M. Latif Yıldız

M. Latif Yıldız

Türk medyasına bir şeyler oluyor

1971 yılından beri günlük tutarım. 25 yıldır gazete kupürleri ve internet ortamında Kürt sorunu konusunda bazı haber ve yazarları toplarım. Belki bir gün bu sorun çözülür de bir kitap yazarım diye. Ne yazık ki egemenler ve Türk medyası bu satırları yazdığım ana kadar bana bu fırsatı vermedi.

25 yıldır “Kürt sorunu” ve etrafında olup bitenler konusunda Türk medyasının büyük çoğunluğu inkâr ve imha çerçevesinde milliyetçi, militarist, ulusalcı, ırkçı görüş ve çözümden başka öneri getirmedi. Ümidimi yitirmiştim ki artan olaylara rağmen son günlerde medyada bazı isimler şaşırtan görüşler ortaya atıyorlar. Şayet iyi polis, kötü polis rolü değilse ve samimiyet varsa “Türk Medyasına bir şeyler oluyor!” diye umutlandığımı itiraf edeyim.

Nasıl mı?

2 köşe yazarının işlediği konuları yerim elverdiği kadar gündeme getirerek sizlerle paylaşmak ve “Bir şeyler oluyor mu, olmuyor mu?” görüşümü takdirinize sunmak istiyorum.

BAYDEMİR’İ ANLAMAYA ÇALIŞMAK

Radikal gazetesinden Tarhan Erdem’in yazısıyla giriş yapalım.

5 Ağustos 2010 tarihinde yazdığı “Baydemir’i anlamaya çalışalım” başlıklı yazısında bakınız neler yazmış:

“Baydemir; “…Peki demokratik müreffeh bir Türkiye nasıl olacak?” diye sorduktan sonra devam ediyor; “Özerk Doğu Karadeniz olacak, Özerk Orta Karadeniz olacak, aynı zamanda Özerk Kürdistan olacak”.

Sonra özerkliği anlatıyor: “Demokratik özerklik projesinde TBMM var. Asla buna bir itiraz yok. İstiklal Marşı okunmaya devam edecek. Türk bayrağı Türkiye’de dalgalanmaya devam edecek buna da hiçbir itirazımız yok. Ama bununla birlikte her bölgede, bölgesel parlamento olacaktır. Bölgesel parlamentolardan bir tanesi de, Kürdistan Bölgesel Parlamentosu olacak”.

…Baydemir, Avrupa Yerinden Yönetimler Özerlik Şartı’nın öngördüğü, bütün uygar ülkelerdeki yönetim modelini anlatmaktadır.

…Onun sözlerini anlamaya çalışmayı yararlı görüyorum! “

* * *

BAŞINI KUMA GÖMEN DEVLET

Fatih Çekirge 31 Temmuz 2010 da “ Başını kuma gömen devletin tarihi hatası” ile şaşırtan ve Türk Medyasına bir şeyler oluyor dedirten ilk yazısında şunları yazmıştı:

“Başını kuma gömen bu devletin tarihi hatasındadır... Nasıl mı?”

Biraz geriden başlayarak anlatayım...

Ellerindeki pankartlarda; “halkların kardeşliği” yazıyordu...

Aralarında öğrenciler, doçentler, profesörler, işçiler vardı. Yürüdüler, sokakları geçtiler, Kızılay Meydanı’na geldiklerinde polis önlerini kesti... İlk copu “halkların kardeşliği” pankartını taşıyanlar yedi...

Polis öylesine dövdü ki... Sonra gözaltılar, işkenceler...

Peki, “Halkların kardeşliği” pankartını niye taşıyorlardı?

1970’li yıllardı. Doğu ve Güneydoğu’da Kürtlere yönelik bir “etnik tahrik mekanizması” işliyordu. Ve bu mekanizma özellikle gençleri ciddi şekilde etkiliyordu. Buna karşı Kürt kimliğini reddeden, hatta o kimlikte direnmeyi anarşi olarak algılayan bir devlet vardı. O dönemin aydınları da çare olarak Kürt halkının varlığının kabul edilmesini ve etnik milliyetçilik yerine kardeşçe bir yaşamı öneriyordu...

