M. Latif Yıldız

M. Latif Yıldız

Umut ve Ölüm

Seçim sürecinde gelişen bütün olumsuzluklara, seçim sonrası verilen oyların YSK eliyle AKP’ye armağan edilmesine; tutuklu vekiller salıverilmemesi; Meclise boykot ve yemin etmeme krizlerine rağmen yine de umudumu yitirmemiştim. Çünkü hep gelişmelerin kötü tarafına değil de iyi yönüne bakmayı alışkanlık haline getirmişim. Belki de Allah rahmet eylesin babamın iyi düşün ki iyi olsun nasihati kafamda iyice yer etmişte ondan.

 

Ne yazık ki bu sefer umudum beklediğim gibi sonlanmadı ve yazık ki iyi düşünmeme rağmen ölümler geldi. Sonunda Kürt sorununda öyle bir noktaya geldi ki; 14 Temmuz 2011 Perşembe günü Diyarbakır Silvan kırsalında asker ile PKK arasında çıkan silahlı çatışmada 13 asker, 7 PKK li ( ki HPG 2 diyor, diğer 5 kişiye ise PKK kıyafeti giydirilmiş kontra diyorlar) annenin yüreğine ateş düştü. 2 si ağır, toplam 7 askerde yaralı.

 

Olanlardan sonra medyanın desteğiyle gelişmeler gazetelere şunlar yansıdı:

Yıllar içinde ilk kez bu kadar asker kaybedildiğini gören Çılgın Türkler, Ülkücüler intikam yeminleri içerek yürüyüşler yaptılar. Özelde PKK, ama genelde Kürtlere İstanbul’da“ Taksim Kürtlere mezar olacak; Meclis’te PKK istemiyoruz; “ ve benzeri sloganlar atmakla kalmadılar. Bazı şehirlerde Kürtlere saldırdılar, şehit olan Kürt askerin amcasının oğlunu bile tartakladılar. Galatasaray Lisesi önünde geçerken çalan müzik için kapıyı tekmeleyip, içerde olanlara küfür ettiler. Kürt sanatçı Aynur Doğan verdiği açık hava konserinde Kürtçe şarkı söyledi diye ıslıklarla başlayan protesto rahmetli Ahmet Kaya’da olduğu gibi pet şişe, minder, sandalye, bozuk para atarak Kürd diline karşı nefretlerini gösterdiler.

 

Ülkücüler Ogun Samast ve Mehmet Ali Ağca lehine slogan attılar. BDP Beyoğlu ilçe binasını taşladılar. Yine saldırgan ülkücüler hakaret ve ırkçı sloganlar atarak BDP Üsküdar ilçe binasına girmek istediler, giremeyince taşlarla saldırdılar.

 

13 asker niçin öldü? Bütün bunlar niye oldu? İddia o ki, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 12 Haziran seçimlerinde “ Kürt sorunu yoktur”, “Ben olsaydım Öcalan’ı asardım” ve benzeri söylemleri ile MHP’yi mumla aratan seçim konuşmaları; seçimi yüzde 50 oy ile kazandıktan sonra YSK’nın Hatip Dicle’nin 80 bin oyunun kendi milletvekiline verilmesine “hakkımızdı” demesi. Tutuklu 5 BDP, 2 CHP ve 1 MHP Milletvekilinin bırakılmamasına tepki vermemesi 14 temmuz gibi bir olayın patlak vereceğinin işaretleri olduğu ileri sürüldü.

 

Ama acıyı çeken çoğunlukla Kürtler ve ölen Kürt ve Türk gençleri oluyor. Peki devam eden bu savaşta suçlu kim? Suç aslında hepimizde. Ama en çok da seçimlerden sonra balkona çıkıp “ iki kişiden birinin oyunu aldım” diyen Başbakan Erdoğan’da. Öyle ya iki kişiden biri oy vermiş ise Cumhuriyet ile yaşıt Kürt sorununu çözmekte onun boynunun borcu değil mi?

Kürt sorunu samimi olarak çözülecek ise çifte standardı bir yana koymalıyız. Vicdan ve insanlık devreye girmeli. Herkesin Türklerin, Kürtlerin ve özellikle Başbakan Erdoğan’ın vicdanı devreye girmeli. Yüzde 50 oy böyle bir tarihi sorumluluk ve devlet adamında olması gereken kararlılık olmalı. Böylesi kritik anlarda tuzağa düşmeyen, barışın diliyle konuşan bir Başbakan olmalı.

 

Kürtlere, BDP’ye saldıran yazar bozuntusu ve TV yorumcuların sözlerine kanmayan bir devlet adamına yaraşır bir Başbakan olmalı. Çünkü bazı köşe yazarları ve TV yorumcuları sürekli “ Kürtler konuşsun” “ ne istiyorlar söylesinler” deyip duruyorlar.

 

Kürtler “ çılgın Türklerin” sözcülüğünü yapanların değil, 18 yaşında bedenini ateşe veren üniversiteye hazırlanan genç kızın duyarlılığını bu hükümetten, Başbakan ve devletten bekliyor. Son gelişmeler ve aileden kaybedilen öz amcasının cesedi üç ay önce toplu mezarda çıkmış, ağabeyi PKK saflarında olan Muş Bulanık ilçesinde Lise’yi birincilikle bitiren Evrim Demir evinin bahçesinde bedenini ateşe vererek yaşamına son vermişti.

 

Evrim arkasında şöyle bir mektup bırakmıştı: “ Bu eylemle barışın sesi olmak istiyorum. Kin kanla temizlenmez. Kan kanı getirir. Kürt halkı sınırları önemsemiyor, devleti önemsiyor. Çünkü bir devlet, bir toplum var. Bir toplumu dili, kültürü ve tarihi var eder. Bizim sınırımızı kültürümüz çizecektir. Kültürümüz Tarihimiz ve dilimizdir. Biz kardeşiz ama ‘ haklarınız yok, Kürt sorunu yok ‘ denilirse, bizde tüm gücümüzle bu hakları savunuruz ve isteriz. Bütün zorluklara rağmen 36 Milletvekili seçildi fakat bir Milletvekilimiz düşürüldü. Benim sesim hukuk adı altında susturuluyor. Böyle hukuksuzluğu kabul etmeyeceğiz. Hatip Dicle ve diğer tutuklu vekillerimiz onurumuzdur.

 

AKP hükümeti bizi kandıracağını sanıyor. Biz Kürtçe söyleyip oynamak değil statü istiyoruz. Biz kendi kendimizi yönetme hakkını istiyoruz. Biz var olduğumuzu ve bir bütün olarak kabul edilmek istiyoruz. Ben bölücü, terörist de değilim, ben bir Kürdüm. Bölücülük adı altında Türk halkı korkutuluyor ve korku imparatorluğu inşa ediliyor. AKP – MHP çok net bir şekilde bunu kullanıyor. Türkiye halkı bizi anlamalı…

 

Kürt halkı Bedirhanlardan, Şeyh Saitlerden ve Seyit Rızalardan gelir. Kürt halkı bunu nesillerden nesillere evlatlarına anlatır. Daha çok şey yazmak isterdim. Fakat artık gerçekle bütünleşme ve var etme zamanıdır. Tüm Türkiye halklarına, savaşlarda evlatlarını kaybetmiş tüm anneleri, babaları, özellikle Amed ve Hakkari halkını kucak dolusu selamlıyorum.”

 

Evet liseyi birincilikle bitiren Evrim Demir’in son sözleri bunlar: “ Kürtler konuşsun” diyerek ahkam kesen köşe yazarlarını tatmin edecek mi? 18 yaşında bir Kürt genç kızın ölmeden biraz önce yazdığı samimi Kürt manifestosunda “ kan kanla temizlenmez”; “ Barışın sesi olmak istiyorum”; “ Kan kanı getirir”; “ devleti önemsemiyorum, çünkü bir devlet, bir toplum var” ; “sınırımızı kültürümüz çizecek” ; “ Ben bölücü, terörist değilim.”

 

Sizler için gerçekten ne ifade ediyor? 18 yaşında bir Kürdün konuşması, hem de ölüm kararını vermiş genç bir kızın samimi arzuları sizleri tatmin etmiyor ve inandırıcı gelmiyor mu? Gelmiyorsa bu sorun asla bitmez, gençlerin kanı sürekli akar.

 

Ben Türk sivil toplum kuruluşlarının, aydınlarının, yazarların, siyasi yorumcuların, partilerin; özellikle Başbakan ve hükümet üyelerinin bu genç kızın son nefesini vermeden yazdığı samimi dileklerinin bazı kelimelerine katılmazlarsa bile; bütünlüğü içinde yazdıkları ve söylediklerini çok ama çok iyi analiz etmelerini bekliyorum, istiyorum.

 

İyi analiz ederlerse 30 yıllık kanlı kardeş kavgasının nasıl sonlandıracaklarına dair yolu da bulurlar. Kürtlerin gerçekten neler ile tatmin olup bu sorunu bitireceklerini de anlayabilirler. Artık “Kürt sorununda” şurada yanlış yaptık demeleri ve daha fazla kan akmaması için özeleştiri yapmalarının ve önlem almalarının zamanı gelmedi mi?

 

Türkiye halklarından da provokasyonlara, galeyanlara, hezeyanlara kapılmadan barış ve kardeşlik için daha insaflı, mantıklı olmalarını bekliyoruz. Kürtlere karşı yapılan ırkçı davranışlara; vurma, kırma, dökme taşkınlıklarına; “halkın öfkesini anlamalısınız” edebiyatına; BDP binalarına saldırı gibi geçmişte utanç duyduğumuz; ilerde pişman olacağımız kışkırtmalara itibar etmemeliyiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum