M. Latif Yıldız

M. Latif Yıldız

Taş ve Tokat

Gazeteler yazdı TV’ler ekranlara taşıdı. Olaylar içinde kirlenen vicdanını temizlemek isteyen Ayhan Çarkın itiraflarda bulunurken bazı meslektaşları hala yalnız halka değil, seçilmiş milletvekillerine gaz bombası atıyor, tazyikli su sıkıyorlardı.

Olaylar sonucu keşke olmasın denilen taş, tokat ve şapka görüntüleri Türk medyası önderliğinde, iktidar, muhalefet bütün siyasetçiler ağız birliği etmişçesine gündemde tutuldu. Kürt sorununu tam da seçim öncesi kör düğüme bağlamak için siyasetin kamuoyunda oynamak istediği oyunu sanırım birçoğunuz anlıyor ve görüyorsunuz.

Libya ve Kaddafi’ye yapılan saldırıları ahlaksız ve ilkesiz görenler, ne hikmetse yıllardır her ortamda milyonların oyları ile meclise girmiş milletvekillerine ve halka uygulanan orantısız gücü görmüyorlar.

Milletvekillerin istemeden yaptığı “ keşke yaşanmasaydı” denilen bir gelişme olarak görsek bile; vekillere yapılanlar vicdanimidir? Batı’nın ikiyüzlülüğüne bu kadar kızıyorsak neden vatandaşa ve de milyon oylar ile seçilmiş Milletvekillerine reva gösterilenlere bir sefer olsun kızmıyoruz?

Ayhan Çarkın’ın “ne 100, ne 200” diyerek öldürdüğü Kürtlerin sayısının kendisinin dahi bilmediğini söylerken; kirlenmiş vicdanı temizlemek isterken pişmanlık duyuyor da milletvekillerine yapılanı görmeyen zihniyet değişmiyor. ( Devlet adına cinayet işleyen derin tetikçi vicdanını rahatlatmak isterken medya hemen adını deliye çıkardı, akabinde gözaltına alındı. Savcı adam öldürmekten tutuklanmasını istedi, hâkim serbest bıraktı.)

Yani gerçekten keşke olmamalıydı denilen taş ve tokat olayı sırf birkaç oy uğruna bu kadar büyütülmeli miydi? Yoksa Kaddafi gibi bir diktatörü etkisiz hale getiriyor diye ahlakçı kesilenler batılılar için başka, kendi Kürdü için başka ölçütleri mi var?

Devletin kendi vatandaşına zulmetme özgürlüğüne medya, siyasetçi, bürokrat, aydın, yazar, üniversiteler, adalet, güvenlik birimleri ve bizzat Türk halkı ne zaman Ayhan Çarkın gibi birinin bile dile getirdiğini görerek tepki gösterecekler sormak lazım.

O coğrafyada her gün bölge halkına gözdağı veriliyor, sindiriliyor, baskı yapılıyor. Arapların özgürlük için baş kaldırdığı bir dönemde halk sindirilmek, susturulmak isteniyorsa; medya ve yönetenler Ayhan Çarkın gibi olayların içinde yoğrulmuş bir insan kasabı kadar da vicdanlı olamıyorsa Kürtler ne yapsın?

BDP’li kadın milletvekilinin kalçasını kırıyorlar, milletvekillerini tartaklıyorlar, kadın milletvekillerine gaz atılıyor, tazyikli su sıkıyorlar ama kimseden ses seda yok. Sebahat Tuncel sonunda bu ülkenin vatandaşlarının oylarıyla seçilmiş bir vekil. Şırnak’ın Silopi ilçesinde “yürümeyeceğiz” dediği halde tazyikli suya maruz kalmış, gaz bombasıyla bacağından yaralanmış. Provoke edilmiş, sinirleri gerilmiş, kontrolünü kaybetmiş, bir patlama yaşıyor; kontrolsüz polis şefine doğru hızla yürürken tokat gibi algılanan bir görüntü yansıyor.

Siz olsaydınız ve öyle bir şiddete maruz kalsaydınız ne yapardınız?  Nihayetinde bir kadın olan milletvekili uğradığı haksızlık sonucu sinirlerine hâkim olamayarak istenmeyen iki saniyelik bir görüntüye sebep oldu diye neredeyse linç edilecek. Bahçeli o elleri kırın diyor. AKP savcılara davetiye çıkartıyor. BDP’li vekil polis tokatlamış. Vay Kürt vay… Neden? Çünkü kadında olsa o vekil Kürt kökenli bir vekil öyle mi?

Bazı Milletvekili yaptığında iyi de, BDP’li Milletvekili yaptığında kötü. Gazetelere yansımıştı. Hac dönüşü iki AKP’li Milletvekili sınır kapısında bekletildikleri için polise tokat attıkları iddiasının görüntüleri ne hikmetse basına sızdırılmadı. Polisin tuttuğu tutanak valilik tarafından ortadan yok edildi deniliyor. Eh, onlar iktidar partisi vekilleri, onlar AKP’li! Ya diğerleri onlar BDP’li vekil.

Gazeteler yazdı. İzmir’de polis adayına tekme, tokat atan eğitim komiseri Şırnak’a tayin edildi. Neden mi? Mantık şu sinirlerini yatıştırmak mı istiyorsun; içindeki hıncını, enerjini boşaltmak mı istiyorsun, al sana ödül gibi bir ortam. Şırnak’ta tekme at, dayak at, döv, söv, gerekirse işkence yap demek için mi oraya tayin edildi? Öyle ya bu güne kadar uygulanan yöntem hep bu olmuştur.  Değilse niçin Konya’ya değil de Şırnak’a tayin edildi?

Başka bir şey, Türkiye’nin hemen her yerinde iktidarın arzulamadığı toplantı, gösteri, yürüyüş ve basın açıklamalarında kızlar tartaklanır; hamile kadınlara çocuğu düşürürcesine şiddet uygulanır fakat kimse yapılanı günlerce medyaya taşımaz. Ama tazyikli su, şiddet, tartaklama ve gaz bombalarına maruz kalan BDP milletvekilleri “olmamalıydı” dediğimiz bir davranışta bulundu diye haftalardır neredeyse ipe çekilecekler.   

Dilerim bu seçim arifesinde Ayhan Çarkın gibi vicdanları kararmış olanlar dâhil; Türk siyasetçileri, medyası, güvenlik birimleri, yöneticileri ve en önemlisi Türk halkı duygularını harekete geçirir, insafa gelir, Kürt sorunun gerçeği ile yüzleşir.

Ahmet Türk’ün “Kürtler panzerler altında çiğnenseler bile Gandi taktiği ile sivil itaatsızlıklarını demokratik bir tepki ile seslerini duyururlar” açıklamasının üzerinden 12 saat geçmeden eylemlere destek veren yüzlerce insan gözaltına alınıyor. Kürde sivil itaatsizlik de yasaklanıyor. Batman’da Bengi Yıldız, Ayla Akat Ata ve Belediye Başkan vekili sivil itaatsizlik eylemi sırasında o caddeyi bilinçli kullandıran polisten çok, kullanan Batman’lı sürücüleri halkın onları şiddetle kınadıklarını yazmadan geçemeyeceğim.

Çocukluğum ve gençliğim Hulusi Kentmen’in babacan polis tiplemesiyle geçti. 30 yıl polislerle iç içe gazetecilik yaptım. Türkiye’nin polisini hatırladığımız gibi görmek istiyoruz. Ama bölgede görev yapan bazıları istenmeyen görüntüleri veriyorlar. En önemlisi erkek polis diğer kadın milletvekillerine davrandıkları gibi davranmıyorlar. Bu hem ülkede, hem dünyada polisimizin imajını zedeliyor. Polisin asli görevi yalnız kamu otoritesi sağlamak değildir.

Aldığım terbiye, öğretmen olarak 30 yıl vatandaşlık dersinde verdiğim eğitim polisin günlük yaşamımızın her alanında en yakın dost olduğuydu. Geleneksel ve demokratik açıdan görevi vatandaşın temel hak ve özgürlüğünü; canını, malını, sosyal yaşamını güvence altına almak ve korumaktır. Vatandaşın Anayasal gösteri, yürüyüş ve haklarını kısıtlamak değildir.

Özel harekâtçı Kürt katili Çarkın’ın da ifade ettiği gibi; Kürtler ayrılmak istemiyor. Sadece özgür olmak istiyor, eşit vatandaş olmak istiyor, dili ve kültürü ile yaşamak için Anayasal güvence istiyor. Dünyanın bu güzel coğrafyasındaki bu topraklar Türk’e, Kürd’e, Laz’a, Çerkez’e, Süryaniye’e, Yezidi’ye, Ermeniye’e velhasıl yaşayan herkese yeter artar bile.

Kimse, ama hiç kimse siyasilerin sonunun Mübarek, Kaddafi gibi olmasını asla istemiyor/istemezler. Ama onlarda da dünya gidişatını gören öngörüye sahip olmalılar. Oy uğruna 72 milyonun arasına nifak sokmaktan, haksızlık yapmaktan kaçınmalılar.   

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
10 Yorum