Pankartın mesajı şuydu:

“Türk ve Kürt halklarının varlığını kabul ediyoruz. Ama bu bir etnik milliyetçiliğe dönüşmemelidir.”

…Niye açılıyordu bu pankart... Bir mesajdı. Bir uyarıydı. Halktan, aydınlardan, sokaktan gelen bir uyarı... Silah yoktu, mayın yoktu, dağa çıkma yoktu. Yalnızca bir uyarı...

Ama ne yazık ki, kafasını kuma gömmüş olan devlet bu mesajı anlamadı. Ankara’da gösterişli makam araçlarından inen kelli felli adamlar “Devlet büyüktür” nutukları attılar. Askerle, polisle bu tartışmayı bastırdılar...

Pankartları okuyacağına pankartı taşıyanı dövdüler, hapsettiler..

Üniversiteleri sindirdiler. Öğretim üyelerini kırdılar, soran, düşünen sorgulayan öğrencileri biçtiler...

Ve bu av öyle bir hal aldı ki, bir ya da iki kuşağa karşı bir “zihniyet soykırım”ına dönüştü... İki kuşak koptu birbirinden...

İşte şimdi bugündeyiz. Ve pankart açmak ne kelime, kan kusuyoruz. Ve şimdi o devlet bir zamanlar, dayaktan, elektrikli işkenceden geçirdiği o pankartın yanına geliyor...

Ve hiçbir şey olmamış gibi, 30 yıl önce dayaktan kırıp geçirdiği “halkların kardeşliği” pankartının altına girip “kardeşlik projesi” diyor....

Ama böyle içi boş kardeşlik olmuyor.

Bakıyorum şimdi Hatay’daki olay için de ‘Kökü dışarıda’ ve ‘Provokasyon’ diyor.

Yani hâlâ görmüyor. Anlamıyor...

Bastırarak, susturarak, hapsederek, yol keserek olmuyor...

Devletin tarihi sağırlığı işte böyle bir şey.

Avazınız çıktığı kadar bağırsanız, o sağır kulak duymuyor...

* * *

SİZDEN KORKMUYORUM ÇÜNKÜ…

Ve Fatih Çekirge’nin 3 Ağustos’ta “sizden korkmuyorum çünkü…” başlığı ile 2. yazısına göz attığımızda çok farklı, çarpıcı açıklama ve söylemler ile karşılaşıyorsunuz:

YILLARDIR göğsümüzü yumrukluyoruz...

Ağzını açana, soru sorana, bir farklılığı konuşana, “Şöyle de bir şey var” diyene damgayı vuruyoruz...

Bölücü, hain... Vatan haini... Satılmış. Kanı bozuk, İşbirlikçi...

İşte böyle korkuttular bizi... Ve bu korkuyla 25 yılda Türkiye’yi bir “dikenli tel Cumhuriyeti”ne çevirdiler...

Kim soru sorduysa vurdular... Korkuttular bizi...

Ve geldik bugüne...

ŞEHRE GİREMEZSİNİZ VEKİL BEY

Bu korku takvimi yüzünden şu içine düştüğümüz çelişkiye bir bakın...

Meclis’te grubu bulunan bir partinin genel başkanı ve bazı milletvekilleri Hatay’daki olayları incelemeye gidiyorlar... Ama valisi, askeri, polisi barikat kurup engelliyor.

Siz ne derseniz deyin, BDP bu ülkenin Meclis’te grubu bulunan bir siyasi partisidir.

Yani seçilmiştir ve meşrudur... Birinden birisine inanacağız. Meclis ya vardır ya da yoktur...

İster kızın, ister delirin. İster sinirden çıldırın ama manzara bu...

Ve soruyorum:

“Üniversitelerimiz neden susuyor.”

- Sivil toplum kuruluşları nerede? Nerede TÜSİAD, TOBB?

O yüzden diyorum ki:

Yalnızca silahla, olağanüstü hal ile çözemezsin. Halka güveneceksin, anlatacaksın..

Evet, bunları yazmaktan korkmuyorum çünkü bu memleketi çok seviyorum...”

Peki, bunları söylemek ve yazmak, Kürt sorununun gerçekten ne olduğunu anlamak için bu kadar zamanın geçmesi ve bu kadar canın toprağa verilmesi gerekiyor muydu?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum