Umuda Giden Yol!

Kayıp Atlantis gibi bir yer burası. Onun üstünde tonlarca ağırlıkta su yığılmış,buranın üstüne ise insanlığın süpürdüğü tozlar yığın olmuş.(Ki fazla iyimser baktım bu kelimeye "insanlık" burada bize yönelik tutuma karşılık)

 

Asırlık bir kütüphane gibi. Onu tozlu raflarından çekip alacak  bir kurtarıcı bekliyor. İçindeki cevherin değerini yansıtmak için aleme.

 

Dağ devirenler derlerdi eskiden Hakkari"m için. Dağ devirenler.... Dağ kurtları....

 

Eskiden olmayabilir ama şimdilerde gerçekten dağlar devriliyor halkımın önüne hem de bir bir. Şimdi dağ devirenlerin torunları zor anlar yaşıyor. Geçmiş zamanlarda kimsenin,hiçbir gücün baş eğdiremediği o halkın torunları şimdi bir yol çalışması hikayesine boyun eğmiş durumda.

 

(Yol bittiğinde kocaman bir oh çekip,şehrin girişinde sorunsuz gelecek olan araçları,sağ salim gelecek dostları,akrabaları karşılayacağımızı umut ederek halaya duracağız:türkülü,stranlı, kadınlı,erkekli... Zılgıtlar eşliğinde...)

 

Bir yer düşünün! Sadece bir tek karayolu girişine sahip. Ve tabi bir tek çıkışa. Hakkari" herhalde buna tek örnek teşkil edebilecek bir yer.Meşhur Zap Vadisi"nin  keskin virajlı karayolunda yolculuk etmenin ne denli zor bir şey olduğunu  bir biz biliriz. Bırakın kışını,ayazını bu şehrin yazın ortasında bile o yollarda yolculuk etmek can burunda yaşamaktır.

 

Bizi ve yaşadıklarımızı bir biz bilir anlarız.

 

Son üç yıldır Hakkari"ye girişi sağlayan tek karayolunda  genişletme çalışmaları yapılıyor. Amaç:Yolun genişliğini arttırıp Zap Vadisi"ndeki keskin virajlarda meydana gelen kazaları en aza indirgeyip halka rahat ve güvenli yolculuk  imkanı sağlamaktı. Ama bu amacın tam tersi durumlar oldu. Eskiden bu yollarda yolculuk eden insanların tek korkusu vardı:Zap Nehri.... koynuna aldığı hiçbir canı geri vermeyen amansız bir sevdalıydı o. Şimdi yolculuklarda insanları korkutan karabasan  başka bir korku doğdu:Gevşek kaya tabakaları....

 

Genişletme sırasında kaya tabakalarını kırmak için kullanılan patlayıcıların etkisiyle gevşeyerek asılı kalan kayalar zamanla feci kazaların habercisi gibi sessizce bekliyorlar.

 

Bu yörenin yer şekillerinin ne kadar sert bir yapıya sahip olduğunu biliyoruz. Fazla zorlu bir yapı.ama şu tarafı göz ardı etmemek gerekiyor burada alternatif başka bir yol yapılmadı. Güzergah değişmeyince de umut yolu ölüm yolu oldu. Azrail en çok buralarda kendini gösterir oldu.

 

Bu yol hiç bitmiyor. Yılarını,canlarını aldı Zap"ın kayaların göğsüne katarak bu şehrin.ve bu yolun UMUDA GİDEN YOL olduğunu da hiç sanmıyorum.

 

Bundan bir iki gün önce yine yol çalışmasında patlatılan dinamitlerin etkisiyle inen kaya parçaları yolu ulaşıma kapadı. Yağmur yağıyordu o gün. Geçmişte başka hiçbir gün yağmadığı gibi... Ve zamansızdı gelişi yağışın. Şehrimin karla kaplı olması gereken zamanlarında davetsiz bir yağıştı o yağmur. Sanki gelecek olan felaketin bas bas bağıran sesini bastırıp duyulmasını görülmesini engellemek istiyordu o gün.

