Yüksek: Sur'da halk can derdinde, birileri rant derdinde

DBP Eş Genel Başkanı Kamuran Yüksek, Kürt halkının Sur'u yıkıp yakanları ve rantçıları affetmeyeceğini, halkın can derdindeyken birilerinin rant derdinde olduğunu savundu.

DBP Eş Genel Başkanı Kamuran Yüksek, gündemdeki konuları DİHA'ya değerlendirdi. Yüksek, özetle şunları söyledi.

"Aylardır Sur'da yaşananlar ciddi bir sorun haline geldi. Sur'da on binlerce insanımız zorla göç ettirildi ve mallarına el konulmaya çalışıldı. Sur'da var olan doğal yapıyla oynanmak isteniyor. UNESCO Sur'u koruma altına aldıktan sonra Sur daha önemli bir yer oldu. Sur'da yapılacak değişikliklerle orada yaşayan insanlarımız sosyal ve turizm konusunda bir canlılık olacaktı. Ancak bu durumu insanlarımıza layık görmeme durumu var. Sur bu yüzden yıkılıp yerle bir edildi. 

'Sur'da halk can derdinde, birileri rant peşinde'

Sur'da bir büyük bir yıkım yaşanırken şimdi Sur'un etrafında akbaba gibi dolaşan rantçılar sardı. Savaştan, ölümden, yıkımdan rant devşirmeye çalışan bir kesim var. Bunlar da Sur'un kamulaşmasında rol alan kişilerdir. Şimdi de orayı parsellemiş ve rant sağlamaya çalışan kişiler var. Kürt halkı Sur'u yıkıp yakanları ve rantçıları affetmez. Halk can derdinde birileri rant derdinde. Sur'un etrafında fır dönüyorlar. Kürt halkına yürütülen savaşın neyi amaçladığını da görüyoruz. Bu kamulaştırma kararına karşı durmaya devam edeceğiz. Halkımız mülküne el konulmasına izin vermeyeceğiz. 

'21 Nisan son gün'

Sur'da kurulan hukuk bürosuna mallarına el konulan insanlarımız 21 Nisan'a kadar başvursun. Mülklerine hukuksuzca el konulmasına izin vermemesi için gelip haklarını aramalarını istiyoruz. 

Belediyelerimize kayyum atamaları, ya da belediye başkanlarımızın görevden alınmasına karşı ciddi bir direnişle karşı koyacağız. Ciddi bir darbeyle karşı karşıyayız. Bu darbeye eyvallah diyemeyiz. Bu yol yol değil, bir yere de varamazlar. Türkiye yavaş yavaş darbe durumunu yaşıyor. Nusaybin'deki durum bunu bize gösteriyor. Bu eskiden olduğu gibi askeri bir darbe değil, daha sivil görünümlü ama askerle birlikte gerçekleşen bir darbedir. Asker ve Ergenekon'la yürütülen bir süreçtir. Şimdi ülkeyi yöneten hale geliyor. Güvenlik politikalarıyla toplumsal sorunlara yaklaşılırsa, siyaset savaş politikası olursa zamanla yöneten de askerler ve güvenlikçiler olur. Adım adım asker "Terörizmle mücadele" adı altında ülke yönetimini ele geçirmeye çalışıyor. Sayın Öcalan'da hep darbe mekanizmasından bahsetti. Şu an bu darbe mekanizması devrededir. Bu süreç AKP'yi de yutacak bir süreçtir. 

Toplumsal sorunlar savaş yöntemleriyle çözülmez. Kürt sorunu siyasetten ve diyalog yoluyla çözülmesi gereken bir sorundur. Kürtlerin özgürlüklerin ve statünün tanınmasıyla çözülebilir. Güvenlik politikalarında ısrar ederseniz ülkenin yönetimini de güvenlikçilere terk etmek zorunda kalırsınız. Yarın öbür gün gelip Cumhurbaşkanı koltuğuna oturmak isterlerse hiç şaşırmamak gerek. Eğer böyle devam ederse doğacak sonuç budur. Şu an yaşadığımız süreç normal bir süreç değildir. Nusaybin'de vali devre dışı, sivil yönetici yerine asker komutasından yönetiliyor. Yarın diğer kentlerde de bunu görebiliriz. Fiilen bu zaten böyle olduğunu biliyoruz. Diyarbakır, Şırnak, Cizre, Hakkari'de benzer bir durum var. Şimdi bu resmileştiriliyor. Yönetim önce tekleştirildi. Şimdi giderek yönetim askerleşiyor. Savaşın ülkeyi götüreceği nokta da budur. 

