.Yok Yokk bence karşı taraf olan kimse yaftalayıp buradan geçirmeyelim. Onlar ya suya düşsün boğulsun ya da eski usul kullansın..Bunu da geçtim…
Aklımdan geçtim, fikrimden geçtim,cinetten geçtim, cinayetten geçtim..Bağırdım dilim kurudu sesim kısıldı.YORULDUM..Birileri hala eveleme develeme devekuşu kovalama masal nakaratlarından vazgeçmedi..Lütfen bizler ve sayın yazar siz bunun dinleyicisi olmayalım.İster bir gavur olsun isterse Müslüman isterse Ateist isterse Mecusi isterse Yahudi insan olsun insan olsun illa da insan olsun.....
05 Kasım 2009 Perşembe 14:47