İhsan Çölemerikli

İhsan Çölemerikli

Tuşba öldü, yaşasın efendileri!

Van’da 23 Ekim günü meydana gelen 7.2 şiddetindeki depremin ardından, 9 Kasım’da 5.6 şiddetinde ikinci bir deprem gerçekleşti. Birinci depremde kısmen hasar gören evimiz, ikinci sarsıntıda içinde oturulamaz duruma geldi. Biz o evi yapan kooperatif yönetimine tam 10 yıl ödeme yaptıktan ve eksikliklerini kendi olanaklarımızla tamamladıktan sonra içinde oturulur duruma getirmiştik. Sonuçta evde oturma süremiz ödeme süresinden daha az oldu. Yani evimizde 8 yıl oturabildik.

Evimize uğrayanlar bilirler, sıradan bir barınaktan ziyade, dar olanaklarımızla onu bize enerji veren, geçmişimize bağlayan bir çelik halata dönüştürmüştük. Evin dört yanını bana yazmak için ilham kaynağı olan kültürel değerlerle süslemiştim. Evimize uğrayıp ta görenler onu küçük bir “müze” olarak tanımlıyorlardı. Evimizin salonunu, yüzeyleri tavus kuşu motifleri ile süslenmiş Hakkari yöresinin cevizlerinden yapılan ve üzerinde yaklaşık olarak 40 kişinin rahatça oturabileceği kanepeyi, yine Hakkari çevresindeki en yetenekli kilim ustalarının, aylarca süren emekleri sonucu yaptıkları kilim yüzlü yastık ve minderlerle kaplamıştık.

Evin ceviz kaplamalı duvarlarına yerleştirilen Mezopotamya uygarlıklarının geçmişinde büyüklüğün, gücün, vefanın, dikkatin ve inancın simgesi olan aslan, boğa, at, kartal ve tavus heykelleri izleyenleri yıllar öncesi Zagros’lara götürüyordu. Hubişkia Krallarının yağlı boya ile yapılan stelleri, Ehmede Xani’nin portresi ve heykeli, Uzakdoğu yapımı büyük ahşap kadın heykeli konukların beğenisini kazanacak şekilde sergilenmişti.

Yapılan özel köşede, Rus yapımı 170 yıllık büyük semaveri farklı il ve ülkelerden getirdiğim bronz-pirinç aksesuarlarla süslemiştim. Basık ceviz masamızın üstüne Urartu Medeniyetinden esinlenerek bakır kaplar, mumluklar yerleştirmiştik. Yine köşelere monte edilen ve Urartu niş’lerini hatırlatan kapalı raflara da antika değeri olan eşyalar geometrik bir biçimde dizilmişti. Duvara asılı ters lale motifli kilimimizin ince örgüsü, Hakkari yöresi el sanatlarının tartışılmaz üstünlüğünün adeta canlı bir kanıtıydı.

İnançlar arası hoşgörüyü egemen kılmak için İslam’ın Kutsal Kitabı Kuran’ın ceviz kutu içindeki duruşu, Urartu baş tanrısı Haldi’nin sanat harikası mızraklı heykeli, Zerdüşt Peygamberin İran’ın Belh kentinde bulunan ve bilgenin saygın duruşunu yansıtan heykelinin çerçevelenmiş fotoğrafı, tavus kuşunun pirinçten yapılan heykeli konuklarımızın dikkatini çeken bir inanç tablosuydu.

Tüm bu aksesuarlar, tabanının tamamını kaplayan ve üzerine İran mitolojisinin ünlü aktörlerinin işlendiği el dokuması halıya, yerlerinde tutkun aşıkların bakışlarıyla uslu uslu bakıyorlardı. Kısacası evimizin salonu, beni geçmişe bağlayan ve yazarken hatırlayamadığım konuları hatırlatan, üç kitabımın da önemli bölümlerini yazdığım bir güç ve ilham kaynağıydı. Evimiz bu farklılığıyla Roj Tv, Kürdistan Tv, Kurdsat, Kurd 1 ve birçok televizyon yapımcısının programlarına konu oldu. Ailece çok güzel günlerimize beşiklik yaptı.

Bir bölümünde içinde onlarca seçkin eser bulunan kitaplığım vardı. Van’da çoğu kez kendimi dostsuz ve arkadaşsız hissettiğimde hemen kitaplığıma sığınıyordum. Sümer’den bu yana Mezopotamya ve dünya uygarlığını konu alan birçok eseri birkaç sıradan oluşan raflarına sıkıştırmıştım. Heredot’tan Ksenephon’a, Mehmet Uzun’dan Amin Maalouf’a dek birçok ünlüyü görmek mümkündü ceviz raflı kitaplıkta. Ben ve çocuklarım renkli ve sıcak yuvamızı yaparken bir kanatlının Van Kalesi’nin güneye bakan uçurumlu kayalığın ulaşılmaz yamacına yuva yaptığı gibi azimle ve özenle çalı-çırpı taşıyarak yapmıştık.

Kürt halkının amansız doğa koşulları ve siyasi inkarcı baskılar karşısında yüzyıllardır yaptığı barınaklar hep yok olmuştur. Tarihe baktığımızda rahat ve huzur içinde yaşayan üç kuşak olmamıştır. Sadece Hakkari’de 1915–1990 yılları arasında geçen 75 yılda coğrafya üç kez insanlardan arındırılmıştır. Şimdi de Van’da doğal depremin yarattığı göçler gündemde. Biz de bu depremzedelerden bir aile olarak kışı İzmir’de geçirmek durumunda kaldık. Ailece çok sevdiğimiz Van’dan uzakta İzmir’de kışı geçirmekten başka bir seçeneğimiz yoktu.

Ben bu yıl Van’ın Urartu dönemini kapsayan parlak ve ihtişamlı tarihini yazdım. Birçok etkinlikte onun geçmişini, stranlarını, olağanüstü doğal güzelliklerini ve yetiştirdiği değerleri tanıttım. Sarduri’lerin, Argeşti’lerin, Rusa’ların “efendisi” olmakla övündükleri ve bu övgülerini kayaların bedenlerine işledikleri TUŞBA kenti bizim için yerleşim alanı olmaktan ziyade kutsal bir mekandı. İ.Ö. 685–645 yılları arasında Urartu tahtında oturan Kral II. Rusa bugün Ayanıs olarak bilinen kaleyi Van Gölü’nün mavi ve berrak sularına yakın olduğu için bir sayfiye merkezi olarak yaptırmıştı. Son otuz yılda kentin üzerinde kurulduğu tepede yapılan kazılarda ünlü Rusahinili’nin (Ayanıs) de deprem sonucu yıkıldığı tespit edilmiştir. Yani Kral Rusa’nın kuşağı da Tuşba’nın (Van) güzelliklerinin tadını alamamıştı.

Artık Tuşba Kalesi’nin eteklerinde sıcak bir barınağımız yok. Ama orada yaşayan tanıdıklarımız, yakınlarımız ve çileli halkımız var. Van’a yeniden kavuşmak, ömrümüzün kalan yıllarını orada geçirmek, bireyi olduğumuz halkımızla yan yana yaşamak temel dileğimizdir. Bu arzumuzu hayata geçirmek için Zagrosların yüksekliklerinde, insansızlaştırılan platolarımızda, Zap Vadisinin derinliklerinde kurumuş dalları, otları, talaş parçalarını yeniden toplamaya çıkacağız. Oralarda da kırıntı bulmak güç. Ancak koşullar ne olursa olsun yaşamı Tuşba’da sürdürmeye kararlıyız. Mezopotamya düzlüklerinden gelen hacı leyleklerin yaz aylarında Yüksekova Ovası’nın Serdeşt mevkiinde elektrik direklerinin tepesinde canları pahasına yaptıkları yuvanın bir benzerine kavuşmak zaman alacaktır. Yaşam mücadelesini sürdürsek bile, kanatlarımızın yuva kırıntılarını taşıyamayacak kadar güçsüzleştiğini itiraf etmek durumundayım.

İnsan böylesine zor günlerde gerçek dostlarını daha iyi fark edebiliyor. Arayan dostlarımız oldu. En içten ve sıcak öneriyi İstanbul’da oturan Tamşen ailesinden aldık. Çocukluk arkadaşım, yeğenim, kardeşim Nazif Tamşen İstanbul Silivri’deki döşenmiş evini bize tahsis ettiğini söyledi. Ancak kışı İzmir’de oturan çocuklarımızın yanında geçirmeye karar verdiğimizi ve bu teklifinden dolayı şükranlarımızı arz ettim. Bu acı günümüzde bizleri arayıp yalnız bırakmayan tanıdığımız-tanımadığımız tüm dostlarımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunarken depremi yaşayan halkımıza geçmiş olsun dileklerimi iletmek isterim.

Geçirdiğimiz sarsıntıdan dolayı Yüksekova Haber Sitesindeki yazılarımda aksamalar olabilir. Sevgili Necip ve Erkan Çapraz’a, İrfan Sarı’ya ve diğer site çalışanlarına, okuyuculara selam ve saygılarımı yolluyorum. Onurlu uğraşlarında başarılar diliyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
9 Yorum