Eğer Kürt halkına böyle yaklaşılırsa Kürt halkı da sizinle birlikte yaşamaktan bahsetmez. Siz bir kenti ortadan kaldırmaktan bahsediyorsunuz. Taş üstünde taş bırakmamaktan bahsediliyor. Tüm bunlara karşı sessiz olmak mümkün değil. Bunları da kabul etmiyoruz. Cumhurbaşkanı bir vatansızlık tanımı da yapıyor aynı zamandı. Vatandaşlıktan çıkrama meselesiyle bağlantılı olarak "vatansızlar, ihanet içindeler kendilerine vatan bulsunlar" bunu kime diyor. Politikalarına rıza göstermeyen herkese söylüyor. Biz de diyoruz bizim vatanımız var. Biz vatansız değiliz. Burası bizim vatanımız, toprağımızdır. Bir vatan sorunu tartışılacaksa Cumhurbaşkanı bir dönsün kendine baksın. Böyle bir yaklaşımı kabul etmiyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın psikolojinin sarsıldığını düşünüyoruz. Zorlanıyorlar. Ülkeyi yönetemez hale geldiler. Zorlandıkça, 'Taş üstüne taş baş üstüne baş bırakmayacağız' diyorlar. 

Cumhurbaşkanı ve Davutoğlu'nun çözüm sürecine dair söyledikleri sözler zorlanmayı gösteriyor. Çözüm istenirse çözümün, barışın muhatabı Sayın Öcalan'dır. Sayın Öcalan'la görüşmeler başlatılarak bir süreç başlanabilir. Davutoğlu 2013 Mayısı'nı işaret etti. 2013 Mayısı şudur: PKK'nin sınır dışına çekildiği tarihtir. "Eğer PKK çekilmeye başlarsa konuşabiliriz" dedi. PKK'nin açıklaması ise, "Dolmabahçe Mutabakatına dönelim" dedi. Bizim de varılan bir mutabakat var bundan daha geriye gitmememiz gerekir. En azından oradan başlatmak gerek. 

Kürt halkı çok önemli bir süreçten geçiyor. Rojava ve Güney Kürdistan'da da önemi gelişmeler yaşanıyor. Güney Kürdistan'da maalesef demokrasi askıya alınmış durumda, parlamento çalışmıyor. YNK, Goran ve KDP karşı karşıya gelmiş. Ekonomik kriz, sosyal sorunlar ciddi bir şekilde yaşanıyor. Bir bütünen de Kürt halkı DAİŞ tehdidi altında. Bu ortam ve koşullarda Kürtlerin birlikte hareket etmesi gerektiği düşüncesiyle ziyaret yaptık. Hewler borumuzu da ziyaret ederek, oranın nabzını aldık. 

'Ulusal Kongreye zemin hazırlıyoruz'

Güney Kürdistan'a dair bir plan oluşturarak, önümüzdeki ay Kürtlerde ulusal birlik ruhunu yeniden diriltmek, demokratik ulus çerçevesinde hareket etme ve Ulusal Kongre'ye zemin oluşturmak için bir adım atmaya hazırlanıyoruz. DTK'yle kapsamlı bir çalışma içerisindeyiz. KDP'yi de içine alan Kürdistan'daki bütün siyasi partilerle bir görüşme trafiğini başlatacağız. Tarih yeniden yazılıyor, Ortadoğu yeniden şekilleniyor. Onun için Kürtler birlikte hareket etmeli. 

Rojava çok önemli adımlar atıyor. Kuzey Suriye Federasyonu oluştu. Şimdi buna karşı Güney Kürdistan'ın tutumu çok olumlu değil. Rojava'da bir kazanım olduğunda ilk destek vermeli ama tam tersine Semelka Sınır Kapısı'nı kapatıyor. Bu yanılışların düzeltilmesi ve ulusal birlik politikasına dönülmesine çağırıyoruz.