 

Araçlar patlatılan dağın öbür yakasında kalmış şehre giriş çıkış yapılamıyordu. Saatlerce beklenildi belki açılır umuduyla. Ama yağmurun ve patlayıcıların etkisiyle düşen tabaka öyle  küçük bir şey değildi. Ve kaldırmak günleri alacaktı. Evinden,ailesinden bi haber beklediler yolun arka tarafında. Sonra karar verildi tabakanın üstünden karşıya geçilecekti. İnsanlar araçlardan inip  karşıya geçmeye hazırlandılar. Kiminin kucağında çocuğu,kiminin sırtında saatlerdir bekleyen  hastası vardı. Ve karşıya geçildi kafileler halinde. Zaman geçtikçe  yağmur yoğunlaştı. Ve tabakalar gevşedikçe gevşedi. En sonunda korkulan şey oldu. Ve biri düşen kayaların etkisiyle uçuruma yuvarlanıp hayatını kaybetti. Dört çocuk babası koca bir ailenin tek erkeği,geçimi sağlayan tek adam... o gün onunla beraber ailenin de her şeyi o uçuruma yuvarlandı...

 

Dağ devirenlerin üstüne dağlar devrildi bir bir....

 

Evim Depin mevkine 7 km uzaklıkta. Şehrin girişine paralel  bir yerde. Belki yüzlerce kez tanık oldum.Saatlere,günlere varan yol kapatmaları ve yüzleri aşan araç kuyruklarına.  Araçlar yolda birikip kuyruklar uzadıkça umudun bu şehir halkından çalınıp canice katledildiğini fark ettim. Hem de gözlerinin önünde...

 

Ve aynı cümleler gezinir durur hala buralarda. Dışarıdan bu şehre at gözlükleriyle bakmaktan vazgeçmeyen insanlar hep aynı cümleleri sarf etmekten bıkmadı. Ki biz o cümleleri duymaktan, o bakışları görmekten bıkıp usanmıştık artık.

 

"Devlet size hizmet veriyor. Bakın yolunuz yapılıyor. Ödenekler geliyor. Gözünüz doysun be. Doyumsuz......." kaç kez kaç insandan duymuşumdur bunu buradaki her kes gibi bende.

 

Doğrudur. Yol geliyor. Bizden bir çok iyi,güzel şeyi alıp giderek. Ama ben bu güne kadar bu şehirde teşvik edici bir yatırım görmedim. Hani barajları,fabrikaları bu şehrin? Hani istihdamı?

 

Şunu yazmadan geçemeyeceğim bir şey var. Bu şehirdeki insanlar ülkenin geri kalan insanları gibi hatta iddia ediyorum daha iyi ve dürüstçe vergisini ödüyor. Devletin her vatandaşına koymuş olduğu yükümlülüklere bizde uyuyoruz. Ve ödediğimiz vergilerin bize hizmet olarak geri gelmesi bizim hakkımız. Kimsenin gözü olmasın onda. Zaten demokratik cumhuriyet ilkesinde buna sahibiz.

 

 Devletler, hükümetler başında oldukları halka   hizmet etmek zorundalar. Ki zaten bu amaç doğrultusunda şu an mecliste 550 kişi oturuyor. Hizmet ve daha iyi bir yaşamı bize sunmakla yükümlüler. Ve o yatırımları hiç biri babasının hayrı için kendi cebinden vermiyorlar...B u bir hayır işi gibi gösterilmesin, aksine her kes gibi buranın insanın da hakkı olan şeyler bunlar.

 

"Kendi paramızla sürünüyoruz" demişti biri bana. Galiba şu an içinde olduğumuz bu durumu açıklayabilecek en iyi cümlede bu. Halkım,memleketlim ödediği vergiler ona hizmet olarak dönünceye kadar bunu yaşayacak gibiler.

 

Geçtiğimiz günlerde düşen kaya parçaları yüzünden hayatını kaybeden Emin Kanat"a Tanrıdan rahmet,ailesine sabır diliyorum......

Önceki ve Sonraki Yazılar